20-05-2015
HUŞU İLE KILINAN NAMAZ
Huşu; kalbimizle, aklımızla, bedenimizle Allah’ın huzurunda tam bir teslimiyet göstermektir.

Tüm ibadetlerin makbuliyeti onu eda ederken bulunduğumuz ruh, ihlasımıza ve huşumuza bağlıdır.

İhlasla, samimiyetle, huşu ile, Rasûlüllah (s.a.s.)’in kıldığı şekliyle ikame edilen namaz, Rasulullah’ın istediği namazdır. “Muhakkak ki mü’minler kurtuluşa erdiler. Ki onlar namazlarında huşu içerisindedirler.” (Mü’minun Suresi; 1-2)

Mü’minlerin özelliklerinden bahseden bu surede kurtulan mü’minlerin birinci özelliklerinin namazlarındaki huşu olduğu belirtiliyor. Kurtulmak isteyen bir kimseye mü’min olmak yetmiyor. Mü’min olmakla birlikte namazlı olması da gerekiyor. Namazlı olması da yetmiyor huşu ile namazını ikame etmesi gerekiyor. Bu ayetteki huşunun anlamı Allah’a gönülden boyun eğerek onun huzurunda bulunulması acziyet ve alçak gönüllülük içerisinde kalbin titremesini ve tüylerin ürpermesini ifade eder.

Huşunun aslı kalpde fakat belirtileri bedende olan bir eylemdir. Kalbin huzur ve saygıyla dolması bedenin de sakin ve hareketsiz olmasıdır. Kalbin sadece Allah’la meşgul olup O’nun zikriyle huzur bulmasıdır. “Dikkat edin (uyanık olun) kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Ra’d Suresi; 28) Buradaki zikirden maksat namazı da içine alır. Çünkü namaz hakkında Cenab-ı Allah: “Zikrim olan namazı ikame et” buyurmaktadır. (Taha Suresi; 14)

Kur’an, bizim namazımızda ve hayatımızda huşu içinde olmamızı istiyor. Namazın bize kazandırması gereken huşûdan soruyor; “İnsanlar için hâlâ kalplerinin titreme ve Allah’ın zikrine (namaza) indirilen hakka (Kur’an’a) huşu (saygı) duyma vakti gelmedi mi? Ta ki bundan önce kendilerine kitap verilmiş sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar. ” (Hadid Suresi; 16)

Huşu ile kılınan namaz insanın kalbiyle Allah’a tazim, sena, itaat ve sevgisinin ifadesidir. Kişi tevazuyla Rabbine boyun eğerek bedenî hareketlerle yaptıklarını kalbiyle tasdik eder.

“Namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (Nisa Suresi, 103) ve insanlara hayatları boyunca sürdürmeleri emredilen çok önemli bir ibadettir.

Allah’ın vakit bildirerek bizleri namaza çağırdığı özel anlar her mümin tarafından şevkle beklenmeli ve o özel anlarda büyük bir istekle Allah’ın huzurunda durulmalı ve Allah’ın emri üzerine, huşu içinde bu ibadeti yerine getirilmelidir. İnsan huzur istiyorsa, hayatını namaza endeksleyecektir. Yani namaz endeksli bir hayat yaşamalıdır.

İnsanların çoğu randevularına karşı son derece titizdirler. En güzel ve en temiz giysilerini giyerek tam zamanında söylenilen yerde olmak için ellerinden geleni yaparlar. Ancak aynı titizliği namaz vakitlerinde gösteremedikleri çok açıktır. Çoğu zaman işler bahane edilir ve vakit bulunamaz ya da işlerin arasına sıkıştırılıp özensiz bir şekilde kılınıp günlük koşuşturmacaya devam edilir. Ancak; “(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz” (Nur Suresi, 37) ayeti, bize namazın ve diğer ibadetlerin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Hiçbir iş ya da eğlence namazdan ve Allah yolunda yaşamaktan daha önemli değildir.

Bu tabloda göze çarpan çok önemli bir gerçek vardır: İnsanlar genellikle Allah rızasını gözetmek yerine kendi nefislerine hoş gelen bir hayatı yaşamayı ve dünyaya sımsıkı bağlanmayı tercih ederler. Bu büyük gafletten ancak ölüm melekleriyle karşılaştıklarında uyanacak olan bu insanlar, hayatta sahip olduklarını sandıkları her şeyi geride bırakıp gerçeklerle yüzleşeceklerdir. ‘Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık.’ (En'am Suresi, 27) Kuşkusuz bu büyük bir pişmanlık olacaktır. Ancak dünyaya geri dönüş mümkün olmadığı ve son anda yapılan tevbeler kabul edilmeyeceği için sonsuz bir cehennem azabı dünyada gaflet içinde yaşayan insanlar üzerine hak olacaktır. Şeytanın boş vaadlerle Allah’ın yolundan alıkoyduğu bu insanlar Allah’a kul olmak yerine nefislerinin ve şeytanın esiri olmalarının bedelini şüphesiz çok ağır ödeyeceklerdir. Dünya hayatında insanlara boş vaadler veren şeytan, O gün geldiğinde kendisine uyan insanlara ‘Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da korkuyorum’ (Enfal Suresi, 48) diyerek aslında ne kadar büyük bir hata yaptıklarını hatırlatacaktır.

İnsanları bu gafletten kurtaracak tek yol Allah’ı sıkça zikretmek ve Allah rızasını arayarak yaşamaktır. Namaz kılmak bu yolda yapılacak en önemli ibadetlerden biridir. Bu yüzden namazı huşu içinde kılmak ta son derece önemlidir. Bu özel anlarda şeytanın fısıltılarına kulak vermek yerine tüm kalbimizle Allah’a yönelmek en güzel ve en doğru hareket olacaktır.

‘(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez.’ (Nisa Suresi, 120)
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com