06-06-2015
ZULMÜN 26. YILI (1)
Bundan tam 26 yıl önce idi. Komünist diktatör Todor Jivkov, Bulgaristan’da Türklere karşı şiddetli asimilasyon hareketi başlattı. Türklerin isimleri zorla değiştirildi. Direnenler vahşice dövüldü ve şehit edildi. Hatta bu günahsız insanlar vagonlara doldurulup anavatan Türkiye’ye gönderildi. İşte 26 yıl önce yaşanan bu insanlık dışı zulmün yıldönümü. Halk arasında hafızalara acıklı “Mayıs Olayları” diye kazınan bu insanlık dramının yıldönümü. Mayıs olayları, Hak ve Özgürlük Hareketi’nin (HÖH) ülke genelinde düzenlediği toplantılarla anılıyor.

İsimleri Bulgar isimleriyle değiştirilen, ana dillerini konuşmaları yasaklanan, gözaltında ağır işkenceler gören Bulgaristan Türkleri son çırpınışlarını sergileyen komünizmden kaçtılar. Oysa komünizmle tanıştıklarında bu yeni rejimin benliklerini yok etmeye çalışacağı akıllarının ucundan dahi geçmemişti. Bulgaristan'ın 2. Dünya Savaşı'na Almanya'nın yanında katılmasının ardından, Sovyetler Birliği ülkeyi işgal etti. Faşist rejim devrildi, yerine komünizm geldi. Artık idare Sovyet destekli Vatan Cephesi'nin elindeydi.

Bulgaristan'daki Türk azınlığı, taleplerinin yerine getirileceği sözünü veren Vatan Cephesi hükümetini destekliyordu. Ancak iktidarın Bulgaristan Komünist Partisi, yani BKP'ye geçmesiyle rüzgar birkaç sene içinde tersine döndü. BKP'ye göre azınlıklar üniter sosyalist yapının önündeki en büyük tehlikeydi.

Asimilasyon çalışmalarına Türk azınlığının eğitim seviyesinin yükseltilmesiyle başlandı. Eğer Türkler komünist eğitim sisteminde daha uzun zaman geçirirlerse, sosyalist değerleri benimsemeleri daha kolay olabilirdi. 1943-44 öğretim yılında 424 Türk okulu, 871 öğretmen ve 37.335 öğrenci bulunurken, 1949-50 yılında bu rakamlar değişti. 1.199 Türk okuluna, 3.307 öğretmene ve 105.376 öğrenciye yükseldi.
BKP, Türk azınlığının dini yaşamına ve geleneksel kıyafetlerine de müdahale etti. Medreseler ve kuran kursları kapatıldı. Başörtülü Türk kadınları baskı altında kaldı. Bulgaristan Türkleri huzursuzdu.

1934'e gelindiğinde resmi rakamlara göre 618 bin Türk, nüfusun yalnızca %10'unu teşkil ediyordu. Bu bir azınlık grubu için önemli bir rakamdı. Eğer azınlığın sayısı azaltılırsa asimilasyon daha hızlı ilerleyebilirdi. Bulgar hükümeti Türkiye'ye bir nota vererek sınır kapısını açmasını istedi. 1950-51 yıllarında 154.393 kişi Türkiye'ye göç etti.

Göçler bununla sınırlı kalmayacaktı. Göçmenlerin Bulgaristan'da kalan akrabalarının yüksek ulusal dirence sahip olduğunu düşünen komünist rejim, Türkiye ile Yakın Akraba Göçü antlaşması imzaladı. Böylelikle, 1968'den 1978'e kadar 130 bin kişi daha Türkiye'ye göç etti.

BKP'nin hedefinde yine Türk okulları vardı. Artık bu okulların sistematik bir şekilde ortadan kaldırılmasının vakti gelmişti. 1973'ten itibaren Türkçe seçmeli derse dahi müsaade edilmeyecekti.

Resmi tarihin değiştirilmesi asimilasyonun bir başka önemli ayağıydı. 70'lerin sonundan itibaren, aslında Bulgaristan sınırları içinde Türk diye bir azınlık grubunun bulunmadığı, bunların Osmanlı döneminde Müslümanlaştırılmış Bulgarlar olduğu yazılmaya başlandı.

Jivkov asimilasyonun yeterince hızlı ilerlemediğini düşünüyordu ve 1984'te sert asimilasyon dönemini başlattı. Camiler ibadete kapatıldı. Bazıları ambara dönüştürüldü. Yalnızca ihtiyarların camiye gitmesine izin veriliyordu. Hacca gitmek ve hatta sünnet bile yasaklanmıştı. Sünnet edilen çocukların anne ve büyükanneleri 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyordu. Bulgaristan Türkleri cenazelerini bile diledikleri gibi kaldıramıyordu. Cenazenin yıkanma usulü yasaklanmış, Arapça ve Türkçe yazılı mezar taşları paramparça edilmişti.

Türkçe konuşma yasağı "sert" asimilasyonun bir diğer önemli ayağıydı. Yasak büyük küçük dinlemiyordu. Uymayanlar para cezasına çarptırılıyordu. Bulgarca bilmeseler dahi…
Jivkov'un en ağır asimilasyon darbesi ana dilin yasaklanması değildi. Aklında öyle bir teknik vardı ki, Bulgaristan Türkleri’nin bilinçaltını alt üst edilecekti. Jivkov, isim değiştirme kampanyasına "Soya Dönüş Süreci" adını vermişti. Osmanlı döneminde zorla Türkleştirilmiş olan Bulgarlar’ın, Bulgar isimlerini gönüllü olarak geri aldıklarını iddia ediyordu.

Komünist rejim Türkleri terörizmle suçluyordu. 1984 ve 1985 yıllarında Filibe Tren İstasyonu'nda ve Varna Havalimanı'nda bombalar patlamıştı. Saldırılardan Türkler sorumlu tutuldu ve 3 Türk ölüm cezasına çarptırıldı. Eylemlerdeki tansiyon da hızla yükseldi. Sonunda silahlar patladı. Eylemci Türkler Jivkov'un askerlerini, Jivkov ise Bulgaristan Türklerini suçladı.

Türklerin verdikleri şehitler her geçen gün arttı. 1980-84 döneminde öldürülen Türk sayısının 700 ila 900 arasında olduğu tahmin ediliyor. Artık soğuk savaşın da sonu yaklaşıyordu. Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin yeni genel sekreteri, komünizmin çöküşünü engellemeye çalışıyordu. Mihail Gorbaçov yeniden yapılanma için harekete geçti. Perestroika ve Glasnost sözcükleri Gorbaçov ile özdeşleşti. Perestroika Rusça reform, Glasnost ise şeffaflık anlamına geliyordu. Özellikle şeffaflık politikası, bir doğu bloğu ülkesi olan Bulgaristan'ı derinden etkiledi. Glasnost komünist rejimi çepeçevre saran sır perdesinin aralanmasını, basının özgürleştirilmesini ve vatandaşlara ülke içinde ve dışında serbest dolaşım imkanı sağlanmasını öngörüyordu.

9 Mayıs 1989'dan itibaren, başvuruda bulunan Bulgaristan vatandaşlarının çoğuna pasaport verilmeye başlandı. Türkler pasaport dairelerine akın etti. Haziran 1989- Temmuz 1990 döneminde Türkiye'ye giriş yapan göçmen sayısı 350 bini buldu.
Haftaya konuya devam edeceğiz. Kalın sağlıcakla…






Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com