15-06-2015
Umudu yüreğimizden eksik etmeyelim…
Hem bireylerin hem de toplumların yaşamında umut önemli bir yer tutar. Umut tüm olumsuzluklara direnmektir. Umudunuzu yitirdiğiniz an, ruhunuz bedeninizi bir yıkıma götürür, direncinizi ve yaşama sevincinizi kaybedersiniz. Felek her sillesini attığında ona olanca gücümüzle direnmeli ve meydan okumalıyız. Her düştüğümüzde şiddetle kalkmalı ve düştüğümüz noktadan ileriye doğru ciğerlerimiz patlarcasına koşmalıyız. Yaşamak ve mücadele etmek için her daim bir sebebimiz olmalı. Aslında bittik, şimdi kaybettik, dediğimiz nokta yeni bir doğumun olacağı, yeniden bir atılımın yapılacağı noktadır. İşte o noktada teslimiyetçilikten kurtarıp kendimizi, bilenerek ve daha fazla çalışarak büyük hedeflere koşabiliriz. Teslimiyetçi bir düşünceye esir olmadan, olabilirliği çok zayıf gibi görünen birçok devasa işlerin üzerinde gelebiliriz. Mazlumların ve çaresizlerin tek bir gücü vardır birlik olup, yardımlaşmak.
Bugün içinde bulunduğumuz şartlar çok olumsuz gibi gözükebilir. Ekalliyette, küçük topraklara mahkûm edilmiş, dar gelirli bireylerden, ailelerden müteşekkil bir toplum olabiliriz. Kıt kanaat geçinmeye çalıştığımız, hayatımızı idame ettirdiğimiz ülkemizin koşulları bizlere iyi olanaklar sunmayabilir. Çocuklarımız adına gelecek kaygılarımız olabilir, tüm bu olumsuzlukları aşmanın yegâne yolu birbirimizi daha çok sevmek, güvenmek ve birbirimize daha çok saygı duyarak yardımlaşmaktır. Çaresizlikler yeni çarelerin, yeni buluşların bulunmasına ve yeni hayatların daha güzel kurulmasına sebep olmuştur. Hayat tek tüze bir çizgi gibi asla ilerlemez. Hayat kalp atışları gibi inişli çıkışlıdır. Mutlu olacağınız gibi mutsuz olacağınız günler de olacak yaşamınızın içinde. Ağlarken akıttığınız gözyaşları ile gülerken akıttığınız gözyaşlarının harmanıdır yaşam. Önemli olan mücadeleyi sürekli kılabilmek, tutunduğunuz sabır dalını bırakmadan, azimle çabalayarak, tırmanacağınız bereketli ağacın zirvesinde hak ettiğiniz meyveleri afiyetle yemektir yaşam. Bugün azınlık olarak ülkemizin ekonomik buhranından en fazla etkilenen bir toplumuz. Çünkü kamusal alanda kendimize yeteri kadar yer bulmamıza olanak tanınmamış. Eğitim konusunda taleplerimiz görmezlikten gelinmiş. Anamızın ak sütü kadar helal olan vakıf mallarımızın sahibiyiz, lakin içeri alınmıyoruz. Okul öncesi eğitimde çocuklarımıza ana dilimizi öğretmemize imkân verilmiyor. Dini özgürlüğümüz kısıtlanmış. Derneklerimizin önünden kimliğimiz çalınmış. Kısaca mevcut azınlık haklarımız gasp edilmiş. Bunun üzerine ekonomik çöküntü baş göstermiş. İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi umudumuzu yitirmeyeceğiz. Zaman çok ama çok çalışma zamanıdır. Günün ışıyacağı ve bizi içten bir merhaba ile sımsıcak saracağı güne kadar çalışmalıyız. Gerekirse karıncalar gibi hedefe ulaşmayacağımızı bilsek bile, hedef yolunda can vermenin bir şeref ve bir erdem olduğunun bilinci ile çalışmalıyız.

Bilmeliyiz ki nerede insan varsa, orada umut vardır. İnsanın bulunduğu yerde umut bitmez, yok olmaz. İnsanla gelen ilk duygudur umut, insanla giden son duygu. Bir şehir bombalandıysa, taş taş üstünde kalmadıysa orada, yıkıntılar arasından çocuk çığlığı geliyorsa, orada umut vardır. Bir müddet sonra iniltiler kesilir, yerini gülüşmeler ve sevinç haykırışları alır. Nerede yürek çarpıyorsa orada umut çiçekleniyor demektir. Umut da aşk gibi, sağlıklı insanın varlığından atamadığı bir gerçekliktir. Hastalıkların, yıkımların, salgınların altından otlar gibi umut yeşerir hep. Yalanlar, yanlışlar, oyunlar, düzenler geçicidir. Zaman geçer ama ürün ve umut kalır. Umut hemen bir tasarıya dönüşür, tasarı hemen bir çabaya bağlanır; bir de bakarsınız insanın yapıcı elleri toprağı, bezi, tahtayı, taşı işliyor; boyalar birleşiyor resim oluyor, taşlar kırılıyor, yontuluyor ve şahane bir heykel meydana geliyor. Nerede insan varsa orada yeni yeni eksiklikler ortaya çıkar. İnsan dünyası bir bitmemişlikler dünyasıdır. “Tamam” diyen kendini bitirmiştir. İnsan sürecektir, bastığı toprak var oldukça. Makine seslerinin yükseldiği yerde umut nasıl bitermiş! Baltanın odunla buluştuğu yerde, tırpanın bizi otların sarmalamasına izin vermediği yerde, küreklerin suyu hışır hışır yardığı yerde, her şey bitebilir ama umut bitmez; ekmek bitebilir, su bitebilir ama umut bitmez.

Umutsuzluk mikrop saçar dünyaya. “Tamam, bitti işte!” der umutsuz insan. “Artık olmayacak!” Nedir olmayacak olan? Güneş doğmayacak mı? Çocuklar konuşmayacak mı? Tohum patlamayacak mı? Tomurcuk yeşermeyecek mi? “Ben artık yontulmam” mı diyecek taş? “Balıklarımı vermem” mi diyecek denizler? Yağmur vermekten mi kaçınacak bulutlar? Rüzgâr esmeye yanaşmayacak mı? İnsanın olduğu yerde bitimler yoktur. İnsanın olduğu yerde değişimler vardır. Değişmelerden umut doğar. Yıkımlardan bile umut doğar. Bombalanan şehirler eskisinden daha güzel kurulur. Düşmandan daha büyük düşmandır umutsuzluk. Umutsuzluğa düşen insan ipi eliyle geçirir boğazına. Umutsuzluğa düşen kaptan gemiyi kayalara bindirir. Umutsuzluğa düşen sanatçı zirvede kalamaz. Umutsuzluğa düşen savaşçı yenilir. Nerede umutsuzluk varsa orada bitmişlik vardır. Umutsuzluğun olduğu yerde insan yoktur artık, insan biçiminde canlılar vardır, birbirlerini yiyen canlılar. Oysa yaşanan gün nasıl olursa olsun, beklenen gün her zaman daha güzeldir. Çünkü insanın geçmişi kısmen kayıplarla, geleceği de hep umutlarla doludur. Ummak, mutluluk merdiveninin ilk basamağıdır. Çünkü umut, yaşam binasının temel harcıdır. İyice düşünüp karar verin. İstediğiniz nedir? Silik, beklentisiz, havanın esişine, suyun akışına bırakılmış bir yaşam mı? Ancak düşünen insanın umut etmeye hakkı vardır. Umut bir yerde de duyulan değişim isteğidir ve insanın yarınlarına borçlanmasıdır. Kalın sağlıcakla…








Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com