29-06-2015
Bir eğitim yılının sonunda…
Bir eğitim öğretim yılının daha sonuna geldik. Çocuklarımız, kendileri için özel bir anlamı olan karnelerini aldılar. Biliyoruz ki kimi üzülecek, kimi sevinecek kimi mutsuz olacak ya da öfkelenecek. Kimi de sevinç, mutluluk, hüzün, kaygı, öfke gibi çok insani duyguları bir arada yaşayacak.

Karnenin ilk heyecanını üzerinden atan bazı çocuklar tatil dönemini doyasıya eğlenerek, bazı çocuklar ders çalışarak, bazıları da kaygı ve endişeyle tamamlamaya çalışacak.

Peki biz veliler ne yapmalıyız? Öncelikle karneyi başarının göstergesi olarak görmemeliyiz. Çünkü gerçekten birçok faktöre bağlı olan başarıyı, karne notu ile ölçemeyiz. Bu pencereden bakmadığımız zaman çocuklarımızın dönem boyunca hangi derslere katılımlarının olup olmadığını, hangi derslere karşı istekli olup olmadıklarını, hangi dersleri sevdiklerini ve nelere ilgilerinin olduğunu anlayabiliriz. Böylece çocuklarımızın özelliklerini ve gerçekten neye ihtiyaçları olduğunu görme fırsatı yakalayabiliriz. Çocuklarımızın karnelerini değerlendirmeye öncelikle iyi notlarını görerek başlamalıyız. Daha sonra zayıf olan dersleri üzerinde konuşmalıyız. Konuşma sırasında çocuklarımızın onurunu kırıcı sert ve ağır yorumlarda bulunmamalı, tehdit içeren sözler kullanmamalıyız. Unutmayalım ki kırıcı, sert ve ağır yorumlar; arkadaşları ve kardeşleriyle karşılaştırmalar çocuğumuzda okula ve öğrenmeye karşı isteksizlik yaratacak, içinden çıkılamaz durumlara yol açacaktır. Özellikle ergenlik çağında bulunan çocuklarımızın böyle durumlar karşısında tepkisel davranışları da aynı nispette ağır olabilecek, istenmeyen durumlarla karşılaşabileceğiz.

Çocuklarımızın karnelerini yorumlarken bir dönem veya bir yıl önceki durumuyla karşılaştırmalıyız. İyiyken kötü mü olmuş, yoksa kötüyken iyi mi? Durumuna göre bu günden sonra neler yapılabileceği ile ilgili plan yapmalıyız. Onların başarı veya başarısızlıklarını bir dönemle sınırlamamalıyız. Öğrenmenin, sürekliliği olan bir eylem olduğunu düşünerek daha sonraki döneme veya yıla odaklanmalıyız. Başarılı olan çocuklarımızı kutlamalı, ancak başarısızlığı da dünyanın sonu olarak görmemeliyiz.

Çocuklarımızı; zorlukları yenmeleri için cesaretlendirmeli, öğretim başarılarının yanı sıra yaşam kalitelerini de artırmaya çalışmalıyız. Onlardaki gelecek kaygısını ve başarısızlık hissini gidermek için kardeşleriyle veya arkadaşlarıyla kıyaslamamalıyız. İlgi ve yeteneklerin, başarıyı etkilediğini unutmamalıyız. Matematik dersine ilgi duymayan bir çocuktan veya müzik yeteneği olmayan bir çocuktan o dersten ileri bir başarı beklememeliyiz.

Başarılı ya da başarısız her çocuğa tatil hediyesi adı altında ödül verilebilir. Maddi ödülün değerinden çok, sembolik anlamı önemlidir. Ödül çocuğun yaşına, cinsiyetine, yeteneklerine, zevklerine ve ailenin maddi durumuna göre seçilebilir. Çocuğu mutlu etmek için abartılı hediyeler almanın doğru olmadığı bilinmelidir. Kitap, hatıra defteri, resim defteri, boya kalemleri de çocuğu mutlu eden sembolik hediyeler olarak düşünülebilir.

Karnesi iyi veya kötü tüm çocuklar iyi bir tatili hak ederler. Ancak tatil; boş vakit geçirilecek, doyasıya eğlenilecek, dinlenilecek bir zaman dilimi olarak da düşünülmemelidir. Çocuklarımızın hoş vakit geçirirken aynı zamanda öğrenmelerini sağlayacak planlamayı ailece birlikte yapmalıyız. Planlama yaparken onların sevdikleri, istedikleri aktivitelere yer vermeliyiz. Kitap okumak, satranç, tenis gibi sporları öğrenmek, yüzmek, ev işleri tüm aile bireylerinin birlikte zevk alarak yapabilecekleri aktivitelerden bazılarıdır. Bu aktivitelerle ailecek hoşça vakit geçirebileceğimiz gibi çocuklarımızla aramızdaki bağın da güçlenmesini sağlamış oluruz.

Ayrıca çocuklarımızla eğitim yılının doluluğu sebebiyle fazlaca sohbet etme imkanı bulamamış isek, onlarla sohbet etmeliyiz. Bu sohbetin niteliği önemlidir. Sürekli nasihat veren pozisyonda olmamalıyız veliler olarak. Karşımızdaki çocuğumuzu ciddiye almalı, onun da fikirlerini özgürce söyleme hakkı olduğunu unutmamalıyız. Düşünceleri hoşumuza gitmese de saygı duymalıyız. Onun da ayrı bir birey olduğunu, aramızdaki kuşak farkını da dikkate alarak bizimle birebir örtüşen düşüncelerde olmamasını normal karşılamalıyız. Hatta biz velilerin de çocuklarımızdan öğreneceklerimiz olduğunu hesaba katmalıyız.

Birlikte vakit geçirmenin çok ama çok önemli olduğunun altını kalın çizgilerle bir kez daha çizerek, çocuklarımızın önünde öğrenme ve bilgilenme adına uzun bir süreç olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Sevdikleri kitapları okumalarına engel olmamalıyız. Kitap okuma alışkanlığı bizim onlar adına seçtiğimiz kitaplarla olmaz. Hoşlandıkları ve zevk aldıkları kitap türü ne olursa olsun alışkanlığın kazanılması için onlara o olanağı sunmalıyız.

Tatillerini ve dinlenme zamanlarını geçirirken okul zamanında isteyip de yapamadıklarını hayata geçirmelerine yardımcı olmalıyız. Tatil gerçekten tatil gibi olmalı. Tatilde illa ki okuyacaksın diye bastırmak, onları okuldan da kitaptan soğumalarına sebep olur.

Çocuk hassastır, bu hassasiyeti göz ardı etmeyelim. Kalın sağlıcakla…
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com