15-07-2015
“Hayır”…
Yunan halkı kreditörlerin dayattığı ağır koşullara HAYIR dedi. Alacaklıların aylardır süren görüşmelerde Yunan halkının altından asla kalkamayacak şartları öne sürmeleri ve bunda diretmeleri, bu durumu bilen ve gören başbakanı halka gitmek zorunda bıraktı. Siyasi anlamda büyük bir risk barındıran bu karar sonucunda başbakan kazanan taraf oldu. Halkı için çırpınan ve uğraşan bir başbakan hüviyetini halka tasdik ettirdi ve geniş tabanlı bir güvenoyu aldı.

Avrupa pek renk vermese de bu durumdan hoşnut değil. Artık masada sadece başbakan ve ekonomi kurmayları değil, aynı zamanda onların dayattığı ekonomik koşullardan en fazla etkilenecek olan halk da oturuyor. Kimse bu borcu inkar etmiyor. Ancak halk bu borcu makul bir yapılandırma ile ödemek istiyor. Halk bu borcu öderken kendi yaşamlarını da idame ettirmek istiyor. Sürdürülebilir bir ekonomi ve borç yapılandırılması olmadan, bugün yaşanılan tıkanıklığın birkaç ay sonra yine yaşanacağını artık herkes biliyor.

Bu referandumda halkın sağduyusuna, anlayışına ve ekonomi bilgisine güvenmeyenler zararlı çıkmıştır. Artık iletişim çağında insanların bırakın Yunanistan’ı, dünyayı takip ettikleri bir olgudur ve gerçektir. AB’den yapılan, Avrupa Birliği’nden ve Euro Bölgesi’nden çıkarma tehditlerini bu halk yemiyor. Bunu yapmaları Yunan halkına hem siyasi, hem de ekonomik manada büyük kayıplar yaşatabilir. Lakin bunun sonucunun AB için de pek hayırlara vesile olmayacağını kundaktaki bebeler de biliyor. AB’nin güneyindeki birçok ülke Yunanistan’ın içinde bulunduğu sıkıntıları yaşıyor. Bu sebeple AB atacağı her adımı kılı kırk yararak hesap etmeli. Siyasi ve ekonomik anlamda Yunanistan üzerinde yapılacak bir hata, AB içindeki birçok ülke için domino etkisi yaratabilir.

Şansölye Merkel acilen katı tutumunu yumuşatmalı, empati kurarak Yunanistan’daki işsiz genç nüfusu anlamaya çalışmalı. Yoksa Yunanistan’ı birliğin dışına itmek, siyasi, ekonomik birlikten sonra askeri birliği hedefleyen Avrupa’ya tahmini mümkün görülmeyen zararlar verebilir. Bu konuda her iki tarafı da sağduyuya davet eden ve hususta sürekli uyarılarını dile getiren ABD yetkililerinin söylediklerini, şansölyenin kulak arkası etmemesi hayrına olur düşüncesindeyim.
Birliği bozulmuş bir Avrupa’da hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Birlik dışına itilmiş bir ülkenin kontrolünün olamayacağını ve bu ülkenin nasıl bir siyasi kulvarda yer alacağını kimse kestiremez. Birçok süper güç olma yolunda hamleler yapan ülkenin veya yeni birliklerin Akdeniz’de olma hayali hortlayabilir ve bu kabaran iştahla Yunanistan’ı yanlarına almak isteyebilirler.

Ayrıca Avrupa için dikkate alınması gereken bir durum daha var. Onu da yatırım uzmanı Marc Faber dile getiriyor. Faber, Yunanistan için en etkili çözümün Euro Bölgesi’nden ayrılmak olduğunu öne sürerek, “Bence Yunanistan’ın iflasını ilan ederek, euro birliğinden ayrılması, eski para birimi drahmiye dönmesi en iyisi. Böyle bir durumda tabii ki yeni para birimi büyük oranda değer kaybedecektir. Ama aynı zamanda büyük miktarda fon Yunanistan’a giriş yapacak, Yunan varlıklarını satın almak isteyecektir. Bence en iyi önlem budur. Yunanistan bir yandan kendi para birimini kullanırken bir yandan da bazı ödemelerini euro cinsinden yapabilir. Latin Amerika’da da benzer şekilde yerel para birimleri ile birlikte dolarla ödeme yapabiliyorsunuz. Bu koşullar oluşursa Yunanistan ekonomisinin iyi bir performans sergileyeceğini düşünüyorum. Avrupa Merkez Bankası’nın ve Brüksel’deki bürokratların korkusunun Yunanistan’ın ayrılması ile ekonomisinin toparlanması olduğunu düşünüyorum. Çünkü o durumda bir anda İtalya, İspanya, Portekiz gibi ülkeler de ekonomilerinin toparlanması için birlikten ayrılmak isteyebilir.”

Bu görüşün de dikkate alınması ve yabana atılmaması gerekiyor. Yunanistan’ın böyle bir başarıyı hayata geçirmesi benzer sıkıntılar içinde olan ülkelere de örnek olabilir. Bu da AB’nin sonunu getirebilir. AB için astarı yüzünden (kumaşından) pahalı olabilir. Yunanistan’ın işi zor, lakin Avrupa’nınki de pek kolay değil.

Evet, Avrupa Birliği’nde olmayı ve gelişmiş Avrupa demokrasisinden, insan hak ve hürriyetlerinden pek tabii yararlanmak, AB zenginliğinden istifade etmek istiyoruz. Biz borç alırken bize borç verenler de durumumuzu biliyorlardı. Buna rağmen verdiler. Bizi bir borç batağına ittiler. Bunun geri dönüşünün mümkün olmadığını bilmiyorlar mıydı? Amaç neydi? İşte bunu kestirmek pek mümkün gözükmüyor. Bu borcu alan kadar verenin de günahı olduğunu düşünmek pek de aykırı bir düşünce olmasa gerek.

Buraya kadar iğneyi Avrupa’ya batırdık, çuvaldızı kendimize batırma zamanı. Biz neden bir üretim ekonomisine geçemedik? Neden her seçim dönemi partizanlık yapıp, kendi insanlarımızı işe koyup, kamu kurumlarını şişirdik? Neden gereksiz yere şişirdiğimiz kamu kuruluşlarında çalışanlara AB standartlarının çok üstünde maaş verdik? Neden devletin sırtında kambur gibi duran hantal kuruluşları özelleştiremedik? Neden adaletli bir vergi sistemini hayata geçiremedik? Neden AB yardımına rağmen bir sanayi atılımı yapamadık? Bu soruları çoğaltabiliriz.

Acıtsa da çuvaldızı kendimize batırmaya devam etmeliyiz. Başka türlü doğru yolu bulmak namümkün. Kalın sağlıcakla…

Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com