13-08-2015
LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI VE BATI TRAKYA TÜRKLERİ
24 Temmuz 1923... Batı Trakya Türk azınlığı için tarihi bir gün. Batı Trakya Türkleri’nin, Yunanistan’da azınlık statüsünde yaşamaya başladıkları tarih.
Evet, bundan 92 yıl önce İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanan uluslararası bu anlaşma statümüz, haklarımız açısından belirleyici. Ancak acı olan, bize pozitif haklar sağlayan ve deyim yerindeyse bizim için bir «anayasa» niteliği taşıyan bu anlaşmanın 92 yıllık süreç içinde sürekli ihlal edildiği gerçeği.

Bildiğiniz üzere, Lozan Antlaşması'nın "Siyasal Hükümler" adını taşıyan I. bölümünün III. kesimi "Azınlıkların Korunması"na ayrılmış. 37-44. maddeler Türkiye'deki gayrımüslim azınlıkların statüsünü belirlemekte, 45. madde ise sözkonusu maddelerde yer alan hükümlerin Batı Trakya'daki Müslüman azınlık için de geçerli olduğunu ifade etmektedir.

Bu hafta, alışık olduğunuz yazım tarzımın dışına çıkacağım. Bu nedenle biraz sıkıcı olabilirim. Ama amacım bir bilanço çıkarmak ve bu bilançoyu çıkarırken de sıkça dile getirdiğimiz Lozan Barış Antlaşması’nın bizi ilgilendiren hükümlerini bilmeyenlere aktarmak, bilenlerin de hafızasını tazelemek.

Bu arada, altını çizmek istediğim bir nokta daha var. İstanbul'da bulunan Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi nedeniyle İstanbul belediyesi sınırları içinde bulunan Rum Ortodoksların Türkiye'de kalması talebine karşılık olarak Batı Trakya'daki Türkler de mübadele dışı tutulmuştur.

Gelelim bilançomuza...

37. madde, Azınlıkların Korunması bölümünde geçen hükümlerin Yunanistan tarafından temel yasa olarak tanınacağını ve hiçbir yasa, yönetmelik ve hiçbir resmi işlemin sözü geçen hükümlere üstün tutulmayacağını taahhüt eder.

Yunanistan bu maddeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemiş, çıkarılan yasa ve kararnamelerle sözkonusu durumu defalarca ihlal etmiştir.

38. maddeye göre hiçbir ayrım yapılmaksızın herkesin hayat ve hürriyeti korunacak, herkes dinini özgürce uygulayabilecek, dolaşım ve göç etme özgürlüğüne sahip olacaktır.

Din özgürlüğü konusunda Lozan'ın bu maddede öngördüğü hükümlerin de ihlali söz konusudur. Seçimle işbaşına gelmesi gereken müftülerimiz tayin edilmekte, azınlığın seçtiği dini liderler ise tanınmamaktadır.

Bu arada, Yunanistan'da dinler arası eşitliğin olmadığını, Ortodoks kilisesinin hakim din olduğunu da vurgulamakta yarar vardır.

Dolaşım özgürlüğüne gelince, buna en iyi örnek olarak Batı Trakya'nın kuzey dağlık bölgesini içine alan ve Türk köylerinden oluşan yerleşim birimlerine yönelik Yasak Bölge uygulamasıdır.

Dönemin Savunma Bakanı Yerasimos Arsenis 1995 yılında bölgeye yaptığı bir ziyarette, yasak bölgeye girişteki askeri kontrol noktalarının kaldırıldığını açıklamış ve böylece yasak bölgeye girişte o zamana kadar geçerli olan özel izin uygulaması da yumuşamaya başlamıştır.

Yasak bölge bugün uygulanmıyor gibi görünse de, yasak bölgeye ilişkin ilgili yasa halen iptal edilmemiştir.

Dolaşım konusundaki özgürlüklerin kısıtlanmasına bir diğer örnek olarak da Yunan Vatandaşlık Yasası'nın 19. maddesi gösterilebilir. Yurt dışına çıkan binlerce Yunan vatandaşı Türk, sınırda vatandışlıktan iskat edildiklerini öğrenmiş ve hiçbir neden gösterilmeden yerlerinden yurtlarından edilmişlerdir. Gerçi bu ırkçı yasa 1998 yılında Yunan meclisince kaldırılmış, ancak geride 60 bin kişilik bir mağdur ordusu bırakmıştır.

39. maddeye göre Müslümanlar tüm medeni ve siyasal haklardan yararlanacaklar, yasa önünde eşit olacaklar, din ayrılığı bu haklardan yararlanmada, özellikle kamu hizmetine girmede ve yükseltilmede engel oluşturmayacaktır. Aynı maddenin son paragrafı özel ya da ticari ilişkilerde; din, basın veya her türlü yayında istediği dili kullanma olanağı tanıdığı gibi, Müslümanların mahkemelerde de kendi dillerini kullanabilmeleri için gerekli kolaylıkların sağlanması hükmünü getirmektedir.

Batı Trakya Türk azınlığı yıllarca yasalar önünde ayrımcı bir muamele ile karşı karşıya kalmıştır. 1991 yılında dönemin Başbakanı Kostas Miçotakis, Gümülcine’de bundan böyle azınlığa karşı “yasalar önünde eşitlik” politikası uygulanacağı açıklamasını yapmıştı. O tarihten sonra özellikle vatandaşlık haklarında bazı olumlu adımlar atılmaya başlansa da, azınlık bireylerinin sorunlarının önemli bir kısmı varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Bir Türkün taşınmaz mal edinmesi için sözkonusu izinlerin verilmesine daha 1992 yılı gibi yakın bir geçmişte başlandığını unutmamak gerekir. Bu arada, gayrimenkul edinme izinlerinin hala özel bir komisyonun kararına bağlı olduğunu hatırlatmakta fayda olduğu inancındayım. Sözkonusu komisyon eskisi kadar etkin olmasa da gerekli durumlarda yetkilerini aktif bir şekilde kullanabiliyor.

Bu arada, devlet sektöründe çalışan vasıflı veya vasıfsız Türk azınlık mensuplarının sayısı çok az.

40. madde, Batı Trakya'daki Müslümanların "...masrafları kendilerine ait olmak üzere her türlü hayri, dini ve içtimai kurumlar, her türlü okul ve diğer eğitim ve yetiştirme kurumu kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dini törenlerini serbestçe yürütmek hususlarında eşit haklara sahip olacaklarını" taahhüt etmektedir.

Bu maddenin de fiiliyatta ihlal edildiği bir gerçektir. 1967 yılından bu yana Türk Vakıf mallarını idare edecek heyetlerin seçimle işbaşına gelmediği ve bu alanda Yunan hükümetinin atama yoluna başvurduğu dikkat çekmektedir. Son olarak Yunan meclisinden geçen yeni vakıflar yasası soruna çözüm getirmemiş, aksine azınlık vakıf malları üzerinde kontrol mekanizmasının devam ettirilmek istendiğini ortaya koymuştur.

Batı Trakya Türklerinin dini liderlerini seçme özgürlüğüne sahip olmadıkları, Müftülük makamlarına Yunan devletinin atamalar yaptığı belirtilmesi gereken bir diğer gerçektir.

41. maddeye göre, Müslümanların önemli oranda oturdukları yerlerde Yunan yetkilileri Müslüman çocuklarının anadilinde öğrenim görebilmeleri için gerekli önlemleri alacak, bu azınlık bu tür yerlerde kamu bütçelerinden eğitim, din ya da hayır işleri için hakça bir pay alma hakkına sahip olacaktır.

Lozan Antlaşması'nın öngördüğü anadil konusundaki gerekli önlemlerin alınması bir tarafa dursun, Türk azınlık ilkokullarında okutulan Türkçe derslerin sayısını azaltma yönüne gidilmiştir. 1960’larda ortalama Yunanca ders saati 12, Türkçe ders saati de 22 iken, geçen yıl Yunanca ders saati 20, Türkçe ders saati de 15’tir.

Bu arada, uzun yıllar Türk okulları için hiçbir bütçe ayrılmamıştır. Türk okullarının onarımı vs. konularında bütçe ayırma konusu ancak 90'lı yılların sonlarına doğru başlamıştır.

Son olarak, Yunanistan’da anaokulları zorunlu eğitimin bir parçası haline getirilmiştir. Azınlığın çift dilli anaokulları açılması talebine, Yunanlı yetkililerden şu ana kadar net bir yanıt gelmemiştir.

42. madde hükmüne göre, Yunan hükümeti Müslümanların aile hukukuyla ve kişi haklarıyla ilgili durumların bu azınlığın gelenek ve göreneklerine uygun biçimde çözülmesini güvence altına almakta, bunların din kurumlarını tam bir koruma altına almanın yanısıra, vakıf ve din kuruluşlarına her türlü kolaylığı sağlamayı ve bu nitelikte kurulacak yeni kurumlardan gerekli kolaylıkları esirgememeyi üstlenmektedir.

Dini mülklerin korunması konusunda da Yunan devleti üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemektedir. Birçok Osmanlı - Türk mimari tarihi eseri kendi kaderine terkedilmiştir. Buna çarpıcı bir örnek olarak Gümülcine'deki Poşpoş tekkesi gösterilebilir. Yunan yetkili makamları bu tür tarihi eserleri onarmak bir tarafa dursun, azınlığın kendi imkanları ile yapacağı restorasyon çalışmalarına da izin vermemektedir.

Gümülcine’de bulunan tarihi Evrenos İmareti restore edilse de kendisine başka bir kimlik biçilmekte ve Bizans eseri olarak tanıtılmaktadır.

43. madde Müslümanların dini inaçlarına aykırı herhangi bir işlemin yapılmasına zorlanmayacakları, hafta tatilleri gününde mahkemelerde bulundurulmaktan veya herhangi bir kanuni işlem yaptırılmasından kaçındıklarından dolayı hiçbir haklarının düşmeyeceği hükmünü getirmektedir.

Bu hükmün de uygulanmadığı aşikardır.

§ § §

Sizi bu hafta maddelere boğmuş ve yormuş olabilirim. Ama amacım, Batı Trakya Türk azınlığına 92 yıl önce tanınan pozitif hakları aktarmak, aynı zamanda bu hakların ihlal edildiğinin altını çizmekti.

92 yıl önce kabul gören bir düşünce tarzının, daha medeni olduğu kabul edilen günümüzde reddediliyor olması ne kadar tuhaf değil mi?
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com