24-08-2015
Kapanmayan yara eğitim...
İnsanın hayatında iz bırakan, aklından, zihninden, kalbinden silinmeyen anlar, olaylar, yaşanmışlıklar vardır. Hani hatırladıkça insanın içini cız ettiren, içini hüzün kaplayan türünden.

Geçmişe şöyle dönüp bir baktığımda, bu kareler içerisinde en hakim olanlar, hep öğrencilik yıllarıma ait.

İlkokul yıllarım değil… Ortaokul ve lise yıllarımdan bahsediyorum. İlkokul çağında farkındalığımın henüz gelişmemiş olması, dönemin koşullarına göre sınıf öğretmenlerimiz açısından şanslı oluşumuz, o dönemle ilgili kötü anılara yer bırakmamış ne zihnimde, ne de ruhumda.

Ancak ortaokul ve lise yıllarım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. O döneme ait öğrencilik yıllarımı hatırladıkça kalbimdeki sızı, içimden yükselen ağlama hissi bugüne bugün hep aynı. Değişmeyen, şiddeti azalmayan bir acı. Daha bilimsel bir ifadeyle TRAVMA.

Ne kadar acıdır ki, bende travmalara neden olan eğitimdeki yaralar yıllara rağmen kapanmak bilmiyor. Öğrencilik yıllarımda yaşadıklarımın acısı, profesyonel iş hayatına atıldığım ilk günden bugüne kadar kaleme aldığım yazılarda, gazetede konu edilen haber ve röportajlarda hep devam ediyor. Yıllar önce eğitimde benim, bizim, bizden öncekilerin yaşadığı sorunları, bizden sonrakiler de yaşıyor. Bire bir aynı sorunlar olmasa da benzer nitelikte sorunlar. Bazen şekil değiştirse de özünde hep aynı neden yatıyor: Azınlık olmak…

Birkaç hafta sonra yeni eğitim ve öğretim yılı başlıyor. Azınlık eğitimi için çözülen sorunlardan değil, var olan sorunlara yenilerinin eklendiği bir eğitim – öğretim yılından bahsediyorum. Belki de kötü sürprizlerin bizi beklediği, belki de gerçekleşmesini yıllardır arzu ettiğimiz, ama gerçekleştiğini göremediğimiz değişimlerin yaşanacağı bir yıl.

Gerçi ne yalan söyleyeyim, eğitim deyince aklıma “iyi” bir şeyler olacağı ihtimali hiç gelmiyor. Eğitimle ilgili çıkan her yeni yasa, bir değişiklik, “acaba bunun altında ne yatıyor?” sorusunu akla getiriyor bende. Aslında sadece bende de değil; bu konularla birazcık da olsa uğraşan, ilgilenen her azınlık insanında.

Eh ne de olsa “azınlık eğitimi”, devletin azınlığa karşı uyguladığı politikaların ciddi enstrümanlarından biri olmuş her zaman.

Eğitim gibi bir zenginliği bizden yıllarca esirgeyen sisteme kafa kaldırmak, diklenmek, yazılar kaleme almak, yeni eğitim kurbanlarının ortaya çıkmasının ne yazık ki önüne geçemiyor. Siyasi irade gerekiyor bu yoksunluğun sona erdirilmesi için. Vatandaşlarına, hangi dilden, dinden olursa olsun eşit fırsatlar yaratmanın bir sorumluluk ve yükümlülük olduğunu hissedecek siyasetçilerin ortaya çıkması gerekiyor. Anayasayı süsleyen eşitlik kavramlarının günlük hayata yansıması, madde olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşmesi gerekiyor.

Sevgili büyüğüm Hasan Hatipoğlu’nu rahmetle anıyorum… Gümülcine’de, Çukur Kahve’de bir gün sohbet ederken, “Eğitim konusunda, bir aileden kaç kurban vermek gerekiyor?” sözleri kulaklarımdan silinmiyor.
Çukur Kahve’de yaptığımız o sohbeti daha kaç kez, kaç kişi, daha kaç yıl yapacak? Hüzünlenmemek, acı hissetmemek, kızmamak, isyan etmemek mümkün değil…

Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com