22-09-2015
Hadi hep birlikte sandığa koşalım…
20 Eylül Pazar sabahı vatandaşlık görevimizi yapmak üzere sandık başına gideceğiz. Tüm olumsuzluklara ve kızgınlığımıza rağmen bayram yerine gider gibi o sandığın başına gitmeliyiz. Demokrasinin ve yasaların bize verdiği temsilcilerimizi belirleme hakkını sonuna kadar kullanmalıyız.

Sağduyulu vatandaşlar ve azınlık bireyleri olarak bizleri temsil edecek milletvekillerini seçmek ve parlamentoda “bizim de ülkemizde adını ısrarla zikretmekten çekindiğimiz bir azınlık var, bak o azınlığın temsilcileri de aramızda” dedirtmek için, o sandığa gidip adaylarımıza güçlüce bir destek vermeliyiz.
Bu oyları verirken adaylarımıza da şunu yüksek sesle hatırlatmalıyız: Bak biz seni azınlık olarak seçiyoruz, sen bu azınlığın vekilisin, parlamento koridorlarında yürürken, omuzlarında bu azınlığın ağır koşullarının yükünü taşıdığını hatırından çıkarma.

Unutma ki sen 92 yıldır adı bir türlü konulamamış, adı olmadığı için tarihi dernekleri kapatılmış, hukuk ve yargı önünde haklı bulunduğu halde derneklerini açma hakkı tanınmamış, ecdat yadigârı vakıflarını yönetmesine izin verilmemiş, özgürce kendi iradesiyle müftüsünü seçememiş, seçtiği müftüsü resmi makamlarca tanınmamış, pek yakında camisindeki imamı bile seçmesine engel olunacak bir toplumun mümessilisin.

Eğitimi alaşağı edilmiş, çocukları çağdaş eğitimden uzaklaştırılmış, yetersiz kalan mekteplerine yenilerini katmasına müsaade verilmemiş, hatta var olanları özerk olmalarına rağmen çocuk azlığı bahane edilerek bazıları kapatılmış, çift dilli anaokulu açmasına katiyetle karşı çıkılmış, okullarında ders verecek eğitmenlerin nasıl eğitileceği bile muamma olan bir halkın vekilisin.

Yunanistan’ın en geri kalmış bölgesi olan bölgemizde çoğunluk ve azınlık arasındaki kalkınmışlık, gelişmişlik ve yaşam kalitesi bakımından oluşan farkın kapanması konusunda devletin hiç ama hiçbir adım atmayı düşünmediği, ekonomik anlamda dibe vurmuş bir bölgenin mebususun.

Üniversite bitirmiş azınlık mensubu gençlerin bırakalım kamu dairelerinde istihdamını, otoban gişelerinde bile kendilerine şans verilmemiş, bu sebeple ya baba ocağında rençperliğe mahkûm olmuş ya da gurbet ellere yelken açmak zorunda kalmış gençlerin ağabeyi ve umudusun.

Gönül isterdi ki seni hiçbir partinin tüzüğüne hapsetmeden gönderebilelim. Ancak seçileceğiniz o parlamentoda belki de en çok demokrasi sözcüğü kullanılacak, hatta zaman zaman çok güçlü demokrasi vurguları yapılacak. Oysa bu kadar çok demokrasi vurgusu yapılacak o parlamento azınlık seçmeni için sırtında demokrasi kamburu olan bir parlamentodur.

Sırf Batı Trakyalı Türk azınlık vekilleri bağımsız seçilemesin diye bağımsız adaylara da partilere uyguladığı antidemokratik %3’lük ülke barajını dayatan bir parlamentonun parlamenteri olacaksın.

Ayrıca 1998 yılında kaldırılan vatandaşlık yasasının etnik temizlik yapan 19. Maddesi yüzünden vatandaşlığını kaybetmiş ve param parça olmuş ailelerin toplanmaları adına bir adım atılmamış, bu sebeple sosyolojik bir travma yaşatılmış bir toplumun temsilcisi olmak biliyorum çok zordur. Bu omuzlarına yüklendiğin ağır bir sorumluluktur. Alın teri ile çalışan, haram lokmadan uzak duran, nasırlı ellerle atılacak oyun yükü çok ağırdır. Vebali büyüktür. Biz sana sadece oy vermiyoruz, aynı zamanda güven veriyoruz.

Bize ihtiyaç duyduğunda seslenmen yeter. Sana koşar ardın sıra saf saf diziliriz.
Sakın ola ki seni yalnız sanmasınlar. Bu güven şu hikayedeki gibi olacaktır buna emin olabilirsin. Savaşın en kanlı günlerinden biridir. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındadırlar. Asker teğmene koşar:

-Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?

- Delirdin mi? der gibi bakar teğmen.

-Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuştur. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma.

Asker ısrar eder. Teğmen:

- Peki, der. Git o zaman.

- İnanılır gibi değildir. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaşır. Onu sırtına alır koşa koşa döner. Birlikte siperin içine yuvarlanırlar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene eder. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döner:

- Sana hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bak haklı çıktım. Bu zaten ölmüş.

- Değdi teğmenim, der asker hıçkırarak. Gene de değdi, çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için. "Geleceğini biliyordum Jim”, diyordu arkadaşım... “Geleceğini biliyordum!"

İşte bizim verdiğimiz güven böyle bir güven olacak. Peki bütün bunları sayabilmemiz ve vekilimize ağır sorumluluklar yükleyebilmemiz için önce biz üzerimize düşeni yapmalıyız. Çok güçlü destek vermeliyiz adaylarımıza. Sandıktan aldıkları güçle dimdik yürüyebilmeliler parlamento koridorlarında.

Birliği ve dirliği elden bırakmamalıyız. Birlik ve beraberliğin yaşanamadığı bir toplumda, kargaşa ve kavgaların insanları olumsuz etkileyeceği, onları huzursuz ve mutsuz insanlara dönüştüreceği bir gerçek. Atalarımız, toplum hayatının ancak birlik ve beraberlikle yaşanabileceğini belirtmişlerdir. İnsanların çevrelerine karşı sorumlu olduklarını, hoşgörü içinde, insanca yaşadıkları ölçüde mutluluğu tadacaklarını özlü sözleriyle bizlere hatırlatmışlardır: “Birlik dirliktir”, “Nerde birlik, orda dirlik”.

Birlik ve beraberlikle ilgili güzel bir hikaye vardır: Bir çiftçinin üç oğlu varmış. Kardeşler birbirleriyle geçinemez, hep kavga ederlermiş. Baba, “Birbirinizi sevin, yardımlaşın!” dermiş. Ama onlar, bu güzel öğüdü tutmazlarmış. Bir gün baba, çocuklarını çağırmış:

- Bana on çubuk getirin, demiş. Çocuklar çubukları getirmişler. Baba, bunları birbirine bağlayıp oğullarına vermiş:

- Hadi kırın, demiş.

Kardeşler, çubuk demetini kırmaya çalışmışlar. Ama kıramamışlar. Çiftçi demeti alıp çözmüş. Çubukları, bu kez birer birer vermiş. Üçü de çubukları kolayca kırmış. Bu olay üzerine çiftçi, şöyle demiş:

- Görüyorsunuz işte! Tek olunca çabucak parçalanan çubuklar, bir araya gelince kırılamıyor. Siz de bir araya gelmez, tek durursanız, kırılırsınız. Birleşmek güç katıyor. Birbirinizle anlaşıp birleşiniz. O zaman size kimsenin gücü yetmez. Siz de her güçlüğü yenersiniz. Böylelikle hem gelişir, hem de mutlu yaşarsınız.
İşte birlik ve dirliğimizi koruyarak, hadi hep birlikte sandığa koşalım. Kalın sağlıcakla…


Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com