05-10-2015
İMAN VE SALİH AMEL
Küfrün zıddı olan iman, âlemlerin Rabbi olan Allah’ı tanımak ve O’na yönelmektir. Bizler, inandıktan sonra “nasıl olsa iman ettim öyleyse bundan sonra hiçbir şey yapmama gerek yok, bütün mesele hallolmuştur mu?” diyeceğiz; yoksa iman ve İslam dairesine girdik deyip yüce Rabbimizin emirlerini yerine getirmeye mi çalışacağız? Elbette iman etmek her şeyin başıdır. İnanmakla çok büyük bir mesafe kat etmiş oluruz. Ancak bunu yeterli görüp ayetin devamındaki salih amel işleyenler ve O’na gönülden bağlı olanlar kısmını dikkate almamak, ayeti bir bütün olarak ele almayıp yanlış anlamak olur. Çünkü iman sadece kuru bir sözden ibaret olmayıp amel yapmayı gerektirir. İman ağacının meyvesidir amellerimiz. Öyleyse imanımızı salih amellerle meyveli hâle getirmeliyiz. İman, zihinlerde hapsolan soyut bir düşünce değildir. Bilakis iman, inandığımız şeylerin hayata geçirilmesi, salih amele dönüşmesi ve gerektiğinde bu uğurda birtakım sıkıntılara katlanılmasıdır. Bu konuya işaretle Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlar, ‘İnandık’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.” (Ankebût, 29/2-3)

Kutsal kitabımız Kur’an’ın, imandan bahseden ayetlerine dikkat edecek olursak, hemen tamamında imanla amelin yan yana zikredildiğini görürüz. Özellikle de iman ve salih amelin birlikte kullanıldığına şahit oluruz. Yüce Kitabımız, amelin imandan bağımsız olmadığının delilleriyle doludur. Çoğumuzun da ezberinde olan Asr suresi başta olmak üzere birçok ayette iman ile amel bir arada zikredilerek şöyle buyurulmaktadır:

“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).” (Asr, 103/1-3)

“İnanan ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır.” (Ra’d, 13/29)

“İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedî kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri ‘selam’dır.” (İbrahim, 14/23)

“İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan, cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.” (Bürûc, 85/11)

Bu ayet-i kerimelerde hep iman ile salih amelin peş peşe zikredildiğini görüyoruz. Bu da iman ile amel arasında ayrılmaz bir bağın varlığına işaret etmektedir. İman ile amel arasındaki bu münasebetin Peygamberimizin hadislerinde de sıkça vurgulandığına şahit olmaktayız. Kısa bir örnek vermek gerekirse günlük hayatımızda çoğumuzun, karşılaştığı bir hayâsızlık karşısında buyurduğu; “Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hiyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar.” (Buhârî, “İman”, 24) hadisinde davranışlarının imanla birlikte ifade edildiğini açıkça görmekteyiz.

Salih amel sadece ibadetlerle sınırlı olmayıp hayatın her alanını kaplayan bütün güzel davranışları içine almaktadır. “İman yetmiş küsur şubedir. En üst derecesi la ilahe illallah, en alt derecesi, çevreyi rahatsız edici bir engeli yoldan kaldırmaktır.Haya da iamandandır” (Buhârî, “Îmân”, 3; Müslim, “Îmân”, 58) hadisinde görüldüğü gibi iman ile inancın gereği olan salih amel “halka eziyet veren şeyi ortadan kaldırmak” şeklinde sosyal hayata yönelik bir ilke olarak birlikte zikredilmektedir.

Allah’ın rızası düşünülmeden yapılan hiçbir amel makbul değildir. Allah’ın rızası gözetilmeden yapılan hiçbir amelin ahirette ilahi terazinin hayır kefesinde ağırlığı olmaz. Çünkü o, riyadır, gösteriştir. Geçici dünya nimetlerini elde etmek için yapılmıştır. Allah Rasulu (s.a.v) bunu şu örneklerle açıklıyor. “Kıyamet günüde ilk defa bir şehit hakkında hüküm verilecek. Allah (cc) ona ne yaptığını sorduğunda: senin uğrunda çarpıştım şehit edildim diyecek.

Fakat cenabı hak ona; yalan söyledin. Sana cesur adam desinler diye çarpıştın, buyuracak ve adam yüz üstü sürüklenerek cehenneme atılacak. Daha sonra ilim öğrenip öğreten ve Kur’an okuyan bir kimse getirilecek, ona da ne yaptığı sorulacak: ilim öğrendim ve öğrettim, senin rızanı kazanmak için Kur’an okudum, diyecek. Allah (c.c.) ona: Yalan söyledin. İlmi sana alim desinler diye öğrendin. Kur’an-ı ise güzel okuyor desinler diye okudun. Nitekim öyle de denildi, buyuracak. O adam da yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılacak.( zengin olup da malını “falanca cömerttir” desinler diye verenlerde aynı akıbete ulaşacaktır).”

O hâlde; Müslümanlar olarak, sırf Allah rızası için salih amellerle hayatımızı donatmalı ve böylece Rabbimize gerçek anlamda bir kul olmalıyız.
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com