05-10-2015
Güneş ve Gül adası: Rodos (1)
Güneş veya gül adası, Akdeniz’in incisi diye tanımlanan bu toprak parçası üzerinde yaşayan bir avuç Türkün asimilasyonun acımasız pençelerine nasıl direndiğiyle ilgili düşüncelerimi paylaşmadan önce, bu güzel adanın tarihçesine iki hafta boyunca bir göz atalım.

Rodos Adası, önemini Doğu Akdeniz ile Ege Denizi ve Boğazlar Bölgesi arasındaki yol üzerinde yer almasına borçludur. İlk zamanlar Girit Adası’nın tesiri altında kalır. Daha sonra Perslilerin, ardından Atinalıların etkisi altına girmiştir. Büyük İskender buraya bir ara muhafız kuvvetlerini yerleştirmiştir. Eski Yunan ve Roma devrinde resim ve heykel sanatının merkezlerinden biri olarak tanınmıştır. Hıristiyanlık Rodos’a erken girmiş ve ada daha sonraları başpiskoposluk merkezi olmuştur.

İslamiyet’in doğuşundan sonra Rodos’un tarihi hareketlenir. Mısır, Suriye ve Anadolu topraklarına yakınlığı, adayı birçok vesileler ile Müslümanların deniz seferlerine muhatap kılar. Hicretin ilk asrında Halife Muaviye, Cünade b. Ebi Ümeyye el-Ezdî kumandasındaki bir filoya Rodos’u fetih görevini verir. Bu ilk seferde Müslümanlar buraya geçici olarak yerleşir ve 679 yılında Halife Yezid’in emri ile buradan ayrılırlar. Bu kısa süreli İslam ve Müslüman varlığı, sanki adanın daha sonra Osmanlılar döneminde yaşayacağı uzun süreli İslam hakimiyetinin habercisi niteliğindedir.

Rodos, Haçlı Seferleri sırasında bir konaklama ve ikmal merkezi olarak kullanılır. Rodos, Bizans’a bağlı iken bu devletin geçirdiği sarsıntılardan doğrudan etkilenir. Zaman zaman buraya ticari amaçlarla yerleşmiş Cenevizlilerle Venediklilerin hakimiyetine girer. Ama Rodos tarihinde tartışmasız en önemli olay, adanın St. Jean şövalyelerinin hakimiyeti altına girmesidir (1309).
Şövalyeler, Rodos’a yerleşmelerinin ardından ve Haçlı seferlerinin sona ermesinden sonra adayı Hıristiyan dünyasının ileri karakolu konumuna yükseltmişlerdir. İşte şövalyelerin hakimiyeti altındaki bu dönemde adanın Müslümanlara ayak bağı olduğunu veya ayaklarına batmış bir diken gibi telakki edildiğini söyleyebiliriz.

Şövalyeler, Anadolu ve Mısır’a yönelik saldırılarda, İzmir’in işgalinde (1344), İskenderiye’nin yağmalanmasında (1365) ve Niğbolu seferinde (1396) etkin rol oynarlar. İskenderiye’nin yağmalanması, Memlûklerin Kıbrıs ve Rodos’a yönelik seferlerine yol açar. Nitekim Kıbrıs fethedilir (1426). Fakat Rodos, Memlûklerce birbiri ardı sıra girişilen birçok fetih hamlesini boşa çıkarır. Bunda şövalyelerin düşman ülkelere yerleştirdikleri casusluk şebekesinin, müstahkem kalelerinin ve kendilerini son derece iyi birer asker ve savaşçı olarak yetiştirmelerinin etkisi vardır. Sonunda Mısır Sarayı’nda itibar kazanmış aynı zamanda tüccar olan bir Fransız prens sayesinde Memlûklerle Rodos hakimleri arasında barış sağlanır.

Bu tarihten sonra Rodos şövalyeleri artık daha yakındaki bir başka Müslüman güce, Osmanlılara havale edilmiş sayılırdı. Hakikaten Bizans kaynakları daha Osman Gazi devrinde, 1310 civarında Rodos’a gemilerle asker sevk edildiğini bildirirler. Gerçi Osmanlı tarihlerinde bu sefere ilişkin herhangi bir kayda rastlanmamaktadır. Yıldırım Bayezid Han’ın İstanbul Boğazı’na Anadolu Hisarı’nı yaptırmasının sebeplerinden birisi de, Niğbolu Seferi sırasında düşmana destek veren Venedik ve Rodos donanmalarının bundan böyle yapılacak bir seferde benzer yolu izlemelerinin önüne geçme isteğiydi. Fatih Sultan Mehmet Han da, Rumeli Hisarı’nı niye inşa ettirdiğini soran Bizans İmparatoru’na Rodos korsanlarına karşı tedbir alma gerekçesiyle diye cevap vermiştir (1452).

Her ne kadar Rodos şövalyeleri Fatih tahta oturduğunda kendisini tebrik etmek üzere elçi göndermeyi ihmal etmemiş, İstanbul fethini kutlamış ve ticaret antlaşması imzalama talebinde bulunmuşlarsa da, fetihten sonra kurulan Hıristiyan ittifakına katılmaktan geri durmamışlardır. Şövalyeler, bu ittifak antlaşması gereğince Ege korsanlarını desteklemeye, Türk kıyılarına saldırıp gemi zapt etmeye başlamışlardır. Fatih’in buna cevabı gecikmez. Rodos şövalyelerine ait adalara çıkartmalar yapılır, akınlar düzenlenir. Zoru gören şövalyeler Fatih’le daha tahta çıktığında imzaladıkları barış antlaşmasını yenilemek mecburiyetinde kalırlar.

Yine de 16 yıl süren Osmanlı Venedik Savaşlarında Venediklileri desteklerler. Bunun üzerine Fatih Rodos’un fethini nihai anlamda tamamlamak üzere donanma sevk eder, fakat komutanın ve askerlerin yanlış harekatı sonucu adanın fethine ramak kalmışken, sefer başarısızlığa uğramıştır. Kâtip Çelebi’nin deyimiyle bu durum, neredeyse fethi tamamlanmak üzere olan adanın 42 yıl daha şövalyelerin elinde kalmasına sebebiyet vermiştir.

Haftaya kaldığımız noktadan devam edeceğiz. Kalın sağlıcakla…


Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com