19-10-2015
Güneş ve Gül adası: Rodos (3)
Katamaranla Marmaris limanından ayrılıp, güneş ve gül adası Rodos’a doğru yola çıkıyoruz ve yol boyunca üç yıl önce yaptığımız ziyaretle şimdi yapacağımız ziyaret arasında, Rodos’ta yaşayan kardeşlerimizin yaşamında ne denli gelişmeler olduğunu merak ederek, yol alıyoruz.
Katamaranın bir saatlik hırçın dalgalarla boğuşmasından sonra, güneşin dünyamıza sırtını dönerken, son ışıklarıyla mavi sular üzerinde sevimli şekiller yaptığı bir saatte güzel adaya varıyoruz. Gün batımı ve deniz, çok hoş bir manzarayla karşılıyor bizi Rodos. Havanın bozulacağını, şiddetini artıran rüzgarın üzerimize doğru taşıdığı kara bulutlardan anlıyoruz. Acilen bir taksi yardımıyla otelimize ulaşıyoruz ve yerleşiyoruz.

Ertesi gün bir bayram sabahına uyanıyoruz. Gurbetteyiz belki ama gurbet gibi değil, çehreleri güleç, dilleri bizden yüzlerce insanla bayramlaşıyoruz Süleymaniye Camii karşısındaki Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi’nde. Her elimizi sıkan, bizimle bayramlaşan, güleçliğini eksik etmeden, bağrına basarcasına hoşbeş ediyor bizimle. Kendimizi tanıtınca, bir o kadar daha artıyor samimiyet. Kucaklaşıyoruz onca ayrılıktan hınç çıkarırcasına. Ancak biraz sonra kütüphane kapısında, yüzümüzün dönük olduğu ecdat yadigarı Süleymaniye’nin zincirlenmesine ve koca bir kilitle bir sonraki bayram sabahına kadar cemaatsiz bırakılışına şahitlik ediyoruz. Bu manzara karşısında etkilenmemek ve derinden sarsılmamak mümkün değil. Senin olanın zorbalıkla elinden alınmasına sadece bakakalmak, bir şey yapamamak ve çaresiz olmak çok, ama çok acı.

Rodoslu kardeşlerimize güç ve moral vermek için, bayram sabahı neşesine böylesi ağır bir hüznü katarak, hiçbir şey olmamış gibi davranmak, oldukça insanın nefsi ile bir mücadelesini gerektiriyor. Anlıyoruz ki mabetler yönünden Rodoslu kardeşlerimizin hürriyetinde pek bir değişiklik yok. Düşünsenize cemaati olduğunuz ve size ait olduğunu bildiğiniz bir mabedin zorla kilitlendiğini, size yasak edildiğini. Çok ağır geliyor insana.

Daha sonra orada bulunanlarla, hep birlikte Rodos Müslümanları Kardeşlik ve Kültür Derneği’ne ikinci bir bayramlaşma merasimi için geçiyoruz. Hem dernek başkanı, hem de üyelerle laflıyoruz, Rodoslu Türklerin yaşamına dair. Hayatlarında beklentilerinin karşılanmasına dönük hiç ama hiçbir iyileşme yok. Üzgünler. Bir dokunuyorsun bin ah işitiyorsun. Asimilasyonun ağır koşularını yaşayan bu insanların kaybolan kültürlerinin ve kimliklerinin son bulacağı günü çaresizlik içinde beklemeleri, yüzlerine düşen o çaresizlik ifadesini görmek ve onları teselli edip, güzel günlerin geleceğini söylemek pek de kolay olmuyor. 1972’de Türkçe eğitim veren okulun kapatılması, Türk kimliğinin yok olmasının fitilini yakmış. Üç yıl önce Cahit öğretmenin dernek bünyesinde Türkçe adına yaktığı bir kandil vardı. Onun vefatı ile bu kandilin de söndüğüne tanıklık ediyoruz. Anlaşılan o ki bir önceki ziyaretimizde daha olumlu işler görmüşüz. İnsanlarda hem Cahit öğretmenin, hem de din bilgisi açısından İlter hocanın özlemini gördük. Çocuklar İlter hocanın adadan uzaklaştırılmasından sonra din bilgisinden de mahrum kalmışlar. Kültürlerinin yaşamasını arzu eden bu insanların elinden tutulması şart.

1876 yılında yapılan Süleymaniye Medresesi uzun yıllar ilköğretim okulu işlevini görmüş ve 1972 yılına dek Türkçe eğitim vermeyi sürdürmüş. 1972 yılında Yunan hükümetince gerekçesiz kapatılan Süleymaniye Medresesi, önce yıkılmak istenmiş. Yunan hükümeti Süleymaniye Medresesi’nin altında bulunan eski St. Jean Kilisesi’nin ortaya çıkartılmasını amaç göstererek, medresenin temelini kazmaya başlamış. 2009 yılında Rodos, İstanköy ve Onikiada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği, Süleymaniye Medresesi’nin yıkılmasının acilen önlenmesi için girişimlerde bulunmuş, uyarılar neticesinde yıkım durdurulmuş. Şimdi de başka bir kuruma devredilmiş.

1947’de adayı devralan Yunanistan, ben sizi İtalyanlardan ve İngilizlerden aldım diye buradaki Türkleri Lozan’ın dışında tutarak, onlara ana dilleri Türkçede eğitim alma hakkı tanımıyor. Ana dilini öğrenme hakkı sadece Lozan’la sınırlı bir hak değildir. Bu hak bir insanlık hakkıdır. AB ülkesi olan Yunanistan’ın bu durumu bir kez daha gözden geçirmesini ve bu hakkı iade etmesini dilerim. Çünkü bu hak genel bir kabulle insanlığa verilmiş ve birçok antlaşma ile de garanti altına alınmıştır. İnsanlık er veya geç bu hakkın hesabını soracaktır.

Bayramlaşmanın ardından ecdat yadigarı eserleri geziyoruz. Murat Reis Türbesi’ni ve mezarlığını ziyaret ediyoruz. Üç yıl öncesine göre biraz daha harabeye dönmüş. Mezar taşları kırık, ne ölülere ne tarihe hiç saygı gösterilmemiş. İnsan, insanlık bu mu deyip insanlığından utanıyor. Uzun lafın kısası Rodoslu kardeşlerimiz ve Osmanlı eserleri adına hiç ama hiçbir olumlu gelişmeye tanıklık etmiyoruz. Dönüyoruz, Rodoslu kardeşlerimizi hazin halleriyle baş başa bırakarak. Döndüğümden iki hafta sonra şu haberi okuyorum ibretle.

“Yaklaşık yarım asır sonra tekrar faaliyete geçen ve geçen günlerde yeni eğitim yılına başlayan Özel Gökçeada Rum Ortaokul ve Lisesi için, bugün Fener Rum Patriği Vartholomeos tarafından açılışı bir kez daha yapıldı. Çanakkale’nin Gökçeada ilçesine bağlı Tepeköy’de bulunan ve binası restore edilen okul, 40 yıl aradan sonra 28 Eylül 2015 günü törenle eğitim öğretime açılmıştı. Ortaokul bölümünde beş, lise bölümünde altı öğrencinin bulunduğu okulda, bugün ikinci bir açılış töreni düzenlendi. Bu törene Gökçeada Kaymakamı Muhittin Gürel, Patrik Bartholomeos, Yunanistan Ankara Büyükelçisi Kyriakos Loukakis, Özel Gökçeada Rum Ortaokulu ve Lisesi Müdürü İoakim Makis Kamburopulos, İmroz Eğitim ve Kültür Derneği Başkanı Lakis Vingas, Yunanistan’dan ve İstanbul’dan gelen çok sayıda yabancı misafir katıldı… Okulun 40 yıl önceki mezunları, hatıralarını ve duygularını anlattı. Bartholomeos ise İncil’den bölümler okuyup, okulu kutsadı. Daha sonra da okulu gezip, öğrencilerle görüştü.”

Yorumu gayri size bırakıyorum. Şimdi ne düşünmeliyim bilemiyorum. Öğrenci azlığı bahane edilerek kapatılan okullarımızı mı? Okullarımız kapatılıyor diye feryat figan ederek, çözüm arayan anne babaların çaresizliğini mi? Bayram namazı sonrası Rodos’ta zincirlenen mabedi mi? Murat Reis mezarlığında kırılmış mezar taşlarını mı? Rodoslu kardeşlerimin anadillerini unutmamak için korkudan fısıldayarak söyledikleri taleplerini ve buradaki Türklerin sessiz çığlığını mı? Gümülcine Yeni Camii kapısına yazılan “Ekso i Turki” (Türkler dışarı) yazısını mı?

İyisi mi güzeli düşünelim. Gökçeada’da açılan okul olumlu bir iştir. Rum azınlığına vakıfların iadesi olumlu bir iştir. Çocukların kendi liselerinde kendi dillerinde eğitim almaları olumlu bir iştir. Türkün engin tarihsel hoşgörüsünü ve özgürlükçü anlayışını yaşatması hem güzeldir, hem de olumludur. Tanrı ne yazık ki, bu güzel ve önemli vasfı her ulusa bahşetmiyor. Kalın sağlıcakla…
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com