09-11-2015
İyiliği yaymak kötülüğü önlemek
Dinimiz İslâm, toplumun sağlıklı bir yapıya kavuşup bu halinin sürekli olarak devamını sağlamk için “İyiliği emir ve kötülüğü nehiy” esasını getirmiştir. Toplum içinde Müslüman daima iyi, güzel ve hayırlı olan işlerin yanındadır. Kötü, çirkin ve zararlı olan işlerin de tabii olarak karşısındadır. Böylece toplumda iyilikler kendiliğinde güç bulur ve yayılır. Kötülükler ise güçlenme imkânı bulamaz. Kur’an-ı Kerimin Tevbe suresi 71’nci âyetinde Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Kötülüğü engel olmada izlenecek yolu Rasûlüllah (s.a.s.) şöyle belirlemiştir:
“Sizden biriniz bir kötülük gördüğü zaman onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle, onun kötü olduğunu söylesin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle o işi kötü görsün. Bu sonuncusu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman, 20)

Fert yahut toplum olarak iyiliği yaymak, kötülükleri de ortadan kaldırmak müslümanların en belirgin özelliklerinden biridir. Cenab-ı Mevlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte, bunlar salih insanlardandır.” (Âl-i İmran, 114)
Ferdin ve toplumun huzuru için insanların Hak ve hakikatle irtibatının sağlanması ve korunması, ihmal edilemeyecek kadar önemli bir vazifedir. Bu konuda hiç kimse ‘bana ne’ diyemez, dememelidir. Her müslüman sorumluluk şuuruyla gücü nisbetinde bu ilahî görevi yerine getirmelidir.

İyilik ve kötülük biri olmayınca diğerinin onun yerini aldığı zıt iki unsurdur. Eğer bir toplumda iyilik ve güzellik yaygın hale gelirse kötülükler gittikçe azalır. Aynı şekilde, Allah muhafaza, iyilik azalırsa kötülük yayılır. Böylece toplumu nice fitneler, fenalıklar kuşatır. Hem dünya hem de ahiret huzuru elden gider. Bu yüzden iyiliği yaymak, kötülüğü ortadan kaldırmak için gayret sarf etmek lazımdır. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.s.) kötülüğe karşı mücadele etmeyenlerin sonunu şu temsille anlatıyor:

“Bir grup insan bir gemiye binerek topluca deniz yolculuğuna çıkarlar. Oturacakları yer için aralarında kura çekerler. Herkes yerine yerleştikten sonra içlerinden biri, bulunduğu alt kattaki zemini balta ile delmeye başlar. Üst kattakiler;

– Ne yapıyorsun, dedikleri zaman o;

– Size ne bundan, benim kendi yerim değil mi, istediğimi yaparım! Siz ancak kendi yerinize karışabilirsiniz, der.

Şimdi gemi ahalisinin bu adamın elinden baltayı alması gerekirken, bundan kaçınıp;

– Adam sen de, bize ne! O kendi yerinde delik açıyor, şimdilik bir zararı yok, ne yaparsa yapsın, deyip onu kendi haline terk ederlerse çok geçmeden hepsi birden denize batıp helak olup giderler.” (İbnü’l Mübarek, ez-Zühd, nr. 1060)

Bu hadis-i şerif, birlikte yaşayan iyiler ve kötülerin durumunu veciz bir benzetme ile anlatıyor. Buna göre dinimiz İslâm, insanları Allah Tealâ’ya ve ebedi saadete kavuşturmak maksadıyla Cenab-ı Mevlâ tarafından gönderilmiş bir gemi gibidir. Bütün insanların bu gemide yerleri vardır. İnsanlardan biri kalkıp da gemiye zarar vermeye başlayınca diğerlerinin o kimseyi uyarıp hem o kişiyi hem kendilerini kötü akıbetten kurtarmaları gerekir. Bizi ilgilendirmediğini sandığımız, yapılmasına göz yumduğumuz bir kötülük, gün gelir bize ve nesillerimize zarar verir. Aslında zarar verip vermemesi de ölçü değildir. Müslüman kimse her halükârda kötülükten uzak durur ve aynı zamanda kötülüğü engeller.

Allah Tealâ, ilk insan Hz. Adem (a. s.) ile insanlara kulluğu, doğru ve yanlışları öğretti. Ondan sonra da en son peygamber Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.s.)’e kadar nice peygamber geldi. Onlar da insanlara doğru yolu gösterdiler, öğrettiler. İman edenler kurtuldu, inkâr edenler için ise ayet-i kerimede şöyle buyruluyor:

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmran, 105)

Kutsal Kitabımız’dan şu ayet-i kerime ile nokta koyalım:

“Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü olan kimdir?” (Fussilet, 33)




Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com