09-11-2015
Hürmetle, minnetle ve rahmetle
20. yüzyılın yetiştirdiği en büyük devlet adamı, ulu deha, yüce önder Mustafa Kemal Atatürk’ü 10 Kasım günü saat dokuzu beş geçe hürmetle ve minnetle yad edeceğiz. Onu anlatmaktan ziyade anlamaya çalışacağız. Fransız edibi Claude Farrer’in söylemine kulak vereceğiz. “O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, O’na çok uzaklardan bakmak gerekir.”

O’na çok uzaklardan bakıp hem azametini kavrayacak hem de böyle bir atayı bizim ulusumuza bahşeden yüce Allah’a şükredeceğiz. O’nun zekasının parlaklığını, çalışkanlığını ve geleceği okuma becerisini daha iyi anlamak için anılarını ve O’nun arkasından söylenenleri dikkatlice okuyacağız.

Birkaç anısına hep birlikte bakalım. Alman Kralı II. Frederick, 1750 yılında Potsdam’dan geçiyor. Orayı çok beğeniyor ve ‘Bana şuraya bir saray yapın” diyor. Ertesi gün adamları gidip bakıyorlar, Kral’ın beğendiği yerde bir değirmen. Adamlar kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci açıyor. - Buyurun? - Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi, satın alacak. Kaç para? - Satmıyorum ki ne parası? - Saçmalama Kral istedi. - Bana ne. Ben satmadıktan sonra kimse alamaz ki. Adamları gelip Kral’a diyorlar ki; Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli. Satmıyorum dedi. - Çağırın bakalım bana şu adamı. Değirmenci gelip, Kral’ın karşısında duruyor. II. Frederick; - Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para? – Yok yanlış anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum! - Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim. - Sen koskoca kralsın, paran çok. Git Almanya’nın her yerine saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum! II. Frederick ayağa kalkıyor; - Unutma ki ben Kralım! Değirmenci bakıyor ve diyor ki; - Asıl sen unutma ki Berlin’de hakimler var! Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz.
Orada oturamaz. Bugün bütün gelişmiş ülkeler hukuk fakültelerinde bu olayı anlatırlar.

“Berlin’de hakimler var!” - Potsdam’da Sansosi Sarayı. Saray ve değirmen yan yana. Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor. Sabahları II. Frederick arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor; - Hey Frederick, ekmek yaptım göndereyim mi? II. Frederick diyor ki; - Adalet her sabah bana, sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi. Ve tarih 31 Aralık 1917. Berlin’de bir otelde yılbaşı kutlamaları yapılacak, Osmanlı heyeti var orada. Aralarından biri bu öyküyü anlatıyor. Ve; - Hadi Potsdam çok yakın. Gidip adaletin simgesi olan o değirmen ve sarayı yan yana görelim. Kimse gelmiyor ve bu öyküyü anlatan tek başına kalkıp gidiyor. Herkes yılbaşı kutlarken, o gidip adaletin simgesini izliyor uzun uzun. O Mustafa Kemal Atatürk.

Mustafa Kemal Atatürk Amasya’dayken Yanındaki valinin kulağına eğilip sorar; “Kimdir bu ?”
Vali yanıt verir: “Efendim kendisi Şıh’tır. Yöre de çok hatırlısı vardır.” Atatürk, Şıh’ı yanına çağırır ve; “Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan” der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir. Şıh ; “Emrin olur Paşam” diyerek yerine çekilir. Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya’daki Şıh’ı hatırlar. Hemen Valiyi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh’ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını, aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatarak, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazırını çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği’ne tebliğ etmesini ister.
Ertesi gün Amasya’dan bir haber gelir ki, Şıh Efendi Ata’yı görmek üzere Ankara’ya yola çıkmış... Şıh gelir Ata’nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet baştan sona değiştirilmiş, bambaşka görünüme bürünmüştür. Atatürk’ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamazlar ve Ata’ya sorarlar; “Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız? “

Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp; “Dün akşam Amasya Valiliği’ne bir yazı gönderdim ve Şıh’ı Afyon’a vali atadığımı bildirdim.” der. Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp nazırına bu yazıyı da Şıh’a vermesini söyler. Yazıda söyle yazmaktadır; “İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığınıza sevindim. Valilik meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla...”

Cumhuriyet’in ilanından sonra İstanbul’da bir resepsiyon verilir. Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve ataşeleri de davet edilir. Davet güzel bir şekilde devam etmektedir fakat İngiliz ataşesi olan binbaşının bakışları Mustafa Kemal’in gözünden kaçmaz. Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir. Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir. Yaver, Mustafa Kemal’e şöyle der: “Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana Mustafa Kemal’in Çanakkale’de babasını öldürdüğünü” söyledi. Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der:

“Git sor bakalım babasının Çanakkale’de ne işi varmış?”

“Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir... Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir.” (Eleftherios Venizelos, Yunanistan Başbakanı, 1933).

Kalın sağlıcakla…



Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com