23-11-2015
Huzur ve güven ortamı
İnsanoğlu yeryüzünde Allah’ın çizdiği sınırlar ve sunduğu nimetler sayesinde huzur ve güven içinde hayatını sürdürmektedir. Dünyada bu huzur ve güven ortamının sağlanması için insan, Rabbimizin koyduğu sınırları aşmayıp uymakla ve sunduğu nimetlere nankörlük etmeyip şükretmekle sorumludur. İnsanlık bu sorumluluğu yerine getirdiği ölçüde, huzur ve güven içinde olur.

İslam, Allah’ın sonsuz merhamet ve şefkatinin yeryüzünde tecelli ettiği huzur ve barış dolu bir hayatı insanlara sunmak için indirilmiş bir dindir. Allah tüm insanları, yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam ahlakına çağırmaktadır. Bakara Suresi’nin 208. ayetinde şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler, hepiniz topluca “barış ve güvenliğe” (Silm’e, İslam’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.”

Ayette görüldüğü gibi Allah, insanların “güvenliği”nin ancak İslam’a girilmesi, Kur’an ahlakının yaşanmasıyla sağlanabileceğini bildirmektedir.

Görüldüğü gibi, dinimiz İslâm sevgi ve güven üzerine kurulmuştur. Burada kast olunan gerçek sevgi; kuru laftan ibaret olmayıp sadece iyi günlerde değil, sıkıntılı zamanlarda da elinden tutacak, üzüntüsünü paylaşacak duygular içinde olmaktır. Bu manada imanla yoğrulmuş sevgi hamuru; “kendisi için sevip arzu ettiği şeyi, yanındaki için de sevip arzu eder” kaidesine göre kurulmuştur.

Allah, insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını da emretmiş; küfrü, fıskı, isyanı, zulmü, zorbalığı, öldürmeyi, kan dökmeyi yasaklamıştır. Allah’ın bu emrine uymayanlar, ayetin ifadesiyle “şeytanın adımlarını izleyenler” olarak nitelendirilmiş ve açıkça Allah’ın haram kıldığı bir tutum içerisine girmişlerdir. Kur’an’da bu konudaki birçok ayetten sadece iki tanesi şöyledir:

“Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.” (Rad13/, 25)

“Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.” (Kasas, 28/77)

Görüldüğü gibi, Allah, İslam dininde, terör, şiddet anlamlarını da kapsayan her türlü bozgunculuk hareketini yasaklamış ve bu tür bir eylem içinde olanları lanetlemiştir. Müslüman dünyayı güzelleştiren, imar eden insandır.

Bir insanı suçsuz yere öldürmek, Kur’an’a göre en büyük günahlardan biridir:

“Kim bir canı, bir başka cana ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.” (Maide, 5/32)

“Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha tapmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ‘ağır bir ceza ile’ karşılaşır.” (Furkan, 25/68)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, masum insanları haksız yere öldüren kişiler büyük bir azapla tehdit edilmişlerdir.

Allah tek bir kişiyi öldürmenin, tüm insanları öldürmek kadar ağır bir suç olduğunu haber vermiştir. Allah’ın sınırlarını koruyan bir insanın değil binlerce masum insanı katletmek, tek bir insana bile zarar vermesi söz konusu olamaz. Dünyada adaletten kaçarak cezadan kurtulacağını sananlar, öldükten sonra, ahirette Allah’ın huzurunda verecekleri hesaptan asla kaçamayacaklardır. İşte bu nedenle ölümlerinin ardından Allah’a hesap vereceklerini bilen müminler Allah’ın sınırlarını korumakta büyük bir titizlik gösterirler.

Dünyamızda huzur ve güven ortamının sağlanması için Allah’ın sınırlarını koruyalım.

Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com