Asım Çavuşoğlu
Serbest Kürsü
20-06-2016
Birlik ve beraberlik bir olmak, bir arada bulunmak mıdır, yoksa aynı hedefe göz dikmek midir?
İnsanı insan yapan en önemli hususlardan birisi onların birlik ve beraberlik içinde yaşamasıdır. Her türlü ihtiyacını tek başına giderecek, hiç bir insana muhtaç olmayacak, büyük sıkıntılardan ve belalardan sadece kendi imkanları ile kurtulacak hiç bir insan yoktur. Her insan, zaman zaman başka insanların yardımına, desteğine ihtiyaç duyar. Dayanışmanın verdiği güçle, en zor işlerin üstesinden bile gelir.

Toplumları yaşatan, ilerleten ve yükselten birlik ve beraberliktir. Birlik ve beraberlikten yoksun olan toplumların, dünya toplumları arasında istenilen yerini almasına imkan yoktur. Eskiden beri birlikteliğin, dayanışmanın önemi anlaşılmış ve bu konuda çeşitli özlü sözler söylenmiştir. Özellikle Türk atasözleri arasında çok önemli bir yere sahip olan “Yalnız taş duvar olmaz.”, “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”, “Tek ağaçtan orman olmaz.” gibi sözler, birlik ve beraberliğin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Gerek günlük hayatımıza, gerekse de toplumsal hayatımızda bu birlikteliğe çok önem vermemiz gerekir.

İnsanlar daima birbirine muhtaçtır. “Ben kendime yeterim.” diyen insan büyük laf etmiştir. Evet, belli bir süreliğine insan kendisine yetermiş gibi hissedebilir. Ancak öyle bir zaman gelir ki yanımızda birileri olmadan, birilerinin desteği ve yardımı olmadan tek başımıza bir hiç oluruz. İnsanlarının ortak düşünce ve değerlere sahip olmadığı bir toplumun uzun süre varlığını devam etmesi çok zordur. Özellikle dışarıdan gelecek tehlikelere karşı bütün halk birlik içinde olmazsa, büyük kayıplar yaşayabilirler. Oysa ortak değer ve düşünceleri olan insanlar, birbirine sımsıkı bağlıdırlar. Birbirinin gücünden güç alarak her türlü zorluğa karşı durabilirler.

Ne var ki söz konusu birlik ve beraberliğin sağlanması için o toplumda yaşayan herkese bir takım görevler düşmektedir. Bu görevlerin başında, herkesin kendi çıkarlarını bir yana bırakıp, toplumun çıkarlarını ön plana alarak bunların gerçekleşmesi için çalışması gelir. Her birey, karşısındakini öteki olmaktan çıkartıp, kendinden kabul etmeli, herkesi olduğu gibi benimseyip, değişmeye zorlamadan, ikiyüzlülüğe mecbur kılmadan kabullenmelidir.

Azınlığımız insanları, birey ya da kurum ve kururluşlar olarak birbirlerini rakip değil, dost olarak görmelidir. Hele hele birbirimize karşı hiç bir zaman ön yargılı davranmayalım, yargısız infazlardan kaçınalım. Kişileri şaibeli göstermekten vazgeçelim. Azınlığımız artık beraber olmanın herkesi güçlü kılacağını kavramalıdır. Güç birliği ile bir çok şeyin başarılması mümkündür. Atalarımız bunu “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyişi ile çok güzel anlatmışlardır. Bu cümleden olarak toplum düzeni, birlik ve beraberlikle sağlanır. Sevgili peygamberimiz bir hadislerinde, birlik ve beraberlik içinde yaşamanın toplum hayatı bakımından ne kadar önemli olduğunu, birliğin temin edilmemesi halinde sosyal bünyede nasıl huzursuzluklar çıkacağını, toplumu bir insan vücuduna benzeterek anlatmak istemiştir. Bazı organları hasta olan bir insanın vücudu nasıl zayıf ve güçsüz düşerse; düşmanlıkların yaygınlaştığı, birlik ruhunun kaybolduğu toplumlar da öyle güçsüzleşirler. Bu da düşmanın işine yarar.”

Bunun için bir millet, bir toplumu yıkmak isteyenler, önce o toplumu meydana getiren fertler arasında ayrılık tohumları ekerek onları birbirine düşürürler. Birlik beraberliklerini bozarlar. Maddi ve manevi güçlerini kardeşlerine karşı kullanan ve düşmanlarını unutanlar kolayca başkalarına yem olurlar. Bu gerçek öteden beri bilindiği için, dünyaya hükmetmiş nice büyük devletler, düşmanları tarafından önce içeriden parçalanmış, sonra yıkılıp tarihten silinmişlerdir.

Söz konusu uygulamaların sonucu değil midir ki, 90 yıldır cereyan eden tarihi olayların hırpalanması ve devlet politikası çizgisinde hareket eden Atina hükümetlerinin ve uzantısı olan Batı Trakya’daki ilgili makamların, baskısının etkisiyle bugünlere sinik, ezik, içine kapanık ve sessiz bir toplum olarak geldik. “Böl, parçala, yönet” taktiğiyle yıllardır yönetilen azınlığımız, bu taktiğin kıskacından kendini hala kurtaramadı. Kısır bir döngü içerisinde yerimizde saymaktan bir türlü kurtulamadık.

Velhasılıkelam dayanışma ruhu ile hareket ederek, birlik ve beraberliğini sağlayan toplumlar, giriştikleri her mücadelede sosyal, ekonomik, eğitim gibi her alanda başarıya ulaşmışlardır. Birlikte çeşitlilik olduğunu değil, “çeşitlilikte birlik” olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Ve şunu da hiç unutmayalım: Dünyada birlik ve beraberlik içinde hareket etmeden başarıya ulaşmış ne bir aile, ne bir toplum vardır. Hatta bir devlet bile yoktur!..

Azınlık ve vatandaşlık sorunlarımızın çözümü için “hak mücadelesi”ne birlik – beraberlik içinde gereken önemi ve önceliği verelim. Zira birlik ve bütünlüğü bozulmuş bir toplum, ileride telafisi imkansız zararlarla karşılaşabilir.

Azınlığımızın yükselmesi, bizlerin birlik ve beraberlik içinde bulunmamıza bağlıdır. Bu nedenle birliğimizi ve dirliğimizi zedeleyen, fitneyi, fesadı, nifakı, dedikoduyu ve düşmanca duyguları kesinlikle bırakmamız lazımdır. Her azınlık ferdinin toplumsal dayanışmaya sıcak bakan, hoşgörülü, affedici, sevgi ve saygı kurallarını ihlal etmeyen, verdiği sözde duran, kısacası insani değerleri yaşamında uygulayan kişi olması lazımdır. Aksi takdirde birlik ve dirlik içinde kardeşçe yaşamaktan söz etmek abesle iştigalden başka bir şey ifade etmez!..

Bugün dünkünden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır!

Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com