15-10-2016
Varlığın sebebi sevgidir
Dünyaya geliş gayemiz, kin ve nefreti kaldırıp sevgiyi hakim kılmaktır. Dinimiz İslâm da sevgi üzerine kurulmuştur. İmanın güvenle, güvenin samimiyet ve sevgiyle doğrudan bağlantısı vardır.

İnce, zarif ve olgun dediğimiz kimseler iç dünyalarına sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü yerleştiren, onları günlük hayatlarına geçirip, her an ve her vesileyle uygulayanlardır. Onlar bütün cihanı, evrensel bir sevgiyle kucaklayanlardır. Güzellik kâinatın altın anahtarıdır. İç dünyalarında güzelliğe yer vermeyenler, isteseler de gönüllerin kilidini açamazlar. Önemli olan sevgi ile kâlpleri yumuşatmaktır. Yunus bir şiirinde “Taş gönülden ne biter” diye sorar, Yunus’un sevdiği su ve güldür, yumuşaklık ve tatlılık, güzellik insanları gerçeğe ve Allah’a, sertlik ve katılıktan daha kolay, daha çabuk götürür. Kur’ânda Allah Hz. Musa’yı, Firavun’u Hakk’a davetle görevlendirirken “Yumuşak ve tatlı söyle. Olur ki aklını başına alır yahut hiç değilse biraz çekinir.” (Taha-44) buyurur.

Kur’an’ın irşad metodunun en özlü bir şekilde tatlı dilde olduğunu şu âyette ifade edildiğini görmekteyiz: “(Ey Muhammed!) Sen, Rabbin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.” (Nahl, 16/125)

Allah yoluna hikmet ve güzel öğütle çağırmayı ve en güzel biçimde mücadele etmeyi emreden bu âyet, İslam’da tebliğ metodunu ortaya koymaktadır.

Bir gün İslamiyet’e tam ısınmamış bir bedevî, Hz. Peygamber’in huzuruna gelerek O’ndan bir şeyler istedi. Rasûlullah da bu fakir adama yardımda bulundu. Adam kalkıp giderken Hz. Peygamber ona: “Seni memnun edebildim mi?” dedi. Adam: “Hayır memnun değilim, bunlar da bir şey mi sanki!” diye söylendi. Adamın bu nezaketsiz davranışına karşı orada bulunan Sahabîler, son derece kızdılar ve onun üzerine yürümek istediler. Hz. Peygamber, onlara durmalarını işaret ederek, evine gidip bu adama başka şeyler daha getirip verdi. Tekrar ona: “Şimdi seni memnun edebildim mi?” diye sordu. Adam da: “Evet yardımda bulundun, Allah, ehline ve aşiretine hayır versin.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber ona: “Öyleyse gel, biraz önce kızdırdığın insanlara bu memnuniyetini açıkla da, sana olan kızgınlıkları gitsin.” dedi. Adam içeri girip Müslümanların huzurunda Hz. Peygamber’den memnun olduğunu belirtti.

Kendi özünü bulmak ve bütün varlıkla, kâinatla bir ve beraber olmak... İşte varoluşun, yaşamanın özeti... İşte o zaman “Yunus bir haber verir, işitenler şadolur” deriz. Varolmanın çılgın heyecanını yaşar, “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz” deriz.

Hayatın sonsuz güzelliği ve cömertliği karşısında, insanoğlunun yaşadığı boş ve sefil hayat ürperticidir. Sevgiden, dostluktan, incelikten ve güzelliklerden uzak yaşayanlar ne kadar zavallıdırlar. Arif olan şikayet etmez. Ruhî tekamül şikayet ikliminden uzaklaşmakla başlar. Günlük hayat, koşuşturmalar, gevezelik, dedikodu, oyunlar, içki, sigara ve diğer kötü alışkanlıklar bize varlık muammasını unutturuyor. Gerçek sanat, doğanın ve sanatın güzellikleri, bizi yeniden, asıl kaynaklarla karşı karşıya getiriyor. Allah’ın insanla buluşma yeri kâlptedir. Varlığın sebebi sevgidir. Varedene sevgi ile ulaşılır. Dünyaya gelişin sebebi ve amacı sevgidir. Sevgiye ulaşmanın yolu da insan gönlünden geçer. Hepimiz O’ndan geldik O’na gidiyoruz. Varolan Hak’tır. Gayrısı yoktur. İçimiz kin ve nefretle doluysa eşyanın esaretinden kurtulamamışsak, mutlu ve huzurlu olmamıza imkan yoktur. Biz kendimizin olmadan, hayat bizim olamaz. Sıkıntı ve bunalımlarımızın asıl sebebi, insanın kendi kendisi olamamasıdır. Kendi aslından, özünden uzaklaşan, kendi kendine yabancılaşan insan, kesinlikle huzur bulamayacaktır. Gerçek aydınlanma insanın kendi kendisiyle yüz yüze gelmesidir. Kâinatın en büyük sarayı, içi sevgi ile dolu kâlptir. İnsan âlemde insanları sevdiği müddetçe huzurlu yaşar. İyi bilelim ki, açık kâlple verdiklerimiz, sonunda bize döner, insan ektiğini biçer, gönül erinin işi mahlukta kalmak değil, Halika varmaktır. Çok konuşmak, gevezelik etmek, sırf zaman öldürmek için malayani konuşmak, içten mücadeleyi engeller. Etki gücünü son derece azaltır. Sükûta sarılan kurtulur. Kurtuluş, diline sahip olmaya bağlıdır. Söz gümüşse, sükût altındır. Sükûttan daha güzel şeyler söyliyeceksek, hayır ve güzelliği konuşacaksak ağzımızı açmalıyız. Hayatın birçok güzelliklerini görmeden geçiyoruz. Dünya, öylesine güzelliklerle dolu ki… Güzellikleri görmek dileğiyle…


Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com