28-11-2016
İman ve hayat
Yaratılışımızın gayesi, Yüce Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmektir. İman, hem dünya, hem de ahiret saadetini sağlayan en değerli manevi sermayemizdir. Sahip olduğumuz imanın en önemli özelliği ise, kalbin derinliklerine nüfuz etmesi ve vicdanların onunla huzur bulmasıdır. İman, bu özelliğiyle, şirkin ve putperestliğin kirlettiği kalplere yeniden hayat vermiş, sahabe örneğinde olduğu gibi mensuplarını cehalet ve vahşetten kurtarmış, sevgi, saygı ve adaletin oluşturduğu medeniyetin zirvesine yükseltmiştir. Allah’a inanmak insanda doğuştan gelen fıtri bir ihtiyaçtır. İmansız kişilerde bile söz konusu olan bu fıtri ihtiyaç anormal zamanlarda ortaya çıkar. Sözgelimi bir uçak kazası sırasında, bir gemi ve araba kazası sırasında, bir yangın ya da deprem esnasında, özetle insanın güçsüzlüğünü ve çaresizliğini hissettiği olağanüstü bir durumda ömür boyu Allah’a inanmamış insanların dahi Allah’a yöneldiklerini, O’ndan yardım istediklerini, O’na dua ettiklerini görürüz. İşte buna Firavun imanı denir. Bu iman geçerli değildir. Çaresizlik anında ortaya çıkar, ama düze çıkınca kaybolur. Oysaki geçerli olan iman gayb bilinciyle ortaya çıkar. Gayb bilinci; zaman ve mekâna sığmayan; başlangıcı ve sonu olmayan, herkesin ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu, oysa kendisi hiç kimseye ihtiyaç duymayan, her şeyi yoktan vareden ve her şeyi idare eden bir Zata bağlı kalma duygusudur. O Zat ki Bir ve Tek olan Allah’u Teâlâ’dır.

Allah bizden îman etmemizi istiyor. Ortada îman edilecek bir şeyler var ve îman etmemiz isteniyor. İman etmemiz istenen bu şeyler hiçbir zaman laboratuara girmeyecek ve deney malzemesi yapılmayacak. Allah, kıyamet, âhiret, melek, cennet, cehennem, vahiy işte bunlardan birkaçı.

İman bir güven olayıdır, hem de karşılıklı güven içinde olmak demektir. Onun içindir ki imanın pahası büyüktür, karşılığını yalnızca Allah’u Teâlâ verecektir. Şu halde iman edenler Allah’a güvenenlerdir. Allah onların güvenlerini karşılıksız bırakmayacak ve onların ebedi güvenliğini sağlayacaktır.

Allah'a inanan ve O'na sevgiyle bağlanan insanın mânevî ufku kâinat kadar geniş, huzûru ve neş'esi Cennet bahçesi gibi daima taze ve ölümsüzdür. Gözlerinde îman nuru parlar, sözlerinde hakikat, sevgi ve neş'e çağlar. O, insanları yaratılış itibariyle kardeşi bilir, onlara lütuf ve merhamet gözüyle bakar. Şefkatlidir, insanların dertlerine bir karşılık beklemeden koşar. Boynu büküklerin gönlünü alır, yetimleri bağrına basar. Kâinatla ve içindeki varlıklarla ünsiyet içindedir. Hiçbir hâdise, onu korkutmaz, gözünü yıldırmaz. Allah'ın kendisine bahşettiği nimetlerden O'nun iradesine uygun şekilde faydalanır ve tadar.

Kalbin derinliklerine nüfuz etmiş bir iman, mü’minin hayatına canlılık ve güzellik katar. Bu nedenle, inanan kişi, ortaya koyduğu her davranışında inancını yansıtır. Gizli, açık her yerde Yaratıcının denetimini hisseder. Sözünde durur ve emanete ihanet etmez. Doğru yoldan ayrılmaz. Mü’min kardeşlerinin yararına olan işlerde onların karşısına dikilmez. Daha sonra vicdanını rahatsız edecek işleri yapmaktan sakınır.

İman en büyük imkândır. Kişinin imanı tükenmedikçe imkânı tükenmez. İnsanı şu zorlu hayat yolculuğunda yaratılış amacına doğru yol aldıran iman yakıtıdır.
İmanın zıttı inkârdır. İman sevgiye benzer, inkâr ise nefrete. Sevgi insanı artırır, zenginleştirir; nefretse insana hiçbir şey katmadığı gibi aksine onu azaltıp fakirleştirir. Tıpkı bunun gibi, iman özü itibarıyla pozitif bir değerdir, inkâr ise negatiftir.

İman şükürdür, inkâr nankörlük. Teşekkür ekmeğin değil, ekmeği verenin hakkıdır. Sahipsiz nimet olmaz. Bir şey nimetse, mutlaka sahibi vardır. Nimeti fark eden, nimetin sahibini arar. Nimetin sahibini bulan, O'na teşekkür eder. Nimeti fark etmemek, nankörlüktür.

Bakınız Rabbimiz, kendisine hakiki manada iman edip kulluk eden müminlerin mükafatını nasıl haber veriyor: “Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar iman etmiş ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır.” (Yunus, 10/62-63.)

O müjdeye nail olabilme ümidi ile Efendimizin şu duasını dilimizden hiç düşürmeyelim:

“Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” (Müslim, Dua, 72.)

Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com