24-07-2018
İnsan yetiştirmek...
“Bir yıl sonrasını düşünürsen tohum ek, On yıl sonrasını düşünürsen ağaç ek,
Yüzyıl ve daha sonrasını düşünürsen insan yetiştir.”

“Bir kimseye bir balık verirsen karnını bir defa doyurur, ama balık tutmayı öğretirsen karnını her zaman doyurur.”

Zamanımızdan asırlarca önce yaşamış bir Çin şairine atfedilen bu sözler, eğitimin konusunu, amacını, kendisinden ne beklenmesi gerektiğini gerçek manada ortaya koyuyor.

Eğitim, bir insan yetiştirme, önü hayata en iyi şekilde hazırlama, kişiyi, benliğinde mevcut kusur ve kötülüklerden arındırıp iyiliklerini, meziyet ve kabiliyetlerini en üstün ölçülere ulaştırma sanatıdır.

Eğitime bu çerçeveden bakınca, İslam’da onun, neden bu kadar önem taşıdığını, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)’e Allah (c.c) tarafından verilen en önemli görevin neden bu olduğunu kavramak kolaylaşır.

İslam, hayatımızın her yönünü ilgilendiren, her türlü davranışımızı bir ölçü içine sokan prensipler getirmiştir. Bu prensipler arasında kaynaklarda en yoğun ve ağırlıklı bir şekilde yer alanlar, doğrudan veya dolaylı olarak insanın eğitimini, ilahî modele uygun bir şahsiyet kazanmasını hedef alıcı prensiplerdir. Kur’an’da “Ey insanlar! Ey inananlar!” diye başlayıp arkasından hangi konuda nasıl davranılacağını belirten ayetlerin tümü, sonuçta birer eğitim ilkesidir.

İnsan, “ahsen-i takvîm” (en güzel bir şekilde) üzere yaratılmasının tabiî bir sonucu olarak “eşref-i mahlükat” (yaratılmışların en şereflisi) olarak kabul edilmiş ve her türlü üstün muameleye layık görülmüştür. Kur’an’da bir çok bitkinin insan için topraktan çıkarıldığı, canlı cansız bir çok nesnenin, maddenin, hayvanın insan için yaratıldığı apaçık belirtilir. Yine insanın kurtuluşu, doğru yolu bulabilmesi ve görebilmesi için ibret alınacak kıssalar, olaylar, peygamber mu’cizeleri gözler önüne serilir. Bütün bunlar şüphesiz boşuna değildir. Belirli bir amacı vardır. O amaç insanı, “Sizin en üstününüz, en ziyade takva sahibi olanınızdır” sırrına erdirmektir. Yani sorumluluk bilincine eren insan, en üstün kişiliğe sahip olmaktadır.

Bu sırra ermenin yolu yalnız ibadet etmek değildir. Müslüman şüphesiz ibadetini yapmakla beraber, hayatın her alanında, insanlığa hizmet sunan her meslekte söz sahibi olacaktır. Yaşadığı çağda gerekli ve geçerli olan her türlü bilgiye, ustalığa, dehaya sahip olmayı Müslüman olmanın tabiî bir sonucu sayacaktır. Fakat Müslüman hangi üstünlüğe sahip olursa olsun bu kendisine, Allah’tan gelip yine O’na döneceğini unutturmayacaktır. Eldeki her imkan bu merhalede bir vasıta olarak kabul edilecektir. Müslüman’ın Müslüman olmayandan en önemli farkı budur. Yani başkaları için gaye olan şey, bilgi, maharet, servet, zenginlik her neyse, Müslüman için vasıta olacaktır.

İşte İslam’da eğitimin gayesi kişiyi bu yönde olgunlaştırmak, bin-bir hile ve düzenle insanı bundan saptırmaya çalışan nefse, hakimiyet sağlamaktır.

Hazret-i Ömer (radıyallahu anh) halife iken, ileri gelen kişilerin de bulunduğu bir mecliste, şöyle bir soru ortaya atar: “Eğer dileğiniz Allah tarafından hemen kabul ediliverecek olsa ne isterdiniz?”

Birisi, “Falan vadi dolusu altınım olsun isterdim. Ta kî onu harcayıp İslam’a hizmet edeyim.” der.

Bir başkası, “Sürülerle davarım olsun isterdim. Onları yeri ve zamanı geldikçe Allah yolunda tereddütsüz sarfedebilmek için..” diye karşılık verir.
Herkes bunlara benzer şeyler söyler. Hazret-i Ömer ise bunları pek beğenmez.

Bunun üzerine sorarlar:

“Peki ya Ömer sen ne isterdin?” Hazret-i Ömer (radıyallahu anh)’ın cevabı insan yetiştirmenin önem ve kıymetini bilmenin benzersiz bir misalidir:

“Ben Salim gibi, Ebû Ubeyde gibi, Muaz gibi alim insanlar yetişsin isterdim, ki onlar vasıtasıyla İslam’a hizmet edeyim.”

Bir toplumun ilerlemesi ve huzurlu olması, iyi yetişmiş; Allah’ı bilen, sorumluluk sahibi insalarla mümkündür.

Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com