11-02-2019
Ömür sermayesi
Ömür, doğum ile ölüm arasında geçen zaman dilimi olup, insanoğluna bahşedilen en büyük nimet ve paha biçilmez bir sermayedir. Bu kıymetli sermaye aldığımız her nefes, geçen her saniye, her saat, her gün, her ay ve her yıl güneşin karşısında eriyen buz misali devamlı eriyip tükenmektedir.

Şöyle bir hikaye anlatılmaktadır: Yaz sıcağında Bağdat sokaklarında buz satan biri olanca sesiyle şöyle bağırır: “Sermayesi erimekte olan bu zavallıya yardım edin! Satıcının Bu feryadı duyan büyük veli Cüneyd-i Bağdadî, olduğu yere çöker başını ellerinin arasına alıp düşünceye dalar. Yanında bulunan talebeleri telaşla, kendisine Ne olduğunu sorduklarında, buz satan kişiyi işaret ederek, “Onun bu sözleri beni derinden sarstı, eriyenin yalnız buzlar değil, insan ömrünün olduğunu fark ettim. Yaz Sıcağının, adamın maddî sermayesi olan buzları eritip tükettiği gibi, zaman da bizim asıl sermayemiz olan ömrümüzü tüketiyor. Adamın buzlarının erimesine hayıflandığı kadar, ömrünün boşa tükenmesine karşı içi sızlamayanlara yazıklar olsun,” der.

Bizi ömür sermasi ile şereflendiren Allah Teâlâ, bu büyük sermayenin hayırlı alanlarda değerlendirilmesini istemektedir. Faydalı ve hayırlı alanlarda geçirilmeyen ömrün hesabının sorulacağı bilinmelidir.Uyarılarda bulunan Peygamberimiz (s.a.s.) bu noktaya dikkat çekmektedir: “Kıyâmet gününde bir insan, şu dört şeyden sorulmadıkça hiçbir yere gidemez: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nasıl harcadığından, malını nereden kazanıp nereye sarf ettiğinden ve ilmiyle nasıl amel ettiğinden.” (Tirmizî,Kıyâmet 1)

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.” (Fatır 5)
Bu âyet-i Kerimeye göre; insan, şeytana uyup dünya hayatına kapıldığı taktirde aldanacak ve şeytanın tuzağına düşecektir. Daima yok olma korkusuyla yaşadığı için bu dünyada gerçek huzuru bulamaz. Rabbinden uzak yaşadığı için de ebedî yurt olan âhirette de iyiler için hazırlanmış olan Cennete giremez. Bu durumda hem dünyasını, hem ahiretini kaybetmiş olur.

Öyleyse cennete girmek, cehennemden uzaklaşmanın yolu, dünyanın aldatıcı bir hayat olduğunu idrak edip dünyadaki imtihanları kazanmaktan geçmektedir. Hayatta bu imtihanı kazanan gerçek manada kurtuluşa ermiştir.

İnsan dünyâya bir defa gelir. Kendisine verilen yaşama fırsatını iyi veya kötü bir şekilde kullanır, sonra da bu âleme vedâ’ edip gider. Bu kuralın istisnâsı yoktur. Şüphesiz akıllı insan, kendisine bu bir defa, evet, sadece bir defa sunulan hayât ve ömür nîmetini dikkatlice kullanır, sonra da en büyük başarıyı kazanmış olmanın derin huzûruyla ebedî yolculuğuna çıkar. Akıllı insan inanır ki; âhirette; “Ah şöyle yapsaydım, keşke böyle davransaydım...” diye dövünüp pişmanlık duymağa fırsat verilmeyecektir.

Şunu hiç unutmamak gerekir ki; ahirette bütün insanlar ağıtlarda bulunacaktır. Kâfir olan; “Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmasa Cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda Cennete girseydik, ebedi cehennemden kurtulsaydık.” Mü’min, fakat az sevabı olan; “Keşke biraz daha sevap işleseydim de, biraz daha ikrama mazhar olsaydım.” Sevabı çok mü’min ise; “Ah ne olaydı da Makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim, oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım...” diyeceklerdir.

Fırsat önümüzdedir. Ümrümüz tükenmeden, son nefesimizi Allah’a teslim etmeden kendimize gelelim. Bir defalığına kullanılmak üzere bize emanet verilmiş olan ömür sermayesini iyi değerlendirelim. Sorumluluğumuzu daima ön planda tutalım. Herkes huzur istiyor değil mi? İşte huzur Allah’ın yolundan gitmektir. “Kalpler ancak Allah’ı daima anmakla huzur bulur.”
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com