19-09-2019
Topluluktan, Birliğe...
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Avrupa Ekonomik Topluluğu… Bu isimler çoğumuzun hafızasından silindi değil mi?..

Oysa, bugünün Avrupa Birliği’nin mihenk taşları bu topluluklar…

Birleşik Avrupa fikri, İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları üzerine kuruldu diyebiliriz. Avrupalı aydınların çok daha önceden dile getirdiği birleşme hayali, yaşlı kıtada İkinci Dünya Savaşı sonrasında barışı sağlamak amacıyla gerçeğe dönüşmeye başladı.

Bugünkü Avrupa Birliği’nin ilk adımları, 1945 ve 1950’li yıllar arasında, Konrad Adenauer, Winston Churchill, Alcide de Gasperi ve Robert Schuman’ın aralarında olduğu bir grup devlet adamının girişimiyle atıldı. Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman, Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren Avrupa’da birliğin sağlanması için çaba gösteren Fransız iktisatçı ve maliyeci Jean Monnet tarafından tasarlanan bir fikri ele aldı ve 9 Mayıs 1950’de Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun kurulmasını önerdi.

Kaderin cilvesi o ki, İkinci Dünya Savaşı’nın nedenlerinden biri olan ham maddeler, uzlaşı ve barışın aracı haline dönüştü.

Belçika, Federal Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda bu topluluğun ilk üyeleri oldular.

Ardından Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu ortaya çıktı. Çeşitli mal ve hizmetleri içeren ortak bir pazara dayalı bu toplulukta, ilkin altı devlet arasında gümrük vergileri kaldırıldı, ticaret ve tarımda ortak politikalar belirlendi.

1973’te topluluğun sayısı Danimarka, İrlanda ve İngiltere’nin katılımıyla dokuza ulaştı. 1981’de ülkemiz Yunanistan, 1986’da İspanya ve Portekiz katıldı topluluğa.

1992 Maastricht Antlaşması’yla da Avrupa Birliği doğdu. Zamanla bu yapı daha da büyüdü, Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla oluşan yeni ülkeleri içine almaya başlayarak daha da genişledi.

Sonuç olarak Avrupa Birliği bugün 28 üye ülkeden oluşuyor. Avrupa Birliği bugün içinde 450 milyondan fazla kişiyi barındıran büyük bir aile. Ancak bu büyük ailenin sorunları da bitmiyor.

Victor Hugo’nun hayal ettiği “Avrupa Birleşik Devletleri”, geçen bunca zamana rağmen var olan sorunlarını yoluna koymayı ne yazık ki başaramadı. Birlik üyeleri dış politika, savunma gibi alanlarda ortak stratejiler geliştiremedi. Amaçlanan birlik, birçok alanda gerçek anlamda sağlanamadı ve ortak politikalar üretme ve uygulamada sorunlar yaşandı. Yaşlı kıtanın ulus devletleri, ulus devlet kimliklerini geride bırakıp ortak hareket etme konusunda yetersiz kaldılar.

Peki bu durum AB’nin geleceği için bir tehdit mi? AB çatırdıyor mu? AB’nin dağılacağı tahminlerinde bulunanların yanı sıra var olan sorunlara rağmen Birlik’in devam edeceği görüşünü şiddetle savunanlar var.
AB’nin geleceği ne olur bilinmez… Ama AB sınırları içerisindeki insanların bu oluşuma olan inançlarının azalıyor olması endişe verici.
Daha birkaç gün önce yayımlanan bir rapor, bu konuda tedirginlik yaratacak veriler içeriyor.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin (ECFR), 14 AB ülkesinde 60 bin kişiyle gerçekleştirdiği anket sonuçları, “Güçlü Bir Avrupa Dış Politikası’na Yoğun Destek- İnsanlara İstediklerini Verin” başlıklı bir raporla açıklandı.

Buna göre, AB üyesi ülkelerin vatandaşlarının yüzde 40’ı, birliğin 10-20 yıllık süre zarfında dağılabileceğine inanıyor.

Tüm sorunlarına rağmen AB’nin hayatta kalması gerektiğini savunanlardanım. AB’nin dağılması, Avrupa’nın ABD, Çin ve Rusya gibi küresel güçler karşısında uluslararası siyaset sahnesinde ciddi bir güç kaybetmesi anlamına gelecektir.

Ancak ayakta kalmanın tek yolu da, AB’nin bağımlılıklarını en az seviyeye indirip, kendi politika ve stratejilerini belirlemesinden ve tabii ki birlik içerisinde yaşayanların istek ve taleplerini daha fazla kale almasından geçiyor.
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com