Atatürk doğduğu topraklarda da anıldı
10-11-2017
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, 79. ölüm yıl dönümünde doğduğu topraklarda da anıldı. Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosluğu’nda gerçekleştirilen anma törenine Batı Trakya genelinden çok sayıda soydaş katıldı. Atatürk’un doğduğu Selanik’teki evi de ziyaretçi akınına uğradı.
Fotoğraflar

Gümülcine’deki anma törenine katılan soydaşlar Atatürk’ün son nefesini verdiği saat 09:05’ten önce başkonsolosluğa gelmeye başladı.
Anme etkinliği çerçevesinde, Mustafa Kemal Atatürk’e ve yaşamına ait fotoğraflar başkonsolosluk bahçesinde sergilendi. Sergi büyük beğeni topladı.
Gümülcine’de Atatürk için düzenlenen anma törenine; ev sahibi Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosu Ali Rıza Akıncı ve başkonsolosluk çalışanlarının yanı sıra, Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, İskeçe Seçilmiş Müftüsü Ahmet Mete, İskeçe SİRİZA Milletvekili Hüseyin Zeybek, Rodop SİRİZA Milletvekili Mustafa Mustafa, DEB Partisi Genel Başkanı Mustafa Ali Çavuş, Mustafçova Belediye Başkanı Cemil Kabza, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği Başkanı Aydın Ahmet, Gümülcine Türk Gençler Birliği Başkanı Necat Ahmet, İskeçe Türk Birliği Başkanı Ozan Ahmetoğlu, BİHLİMDER Başkanı Mehmet Emin Ahmet, Rodop eski Milletvekili Galip Galip, Doğu Makedonya - Trakya Eyaleti Başkan Yardımcısı Ahmet İbram, BAKEŞ Genel Müdürü Pervin Hayrullah, Batı Trakya Kadın Platformu sözcüsü Sibel Osmanoğlu, emekli öğretmenler, din görevlileri ve çok sayıda soydaş katıldı.

Tören, Atatürk’ün vefat ettiği saat 09:05’te bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklâl Marşı’nın okunmasıyla başladı.

BTTÖB, İTB VE GTGB’DEN ATATÜRK VURGUSU

Bu yılki anma töreninde, Batı Trakya Türklerinin en eski dernekleri olan İskeçe Türk Birliği, Gümülcine Türk Gençler Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği yöneticileri Atatürk’le ilgili konuşma yaptılar.

NECAT AHMET:

“Bugün 10 Kasım. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 79’uncu yılı. Türk milleti için 10 Kasım, bir matem günü olmaktan çok, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yaşayacak olan büyük önder Atatürk’ü anma ve düşüncelerini anlama günüdür. Onu anarken ve anlamaya çalışırken üzerinde durmamız gereken esas unsurlar Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Cumhuriyet’e yön veren kurucu ilkelerdir.

Toplumlar, tarihlerine yön veren ve geleceklerini aydınlatan liderlerini hiçbir zaman unutmazlar. Atatürk de Türk tarihine yön vermiş, Türk milletini çağdaş bir toplum haline getirerek anavatanın geleceğine ışık tutmuş, bu sayede unutulmaz bir lider olmuştur.

Atatürk, bilimsel değerlendirmeler ışığında Türk milletine en uygun yönetim biçiminin “Cumhuriyet” olduğunu görmüş ve bu yönetim biçimini benimsemiştir. Cumhuriyetin ilanı, Türk milleti için tarihin en önemli dönüşümlerinden biridir. Cumhuriyetin kabul edilmesi, Türk toplumunun çağdaşlaşma istek ve kararlılığını ortaya koyan büyük bir siyasi adımdır.

Atatürk, egemenliğin kayıtsız koşulsuz millete ait olduğunu ifade ederek, Türk milletine vatandaşlık bilincini ve özgüvenini kazandırmıştır. O, Türk ulusuna her zaman güvenmiş, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve devrimlerini Türk gençliğine emanet etmiştir.

Atatürk, iyi bir asker, ileri görüşlü bir devlet adamı olduğu kadar, iyi bir düşünce adamıdır aynı zamanda. Olanaksız gibi görünen düşünceleri yaşama geçirerek, kuramların nasıl uygulamaya dönüştürülebileceğini de kanıtlamıştır. Atatürk hakkında yapılmış olan akademik araştırmalar ve yazılan kitaplar onun düşünce sisteminin derinliğini ve evrenselliğini en güzel şekilde gözler önüne sermektedir.
Büyük önderimizi andığımız bugünde onu yas tutarak değil, yapmamız gereken şeyleri ne ölçüde gerçekleştirdiğimizi, eksiklerimizi nasıl gidereceğimizi tartışarak anmak en doğru yol olacaktır. Atatürk’ün fikir ve düşüncelerini iyi anlayıp uygulamaya koymak, bu vatanda yaşayan her Türk evladının en asli vazifesi olmalıdır.

Bu düşüncelerle, her 10 Kasım’da olduğu gibi bu 10 Kasım gününde de büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha rahmet ve şükranla anıyor, onu her daim göğsümüzün sol tarafında yaşatmaya ve gelecek nesillere özgüvenle taşımaya devam edeceğimize olan inancımla, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

AYDIN AHMET:

“Bugün burada Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, dünyanın önünde saygı ile eğildiği dahi komutan ve büyük devlet adamı, her daim gurur kaynağımız olan atamızı, vefatının 79’uncu yıl dönümünde anmak için toplanmış bulunuyoruz.

‘Hem özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir; hem de Türk milleti istiklâlsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır’ diyen yüce Atatürk, önce Türk milletini esir etmek isteyen emperyal güçleri mucizevi bir gayretle yurdundan defetmiştir. Özgürleşen Türkiye’nin idaresini ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletin’ anlayışıyla çok güvendiği ve dayandığı Türk Milleti’nin hür iradesine bırakmıştır. Cumhuriyet ve demokrasi ile başladığı modern Türkiye’nin inşasında sayısız inkılapları hayata geçirmiştir.

‘Bir millet savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür’ diyerek eğitime ve öğretmene büyük önem vermiştir. Hatta ‘Bu millet ve memleket ilme ve irfana çok muhtaç; eğitim ve öğretim görmek için, ilim ve fen almak için Avrupa’ya, Amerika’ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz. İlim, fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip öğrenmeye mecburuz. Çok çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek ise boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü medeni buluşlardan azami derecede yararlanmak zorunludur’ diyerek, Türk ulusunu bu düşünce etrafında kenetlemiş, olağanüstü bir çalışma ile güçlü ve modern Türkiye’yi inşa etmiştir.

Dünyada ülkesini savaşta zafere kavuşturan birçok komutan vardır. Milletini daha ileri bir toplum yapmak için çalışmış birçok önder de vardır. Ama yokluk, yoksulluk içinde ikisini birden başarmış bir kişi vardır: O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk, ‘ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir’ diyecek kadar büyük hümanisttir. Hem kendi yurdunda barışı hem de dünyada barışı isteyecek kadar büyük bir barışseverdir.

Bu sebeple UNESCO Atatürk’ü şöyle tanımlamıştır: ‘Atatürk, uluslararası anlayış, iş birliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı gözetmeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.’
Konuşmamı bir anekdotla tamamlıyorum. Sene 1938, günlerden 10 Kasım. İstanbul Üniversitesi’nde saat 9'u 5 geçenin acı haberi duyulur. Hukuk Fakültesi’nde görev yapan bir Alman profesör de o acı haberi duyar ve çok şaşırır. Derse girsin mi girmesin mi bir türlü karar veremez. O sırada aklına rektöre müracaat etmek gelir. Kalkar yanına gider. Aralarında şu konuşma geçer:
Rektöre: "Efendim, tereddüt ediyorum. Acaba ne yapsam?"
Rektör: "Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yaparlarsa onu yapın" der.
İşte o zaman Alman profesör kollarını iki yana sarkıtarak: "Bizde hiç bu kadar büyük bir adam ölmedi ki" der.

Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarının ve tüm dava arkadaşlarının aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyor ve kendilerine rahmet diliyorum. Bize güçlü bir anavatan bıraktıkları için kendilerini minnetle ve hasretle yad ediyor ve tüm dinleyenlere saygılarımı sunuyorum.”

OZAN AHMETOĞLU:

“Atatürk Türk milleti için bir Kurtuluş Savaşı verdi ve genç Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Bu tarihten sonra komşularıyla, çevresiyle şu an son yılların tabiriyle gönül coğrafyasıyla son derece iyi ilişkiler içerisinde olmaya çalıştı. Her zaman barışı ve işbirliğini destekledi. 1930’larda bugünkü Avrupa Birliği’nden eser bile yokken bütün Avrupa kıtasını kana bulayan İkinci Dünya Savaşı’na yıllar kala Atatürk’ün öncülüğündeki Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya’nın yer aldığı Balkan Paktı’nı kurdu. Bu bölgedeki ülkelerin iyi komşuluk, sınırlara saygı ve işbirliğini öngören bir paktır. Belki de daha sonraki yıllarda bu Avrupa Ekonomik Topluluğu şeklini alacak olan oluşumun da bir benzeri olabilir.

Doğu tarafında belki de bugün üzüntüyle gördüğümüz, hüzünle takip ettiğimiz koskoca bir coğrafyanın ve ülkelerin kana bulandığını, iç savaşlarla azap çektiğini büyük bir göç ve mülteci sorununu doğurduğunu, hatta ne yazık ki dünyada terörü destekleyen bir durumun hakim olduğu doğuda 1930’larda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan’ı içine alan yine bir Sadabat Paktı vardı. Bu da yine iyi komşuluk, işbirliği ve sınırlara saygıyı öngören bir antlaşma ve paktı. Bunları 1930’larda düşünen ve büyük bir gayretle uygulamaya sokan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ne kadar öngörüşlü ve ufkunun ne kadar açık olduğunu bugün 2017’de dünyada yaşanan olaylarla bir kez daha görüyor ve idrak ediyoruz. 2017’de bile ondan alınacak çok ders olduğunu görüyoruz ve anlıyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün sadece komşularıyla değil, Orta Asya’daki Türklerle ilgili, Balkanlar’daki soydaşlarla ilgili hem çok değerli sözleri, hem de çalışmaları olsun, her zaman dostluğa, işbirliğine ve iyi ilişkilere dayanan bu felsefede adım atılan girişimler olmuştur. Ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, hemşehrimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü bu vesilesiyle ölüm yıldönümü 10 Kasım’da rahmet ve minnetle anıyorum.”

ALİ RIZA AKINCI

“Bugün bir 10 Kasım sabahı Cumhuriyetimizin kurucusu, Kurtuluş Savaşı’nın büyük komutanı, zaferler kazanan mareşali Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebedi aleme intikalinin 79. yılında anmak için biraraya geldik. Türkiye’nin ve dünyanın bir çok yerinde önemli anma toplantıları düzenleniyor. Tabii Atatürk gibi tarihe damgalar vurmuş bir şahsiyeti kısa bir sürede anlatmak mümkün değil. Bir çok özelliği olan bir insan; belki bu özellikleri biraraya getiren bağlantı noktaları üzerinde durmak gerekir. Her şeyden önce Atatürk şanslı tesadüflerin yükselttiği bir insan değildir. Hayatının her aşamasında kendini inşa eden bütün noktaları adeta bir nakış gibi, ilmek ilmek dokuyan, birleştiren, çaba gösteren, emek veren bütün düşüncelerinin arka planında bir hayat tecrübesi, fedakarlık, cesaret, dirayet olan bir insandır. Hayat macerasına baktığımızda daha Askeri İdadi’ye başladığı yıllarda çökmekte olan bir imparatorluğun nasıl kurtuluşa kavuşturulacağı, nasıl buradan bir millet inşa edileceği üzerine kafa yoran bir nesle mensuptur. O dönemde hemen her fikir denenmiştir. Bakınız Birinci Dünya Savaşı, insanlığın yaşadığı ilk büyük dünya çapındaki bir felakettir ve bu savaşta 30 milyon insan hayatını kaybetti. Dört büyük imparatorluk yok oldu. Rusya’da Çar ve ailesi öldürülecek noktaya kadar gelen büyük bir devrim yaşandı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırlarının onda birine kadar düştü. Almanya’da rejim değişikliği oldu ve İkinci Dünya Savaşı’na gidecek çalkantılar başladı.

Türk Milleti, ‘Artık bir daha ayağa kalkamaz’ dendiği bir noktada adeta bir Anka kuşu gibi kendi küllerinden yeniden dirildi. Kimse böyle bir organizasyonu yeniden yapılabileceğine, artık umutsuzluğa kapılmış, yorgun düşmüş, bütün enerjisi tükenmiş bir milletin bir kurtuluş Savaşı yapabileceğine inanmıyordu. Ama bu Atatürk’ün organizasyonu, liderliği ve çevresindeki insanları inandırma gücü sayesinde gerçekleşti. Biz Cumhuriyeti kurduğumuzda 1927’deki nüfusumuz 13 milyon. Bu 13 milyon insanın önemli bir kısmı göçmen, daha yeni yurduna kök salmamış. Osmanlı devleti, 14 Kasım 1914’te seferberlik ilan ettiğinde 2 milyon 850 bin asker toplamış. 1923’te kayıtlı asker sayısı 500 bin. Ülkenin her tarafı şehitler, gaziler ve yaralılarla doluydu. Bir toplu iğne bile yapabilecek durumda değildik. Çanakkale Savaşı’nda ve Sakarya Savaşı’nda eğitimli kadrolarımızın çoğunu kaybettik. 50 yıl boyunca yetiştirmeye çalıştığımız nesilleri, öğretmenler, doktorlar, veterinerler, ziraat mühendislerimizi kaybettik. Bu harplere Yedek Subaylar Savaşı denir. Böyle bir ortamdan çıkıp bir Cumhuriyet inşa ettik ve bugün çok şükür 80 milyonluk bir ülkeyiz. Çünkü ülkemizin, Cumhuriyetimizin dikişleri sağlamdır ve sağlam temeller üzerine kurulmuştur. Gerçekçi politikalar üzerine kurulmuştur. 1930’lu yıllarda yeniden savaş çığlıkları atılırken, aşırılıkçı düşünceler dünyanın her yerinde hakim iken, totaliter projeler üretilirken, bir imparatorluk kaybettiği halde Türkiye Cumhuriyeti gerçekçi olmayı, barışçı olmayı becermiştir. Buraları yeniden ele geçirme hayali kurmak mümkün iken böyle bir maceraya girmemiştir. Çünkü Atatürk’ün bir çok özelliği arasında en değerli olanlarından biri gerçekçi olmasıdır. Milleti maceraya sürüklemeyecek derecede bir devlet terbiyesine sahip olmasıdır.

Biz 2200 yıllık kayıtlı devlet geleneği ve kayıtlı tarihi olan bir milletiz. Buna çok şükrediyoruz. Devlet geleneğimiz de hiç bir zaman kesilmedi, bugün de devam ediyor ve geleceğe ümitle bakıyoruz. En zor zamanlarımızda bile büyük liderler yetiştirebilmiş, dünyayı şaşırtabilmişizdir. Buna da hep birlikte şükrediyoruz. Tabii ki bu tarihi, çekilen sıkıntıları yeni nesillere anlatmak durumundayız. Bunları doğru anlatamazsak geleceğe emin adımlarla yürüme konusundaki becerilerimizi kaybedebiliriz. Hepinize bugün burada bulunmanızdan dolayı ve bu duyarlılığı gösterdiğiniz için teşekkür ediyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, bütün silah arkadaşlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi, devletimize ve milletimize hizmet eden herkesi rahmetle ve minnetle yad ediyorum. Bugün de sınır boylarında nöbet tutan askerlerimizi, polislerimizi, fedakarca hizmet veren öğretmenlerimizi saygıyla anıyorum.”

Törenin son bölümünde Celal Bayar Azınlık Ortaokulu ve Lisesi öğrencilerinden Ceren İkra Demir, Mehmet Hoca Mustafa, Semanur Çakır Emin ve Zehra Kocaman günün anlam ve önemini belirten şiirler okudular.

SELANİK


Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, ebediyete intikalinin 79. yılında dünyaya geldiği Selanik’te de anıldı.

Türkiye’nin Selanik Başkonsolosu Orhan Yalman Okan'ın ev sahipliğindeki Selanik'te, Atatürk'ün doğduğu ev olan Atatürk Evi'nde tören düzenlendi.

Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen binden fazla öğrenci ve vatandaş evin bahçesinde ve etrafında hazır bulundu.

Binlerce Türk'ün Atatürk'ün doğduğu Selanik'te buluşmasının önemli bir mesaj taşıdığını belirten Okan, "Yurdun her köşesinde, dünyanın her yerinde onu bugün anıyoruz. Ama, onu doğduğu bu evde anmak bambaşkadır, fevkaladedir." dedi.

Okan, 10 Kasım 1938'de Yunan gazetelerini incelediğini anlatarak, "Yunan gazetelerinde Atatürk'ün ölümünden duyulan üzüntü ifade edilmiş, vizyon sahibi büyük bir devlet adamının ve Türk-Yunan dostluğunun mimarının hayatını kaybettiğini yazmışlar. Atatürk öylesine yüce ve mükemmel bir insandı ki bir zamanlar savaştığı insanlar dahi vefatından üzüntü duymuştur." diye konuştu.

Yunanistan'ın eski lideri Eleftherios Venizelos'un Atatürk'ü 1934 yılında Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdiğine dikkati çeken Okan, "Herhangi bir ülke değil, kısa bir süre önce savaştığımız Yunanistan'ın başbakanı, Atatürk'ü barış dalında aday gösteriyor. Hele ki batıda, şu dönemde bazı kendini bilmez, sevgili Ata'mızı cani, soykırımcı, kan dökücü olarak göstermek isteyen çevrelere en güzel cevaptır bu." ifadelerini kullandı.

Okan'ın konuşmasının ardından tören, öğrencilerin okudukları şiirler ve söyledikleri Atatürk'ün sevdiği şarkılarla devam etti. Gün boyunca ziyarete açık olacak Atatürk Evi'ni en az 5 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.


Kaynak: GÜNDEM
Ekleyen: HH
Sayı: 1018
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com