Müftüler Ankara ziyaretini değerlendirdi
02-12-2019
İskeçe ve Gümülcine müftüleri Ahmet Mete ile İbrahim Şerif, Ankara temaslarını AA'ya değerlendirdi.

İskeçe Müftüsü Mete, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın, Türk devletinden her zaman büyük ilgi ve destek gördüğünü belirterek, Yunan devletinden de aynı yakınlığı ve ilgiyi görmeyi arzu ettiğini söyledi.

Ankara'da en üst seviyede kabul gördüklerini ve önemli temaslarda bulunduklarını anlatan Mete, "Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'nun daveti üzerine Ankara'yı ziyaret ettik. Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti devletinden hiçbir şikayetimiz olmadı. Her zaman en üst seviyede ve en iyi şekilde kabul ve destek gördük." ifadelerini kullandı.

Mete, azınlığın temsilcileri olarak kendilerine gösterilen ilgi ve konukseverlikten memnun kaldıklarını vurguladı.

Aynı şekilde Başbakan Kiriakos Miçotakis'in de kendilerini çağırmasını beklediklerini belirten Mete, "Bizler Yunan vatandaşlarıyız. Anavatanımız Türkiye'nin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun yaptığı gibi, Yunan Dışişleri Bakanı'nın da sorunları bizden dinlemesini arzu ederiz." dedi.

Mete, Türk azınlığın sorunlarının Türkiye tarafından yakından takip edildiğine, Ankara'daki temaslarında azınlık toplumunun karşılaştığı baskı ve sıkıntıların ayrıntılarıyla ele alındığına işaret ederek şunları söyledi: "Azınlığa yaşatılan baskılar, müftülüğün üzerindeki didinmeler tabii ki anavatan Türkiye tarafından da izleniyor. Son zamanda, ekonomik olsun, siyasi olsun, ya da basın aracılığıyla olsun yoğun baskılar var. Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu ile Diyanet İşleri Başkanı'nın da bulunduğu bir ortamda yaşanan sıkıntılar ve üzerimize bu kadar gelmelerinin nedenleri konuşuldu. Bunları bize yapanlara da bir mesaj anlamında."

Azınlık toplumunun arzusunun, bulunduğu topraklarda dini ve milli açıdan rahat bir şekilde ve çoğunlukla yan yana huzur içerisinde yaşamak olduğunu dile getiren Mete, Lozan Antlaşması'na taraf Türkiye ve Yunanistan'ın bu konuda önlem almak durumunda olduğunu belirtti.

Mete, "Anavatanımız Türkiye ile vatan temsilcileri anlaşarak, bize bırakmadan, bizi zahmete sokmadan bu meseleleri çözmeleri gerekiyor. Yani bir Yunan vatandaşı olarak eşitlik sözde kalmamalı, bunun icraata dönüşmesi lazım. Bunu hissetmesi lazım azınlık insanının. İnşallah vatan ve anavatan arasındaki sorunlar sona erer ve bizde bu sorunların günah keçisi olmaktan kurtuluruz. Umuyoruz ki, güzel şeyler inşallah önümüzdeki dönemde iki devlet arasında olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

“TÜRKİYE’DE YAPILAN MUAMELENİN, BİZE DE UYGULANMASINI İSTİYORUZ”

Gümülcine Müftüsü Şerif de Ankara'da, başta Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu olmak üzere, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve aslen Batı Trakyalı olan Yurt Dışı Türkleri ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı Abdullah Eren'i ziyaret ettiklerini belirterek, "Bizleri çok iyi karşıladılar, gittiğimiz her kurum bize kucak açtı." ifadesini kullandı.

Ankara temaslarında azınlık toplumunun son dönemde, özellikle dini alanda karşılaştığı sorunların ele alındığını anlatan Şerif, "Müftülük konusu, Lozan Antlaşması ve 1913 Atina Anlaşması'yla tespit edilmiş bir meseledir." dedi.

Şerif, Türkiye'deki gayrimüslim azınlıklara dini konularda müdahale edilmediği gibi, Batı Trakya'da da aynı şekilde olması konusunun dile getirildiğini aktardı.

Azınlığın müftü seçmesinin, dini liderlerini belirlemesi meselesinin azınlığa bırakılmasının önemine işaret edildiğini belirten Şerif, "Türk azınlık, anlaşmalar çerçevesinde İstanbul Rumlarına karşılık bırakıldı. Orada (Türkiye'de) yapılan muamelenin, bize de uygulanmasını istiyoruz." diye konuştu.

Şerif, Yunan makamlarınca Batı Trakya'da uzun bir aradan sonra seçilmiş müftülerin yeniden üzerine gidildiğine, kendisi ve İskeçe Müftüsü Mete aleyhinde yeni cezai kovuşturmalar başlatıldığına dikkati çekti.

Yunan basınında da seçilmiş müftüler aleyhinde yazılar çıktığına değinen Şerif şu ifadeleri kullandı: "1990'da müftü seçimi yapıldıktan sonra 'makam gaspı' suçlamasıyla kovuşturmaya tabi tutulduk. Bu kapsamda, mahkemelerce mahkum edildik ve konu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar vardı. Yunanistan haksız bulundu ve bizlere maddi tazminat ödemesine hükmedildi. Bunun akabinde 2017'ye kadar aleyhimizde herhangi bir kovuşturma yapılmadı.

Şimdi 19 yıl sonra tekrar bir hukuki soruşturma furyası başlatıldı. Bunun sonucunda, savcının emriyle polise verdiğimiz birçok ifadenin ardından aleyhimde 3 dava açıldı. Bunlardan biri, kısa süre önce sonuçlandı ve 80 gün hapis cezasına çarptırıldık. Aynı şey, İskeçe'deki müftümüz için de geçerli. Son zamanda basın aracılığıyla aleyhimizde yazılar çıkıyor."

Şerif, Batı Trakya'da, Müslüman Türk toplumunun azınlık statüsü altında bırakıldığı ilk dönemden bu yana birçok şeyin değiştiğini ve anlaşmalarla belirlenmiş bir dizi hakların azınlığın elinden alındığını söyledi.

Müftü seçimiyle Müslüman vakıfların ve camilerin idaresinin azınlığın gasp edilen hakları arasında bulunduğunu vurgulayan Şerif, "Şu anda müftü seçiminde azınlığın hiçbir etkisi, yetkisi yok, tamamen dikte ediliyor." dedi.

Şerif, son dönemde çıkarılan bazı yeni kanunlarla müftülük makamının yetkilerinin de kısıtlandığını belirterek şunları kaydetti: "Bu kurumlar ve camiler, anlaşmalar çerçevesinde belirli özerklik kapsamında eskiden azınlık insanı tarafından idare ediliyordu. Müteakip yıllarda değişiklikler oldu. Örneğin daha önce azınlık tarafından karşılanan azınlık okulu öğretmenlerinin maaşları, Yunan devletince ödenmeye başladı. Bugün öğretmene yan gözle bile bakamazsınız. Din görevlileri derseniz, eskiden cami görevlileri köy halkınca seçilen mütevelli heyeti tarafından belirleniyordu ve camide yapılan icraatlara müdahale edilmiyordu. Şu anda, azınlığa '240 imam yasası' olarak bilinen kanunla, imam dayatması yapılıyor.

Müftüler konusuna gelince ise tarih boyunca her devirde müftüler, önde gelen ulema ve din adamlarınca halkın teveccühü de göz önüne alınarak önerilen kişiler arasından seçilmiştir. En son 1949'da vefat nedeniyle boşalan Gümülcine Müftülüğünde olduğu gibi, dönem valileri Müslüman halkın önerdiği kişileri müftü olarak onaylamıştır. Bugün, geriye baktığımızda bunların hepsinin azınlığın elinden alındığını görüyoruz. Oralardan buralara geldik."

Şerif, Batı Trakya'daki Müslüman Türk Azınlığı’nın, eskiden Osmanlı'nın sahip olduğu topraklardaki Türk ve Müslüman azınlıklar arasında anlaşmalarla bırakılmış tek azınlık olduğunu belirterek, "Ben bütün bu anlaşmalara saygı duyuyorum, takdir ediyorum ve bu anlaşmalar çerçevesinde Batı Trakya'da, Yunan devletinde, Yunanistan bayrağı altında yaşamayı istiyorum. Ancak, geçen zaman içerisinde haklarımızın elimizden alınmasını tasvip etmiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: Gündem
Ekleyen: OA
Sayı: 1076
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com