Ahmet Hraloğlu
Din ve Toplum
21-01-2020
Evrende denge unsuru
“Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O'dur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık/dengesizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner.” (Mülk Suresi, 3-4)

Evrendeki milyarlarca yıldız ve galaksi mükemmel bir uyum içinde kendileri için tesbit edilmiş yörüngelerinde hareket eder. Yıldızlar, gezegenler ve uydular hem kendi etraflarında, hem de bağlı oldukları sistemlerle birlikte dönerler. Hatta bazen içinde 200 - 300 milyar yıldız bulunan galaksiler birbirinin içinden geçip giderler. Bu geçişte, evrendeki büyük düzeni bozacak herhangi bir çarpışma olmaz.

Böylesine karmaşık ve hızlı bir sistem içinde dev kazaların oluşması normalde oldukça mümkündür. Ancak, ayette dendiği gibi, tüm bu sistem içinde hiç bir 'çelişki ve uygunsuzluk' yoktur. Çünkü evren de, her şey gibi, "başıboş"değildir ve Allah'ın koyduğu dengeye göre işlemektedir.

Kainattaki bütün varlıklar, bir denge içinde hareket etmektedir. Her grubun birlik ve intizamını, denge kanunu ile ayakta tutmaktadır. İnsan da kainatın bir parçasıdır ve kendi içinde bu muazzam bütünü simgeleyen küçük bir evrendir. Bundan haraketle, Kur’ân insanı, düşünce açısından da olgunlaştırmayı, onun tutum ve davranışlarında ölçülü ve dengeli olmasını hedefler.

Yüce Allah, bütün varlıkları birbiriyle ilişkili bir şekilde çok hassas bir denge üzerine yaratmış ve yürürlüğe koymuş olduğu kozmik dengenin önemini belirterek, bozulmaması için azami derecede gayret gösterilmesini istemiştir. Aksi durumda, varlıkların birisinde meydana gelen bir bozulmanın, adeta bir makineyi meydana getiren parçaların her hangi birisindeki bir arızanın bütün sistemi etkilediği gibi o zincirin halkalarını oluşturan varlıklar demetinde de aksamalar meydana getirebileceğine işaret edilmiştir. Bu durum çeşitli ayetlerde ve genel bir ifade ile de Rahman sûresinin 7 ile 9’ncu ayetlerinde beyan edilmiştir. Bu beyana aldırış edilmemesi hâlinde ise, hüsrana uğramanın kaçınılmaz olduğu haber verilmiştir.

“Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu. Ölçüde haddi aşmayın. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.” (Rahman suresi: 7-9)

Bu âyetlerde üç defa geçen ve “denge, ölçü, eşyanın birbirine nispetle ağırlığını tartma, tartı aleti, terazi” mânalarına gelen mîzân kelimesine, bulunduğu bağlamlara göre şu anlamlar verilebilir:
a) Yüce Allah evrende denge kanununu koymuştur; bütün varlık ve oluşlar arasında, evrenin belirli bir sistem dahilinde yürümesini sağlayan bir genel denge mevcuttur. 7. âyetin bağlamı burada geçen mîzan kelimesiyle bunun kastedildiğini düşündürmektedir.

b) İnsanın, hayatını insana yaraşır biçimde düzenlemesi için konmuş ilâhî yasalar bütünü olan din de denge kanununun bir tezahürüdür. Bunların özü, genellikle kısaca “her şeyi lâyık olduğu yere koymak” diye tanımlanan adalet ilkesidir. Bu ilke, bir taraftan kişinin Allah’tan başka varlığa tanrılık yakıştırmamasını, diğer taraftan da beşerî ilişkilerde her hak sahibine hakkını vermesini ifade eder. 8. âyetteki mîzan kelimesi bu anlamda olmalıdır; zira burada mîzanın ihlâl edilmemesi, dengeden sapılmaması istenmektedir.

c) 9. âyetin “ölçüyü düzgün tutasınız” diye çevrilen kısmında, genel denge kanununun hayat olaylarına yansıtılması gereğini ifade etmek üzere kullanıldığını göstermektedir. Bu âyetin “eksik tartmayasınız” şeklinde tercüme edilen kısmı, aynı zamanda her bir olayla ilgili uygulamanın yani bütün davranışlarımızın âhiretteki teraziyi aleyhimize çevirmeyecek biçimde olması gerektiği şeklinde de yorumlanabilir.

İnsanın iç dünyasına nüfuz edemeyen sistemler, onun dengesini sağlamaya muvaffak olamazlar. Kalp, akıl ve nefis birlikte hareket edip aralarında bir kaynaşma olunca, insan davranışlarında bir bütünlük, bir denge ve tutarlılık meydana gelmektedir. İnsanın düşünceleri, dengeye kavuştuğu zaman eylemleri de sağlam ve emin olur.

İfrat/aşırılık ve tefrit/eksiklik kötülüklerin kaynağıdır. İtidal/denge ise, bizzat fazilettir. Bir anlamda davranışların kontrol merkezi olan kalp, Allah’ı zikirle huzura erdiği zaman dengeye kavuşmuş demektir. Artık böylesi kalp sahibi bir kimsenin, dengeli çalışmalar ve dengeli davranışlar zuhur eder. Vücudun motoru olan kalbin sükun bulmuş hali adeta dışa yansıyarak şu ayetin sırrı tecelli etmiş olur. “Onlar, iman etmiş ve kalpleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalpler ancak Allah'ın zikri ile yatışır (huzur bulur).” (Ra’d Suresi: 28)
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com