Necmi Hasanoğlu
OKU-YORUM
Yazarın Diğer Yazıları

14-06-2016
Çağrı

05-01-2016
Yüzyıl önce

14-12-2015
“Trakya’nın Serserileri”

12-10-2015
SYRİZA KİMİ TEMSİL EDİYOR?

05-10-2015
Çaresizliğin öğrenilebilirliği

04-07-2015
EVET Mİ HAYIR MI?

29-06-2015
Ve kale düştü...

21-06-2015
GREXIT Mİ YOKSA KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ MI?

20-05-2015
FUEN

20-05-2015
TUZ RUHU

29-04-2015
RUHLU - RUHSUZ

29-04-2015
Ruh...

14-03-2015
HALK SONUÇ BEKLİYOR

14-03-2015
HALEP ORDAYSA ARŞIN BURDA

14-03-2015
26 OCAK SABAHI

14-03-2015
DEMOKLES’İN KILICI

29-04-2015
Ruh...
Çanakkale Savaşları’nın 100. yılında tarihin okunması, günümüzün ihtiyaçları da göz önünde bulundurulduğunda daha bir önem kazanmakta. Teşbihte hata olmaz; bedenin ruhu neyse, insan kalabalıklarının bir şuur etrafında toplanarak bütünlük oluşturması da odur. Mahluk nasıl ruhla bir anlam ifade eder insan olursa, güruh da şuurla bir anlam kazanır toplum olur, millet olur...

Ruhun ve şuurun tekamülünde “büyük” hadiseler ve bu hadiselerle “büyüyen” şahsiyetlerin de olması gerekir.
Balkan Savaşları’nın Türk milletinin ortaya çıkışında nasıl travmatik bir etkisi varsa, Çanakkale Savaşları’nın da Türk milletinin zamanın ruhunu kesbeden bir şuurla vücut bulmasında inkar edilmez bir yeri vardır. Tarihin; olguları, günün ihtiyaçları doğrultusunda okuma olduğu herhalde yadsınamaz. Onun için aydının, geçmişte yaşanmış olgulara bugün yüklediği anlam tarih; Bu anlamla ortaya çıkan toplumsal perspektife de tarih şuurudur diyebiliriz.

Birinci Balkan Savaşı, iki ay bile sürmeyen bir zaman diliminde Osmanlı Türkiyesi’nin Avrupa topraklarının yaklaşık yüzde sekseninin kaybedilmesine yol açmış; ayrıca milyonlarla ifade edilen bir nüfusun da hem katliamlar ve ölümler, hem de coğrafya ve toprak değişiklikleri nedeniyle “yok” olmasıyla sonuçlanmıştır. Araştırmacılar; dönemin aydınlarındaki “şuur bulanıklığı” ile olsa gerek Balkan Savaşları’ndaki halkın mukavemetsizliğine; ve direnmeyi “anlamsız bulan” bir ruh haline dikkat çekerler.

İşte bu ruh halinin istisnasını 1915 Çanakkale Savaşları oluşturmaktadır. Üzerinden iki yıl bile geçmeden, o günün algısıyla, “düvel-i muazzamanın” karşısında abideleşen bir mukavemet ve mücadele ile uluslararası hesapları altüst eden bir ruh dirilmiştir. Bu ruh, belki 1918 genel inkarızına mani olmamıştır ama 1919’la yeni bir şuurun ortaya çıkışına kaynaklık etmiştir. Milletin istiklalinin, milletin azim ve kararında olduğunu merkeze alan bir ruhtur bu. Kendine inanmayı ve güvenmeyi, bu inanç ve güvenle çalışmayı, çalışmayı, bıkmadan yorulmadan çalışmayı esas alan bir ruh.

Verilere göre, özellikle Birinci Balkan Savaşı’nda katliamlarla direnci yazıflatılmış, aydının kendini bile aydınlatmaktan aczinden mukavemeti akamete uğratılmış insanlar arasından binlerce genç Kavala ve Dedeağaç Şehbenderliklerine koşmuşlar; Galiçya, Çanakkale, Filistin ve Yemen cephelerine gönüllü yazılmışlardır. Çanakkale bunda öncü olmuş, önde olmuştur. 100 yıl sonra bu ruhla yola çıkmış ve çok azı geri dönebilmiş, Mehmetleri, Ahmetleri, Alileri, Hasanları, Hüseyinleri, Halilleri anmak ve ruhlarına birer dua göndermek boynumuzun borcudur. Bu yolda ölmeyi yaşamak saymış, “makberi olmayan” ve ancak “peygamberin aguşuna” layık olan bu gençlerimizin torunlarına da şöyle bir titreme zamanıdır demek lazım. Dedelerine ruhları şad olsun diyebilecek gönül rahatlığına sahip miyiz, sormak lazım.

* * *

Özellikle Cunta döneminde yoğunlaşan uygulamalardan biri de tamamen Türk ve Müslümanlardan oluşan, Hıristiyan hemşehrilerimizin yaşamadığı köylerimize kiliseler inşa edilmesi olmuştur. Bu kiliselere bir cemaat devam etmez, ama bunların atanmış papazları vardır. Özellikle belli zamanlarda bu kiliseler belli bir cemaatin katılımıyla ayinler düzenler. Bu cemaatler de genellikle ve özellikle ülkenin farklı yerlerinden bölgeye askerliğe gelmiş Hıristiyan vatandaşlardan oluşur. Üniformalarıyla Müslüman köylerdeki kiliselerde ayinlere katılırlar, sokaklarından ayin yürüyüşü yaparlar. Ve gene sokaklarda kimsecikler olmaz. Paskalya dolayısıyla İskeçe Balkan kolunun en büyük Türk ve Müslüman köylerinden Şahin’de de yapılan budur.

Hıristiyan hemşehrilerimizin dini vecibelerine yerine getirmelerinden ”milel-i Rum” ile asırlardır aynı coğrafyayı paylaşanların torunları olarak rahatsızlık duymamız söz konusu bile olamaz. Ancak “sonradan inşa” kiliselerde toplama cemaatlerle ayinler düzenlemek, eğer bir baskı ve sindirme amacı gütmüyorsa tamamen bir özgüven eksikliğinin işareti gibi görünüyor. Müslüman Türk halkının Hıristiyan hemşehrilerinin paskalyalarını kutlamaktan alıkoyan, onları evlerinin içine kapatan ve bilinç altlarına “farklı” mesajlar veren bu uygulamanın 21. Yüzyılda propagandası yapılan hoşgörüyle bir izahı olup olmadığını düşünmek gerek.

* * *

Bir Cunta zihniyeti kalıntısı da “eğitim müfettişliği” uygulaması. Batı Trakya ilk defa Yunanistan tarafında işgal edildiğinde Genel Vali tarafından yönetilen bir bölge olmuş. Merkezden “genel” algı ve kaygıyla Türk “ekaliyet” (aslında o dönmede ekseriyet) yönetilirken sonradan aynı anlayışın ürünü olarak eğitim de buna katılmış. Aslında “müstemleke” algısıdır bu “genel” bakışın özünde olan. Şimdiki adıyla Doğu Makedonya- Trakya Eyalet Eğitim Müdürlüğü’ne “zinde” bir beden eğitimi öğretmeninin atanmasına şaşırmamak lazım. SİRİZA’nın ortağının ANEL olmasına şaşırmıyorsak tabii. Batı Trakyalı Türk seçmen arasında aldatılmışlık duygusu oranı ne merkezde acaba araştıran oluyor mu? Acaba biri çıkıp “Affet ey halkım aldatıldık!” diye ne zaman bağıracak?
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com