Necmi Hasanoğlu
OKU-YORUM
Yazarın Diğer Yazıları

14-06-2016
Çağrı

05-01-2016
Yüzyıl önce

14-12-2015
“Trakya’nın Serserileri”

12-10-2015
SYRİZA KİMİ TEMSİL EDİYOR?

05-10-2015
Çaresizliğin öğrenilebilirliği

04-07-2015
EVET Mİ HAYIR MI?

29-06-2015
Ve kale düştü...

21-06-2015
GREXIT Mİ YOKSA KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ MI?

20-05-2015
FUEN

20-05-2015
TUZ RUHU

29-04-2015
RUHLU - RUHSUZ

29-04-2015
Ruh...

14-03-2015
HALK SONUÇ BEKLİYOR

14-03-2015
HALEP ORDAYSA ARŞIN BURDA

14-03-2015
26 OCAK SABAHI

14-03-2015
DEMOKLES’İN KILICI

14-03-2015
DEMOKLES’İN KILICI
Günümüzde özellikle Batı’da “Yunanistan” kelimesiyle demokrasi eş anlamlı olarak algılanıyor desek yanlış olmaz. Rönesans ile Antik Yunanı keşfeden Batı, Doğu Akdeniz’deki yarım adanın coğrafi konumundan yararlanabilmek için “inşa” ettiği “Elenlerin ülkesinde” gerçek bir demokrasinin yerleşmesi ve yaşaması için hiç de dürüst davranmadı.
Antik Yunan demokrasisi ile 19. yüzyılda ortaya çıkan ve sözde yeniden yapılandırılmaya çalışılan Yunanistan demokrasisi arasında “demokrasi” kelimesinin kendisinden başka bir bağ yoktu. Günümüz dünyasına Grekçe tarafından armağan edilen demokrasi sözcüğü, ülkenin gerçek halkı sözkonusu olduğunda hep “fobiler” ve “uzak hayaller” üzerinden yönetilip yönlendirilebilinen bir toprak parçasında gariplik, fakirlik ve acı olarak havada asılı kaldı.

Batıda, aydınlar, şairler, yazarlar, ressamlar antik Yunanca üzerinden “Elen muhibbi” olup romantik takılırlarken, önce Mora’da, sonra Teselya’da, sonra Makedonya ve Batı Trakya’da halkın kendisine bile güvenmeden “ithal ettirilen” Danimarkalı ve Bavyeralı Prenslere yönettirildi. Aralarda ise ya askeri diktatörlükler, ya da gene Batı başkentlerinde “gönüllü sürgünlüğü” tercih edecek kadar “müptelalar” halkın üzerinden hem duygularını, hem emeklerini sömürdü durdu.
Yunanca “dimokratia” kelimesinin bugünkü anlamda hem bildiğimiz demokrasi, hem de cumhuriyet karşılığına gelmesinin yarattığı zihin bulanıklığı ile Yunan olmayan Yunan Kralları ve demokrasiyle uzaktan yakında ilişkisi bulunmayan diktatörler arasında ülke savruldu durdu. Savaşlar ve içsavaşlar gitgelinde bir yandan romantik hayranlarının bonkörlüğü ile genişlerken, verilen borçların kullanıcısı ise hep birkaç yüz “seçilmiş” aile ve efradı oldu bu ülkede. Kadınların bile 1956 yılına kadar oy hakkının bulunmadığı, kavga ve fakirlikten dünyanın değişik yerlerine kitlesel göçlerin verildiği ülkede hep altta kalanın canı çıktı.
Avrupa Birliği ile görece refah rüyasından uyanıp kabusa dönüşen hayatında 21. yüzyılın başında Yunanistan hala dünyaya armağan ettiği kelimenin gerçek anlamıyla bir demokrasinin peşinde koşuyor. Batmış, batırılmış bir ekonomiyle, tıkanmış, halktan koparılmış bir siyasi kısırlıkla 2015’te en az iki erken genel seçime gebe görünüyor. Euro bölgesinden çıkma, iflasını ilan etme, marjinal ve radikal siyasetin açmazında çırpınma, bu yılın “trendi” olacak görünüyor.
İç savaşta mağlup edilen, soğuk savaşta boğulan ve iğdiş edilen Sol ilk defa tarihinde umut olmuş, bulanmış ve bunalmış halk SİRİZA ile iktidar hayali görürken, bu hayale Demokratik Sosyalistler Hareketi taş koymaya hazırlanıyor. ABD’nin Asya Pasifik eksenine yerleşme planlarının “eski dünyada” ortaya çıkardığı boşluk, umarız genişlemiş bir sıcak ve kanlı savaşa dönüşmez. Israrla birileri eski dünyanın eski hastalığı haçlılığı tahrik etmeye, yaşanan çok yönlü çöküşü bir “ötekinin” üstüne basarak durdurmaya veya yavaşlatmaya çalışıyor. Yunanistan halkı da bugüne kadar siyaseten kandırılmışlığının mağduru olarak ortada kalmış görünüyor.

Bu ülkenin en altında bırakılarak, hatta en altına itilerek ezilen Batı Trakya Türkleri de “kırk katır mı, kırk satır mı” misali bir tercihle karşı karşıya. Çağdaş demokrasilerde oy verenlerin oylarının karşılığını alması gibi evrensel kural bulunmakla birlikte, en altta kalmış, “oyunu” isteyen ama “hakkını” tanımak istemeyen bir zihniyetin, hatta zihniyetlerin hakkaniyetten uzak, adeletle uyuşmayan “tazyiki” ile iradesi elinden alınmış vaziyette.

DEB Partisi’nin açıkladığı “hiçbir adayı ve partiyi desteklememe” kararının ardında “öğrenilmiş çaresizlik” ve “demokrasi olmayan demokrasiye küskünlük” ile dünya konjonktürünün inkar edilemez “sıkleti” gibi bir gerçeklik var görünüyor. Batı Trakya Türk seçmeninin haklarını pazarlık konusu yapmadan “göstermelik” demokrasiye ve hukuksuzluğa “sessizce tavır koyması” doğru bir kararmış gibi görünüyor.

Diğer siyasi partilerin kişi olarak hepsi de “harika” insanlar olan, ama toplum adına günü kurtarmanın ötesine geçemeyen ve kangrenleşmiş meselelere bir çözüm konusunda “çizgilerin” dışına çıkamayan bir mirası taşımaya talip olanlara da kolay gelsin demekten başka seçenek yok Batı Trakya Türk seçmeninin önünde maalesef.

Yani iki hafta sonra da sandık başında Yunanistan’da demokrasi “varmış” gibi yapacağız.
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com