Necmi Hasanoğlu
OKU-YORUM
Yazarın Diğer Yazıları

14-06-2016
Çağrı

05-01-2016
Yüzyıl önce

14-12-2015
“Trakya’nın Serserileri”

12-10-2015
SYRİZA KİMİ TEMSİL EDİYOR?

05-10-2015
Çaresizliğin öğrenilebilirliği

04-07-2015
EVET Mİ HAYIR MI?

29-06-2015
Ve kale düştü...

21-06-2015
GREXIT Mİ YOKSA KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ MI?

20-05-2015
FUEN

20-05-2015
TUZ RUHU

29-04-2015
RUHLU - RUHSUZ

29-04-2015
Ruh...

14-03-2015
HALK SONUÇ BEKLİYOR

14-03-2015
HALEP ORDAYSA ARŞIN BURDA

14-03-2015
26 OCAK SABAHI

14-03-2015
DEMOKLES’İN KILICI

14-03-2015
HALEP ORDAYSA ARŞIN BURDA
Yunanistan’ın gözü aydın, nur topu gibi bir “radikal” koalisyon hükümeti oldu. Hem de “sağlı sollu”. Gustave Le Bon, Kitleler Psikolojisi kitabının Kalabalıkların Ruhu bölümünde “Bir çok bireyin rastlantıyla yanyana bulunması durumu, kendilerine organize olmuş bir kalabalığın karakterini vermez. Belli bir maksadı olmaksızın genel bir meydanda toplanmış binlerce kişi, asla bir psikolojik kitle oluşturmaz. Kitle haline elebilmek için bazı uyarıcı etkilerin bulunması lazımdır” der.

Radikal bir “sol parti” ile radikal bir “sağ partinin” bir koalisyon hükümeti kurmasına yol açan sürecin “bazı uyarıcıların etkisiyle” olup olmadığını daha birinci gününden düşünmeye başlamak lazım gibi görünüyor.

SİRİZA’ya son bir kaç yıldır sürdürdüğü “müesses nizama meydan okuyucu” üslubu ve ülke halkının mali bunalımdan nefesi kesildiği bir ortamda “onurunu okşayan” retoriğiyle başarıya yürüyüşü için aferin demeye hazırlanırken ortaya çıkan koalisyon eminiz bir çok kişiye buz kestirdi. Sıcağı sıcağına pek çok kişinin henüz pek farkında olmadığı olay ideolojik olarak ateşle suyun biraraya gelmesi gibi bir şey.
Ateş suyu buharlaştırırken, su da ateşi söndürür malum. Ortaya çıkan manzaranın bir algı yönetimi ameliyesiyle kitlelerin mali buhranla oluşmuş ve/veya “radikalleşmiş” şartlı refleksinin “demokratik kanallarla belli bir istikamete akıtılması olduğu anlaşılıyor. Marifet iltifata tabidir, kutlamak lazım.

Amacın Yunanistan halkının “bağımsız iradesiyle” borçlarından kurtulabileceğini dünya aleme gösterilmesi mi yoksa AB’nin –ya da birilerinin- yüzyüze bulunduğu sorunlardan kurtarılıp “rayına oturtmak” mı zaman bize gösterecek. Özellikle yıl içinde yapılacak İngiltere, İspanya ve İtalya seçimlerinin sonuçları bu konuda ipucu verecektir kanısındayız.

Yunanistan’ın “övülen” ancak “olmayan” demokrasi tecrübesi içinde sol kitlesel bir çoğunluğa ulaşamamıştır. Ulaştırılmamış da denebilir. Ama bunda, ülke ekonomisindeki sanayileşme oranının düşüklüğü ile sosyo-ekonomik yapının işçi sınıfından mahrum bulunması daha büyük bir pay sahibidir. Etrafınızda kaç tane emeğinin sömürüldüğünü savunan “işçi” var bir bakın bakalım.
Batı Trakya’da da solun prim yapmaması, “Kemal Kaptanlardan” bu yana pek çoklarında hayal kırıklığı yaratmış; sol diye ortaya hiç bir sosyo-ekonomik temeli bulunmayan, belagatten öteye geçememiş “romantizm” içinde debelenen bir şey olmuştur.

Peki şimdi ne olmuştur derseniz; “denize düşenin yılana sarılması” boyutuyla olmasa da Yunanistan halkının “elit ve oligarkların” acımasızlığına karşı “refleksini” Batı Trakya Türkleri de kendine “seçenekmiş” gibi görmesinden bahsedebiliriz. Terens Kuik, Panayotis Sguridis gibi malum isimlerin seçilememelerine rağmen kabineye alınmasını farkına vardığında Batı Trakya Türklerinin aslında “nasıl bir seçenekle” karşı karşıya kaldığının da farkına varacağını düşünebiliriz.

Buna rağmen seçilen üç mebusumuzun partilerinin adından ilhamla gerçekten “radikal” bir stratejiyle kendilerine oy veren “çaresiz” halka bir umut olma fırsatı yakalaması mümkün. İşin ideolojik olmadığı açıkken hiçbir “şartlanmışlığın” etkisinde kalmadan Batı Trakya Türk toplumunun kangrenleşmiş sorunlarının çözümüne çaba harcayabilirler.

Ülkenin uluslararası borç batağından kurtarılması konusunda yeni koalisyon hükümetinin nereden kaynak bulacağı ve insanları bu buhrandan nasıl kurtaracağı merak konusu olurken koyu Ortodoks bir ülkenin “protestan” tavırlı ve ateist bir “radikale” ülkeyi yönetme yetkisini vermenin ne anlama geldiği de soruşturuluyor.
Batı Trakya’da da Türk seçmenin verdiği siyasal kredi ile neyi kazanacağı neyi kaybedeceğinin çetelesi tutulmaya başlandı. Hükümetin vaatlerini gerçekleştirememesi halinde ömrünün ne olacağını ise şimdiden sorgulayan yoktur sanırız.

29 Ocak 1988’den bu yana 27 sene oldu bu arada. Dile kolay. Hak için, hukuk için adalet için direniş sürmeli, sürdürülmeli.
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com