Necmi Hasanoğlu
OKU-YORUM
Yazarın Diğer Yazıları

14-06-2016
Çağrı

05-01-2016
Yüzyıl önce

14-12-2015
“Trakya’nın Serserileri”

12-10-2015
SYRİZA KİMİ TEMSİL EDİYOR?

05-10-2015
Çaresizliğin öğrenilebilirliği

04-07-2015
EVET Mİ HAYIR MI?

29-06-2015
Ve kale düştü...

21-06-2015
GREXIT Mİ YOKSA KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ MI?

20-05-2015
FUEN

20-05-2015
TUZ RUHU

29-04-2015
RUHLU - RUHSUZ

29-04-2015
Ruh...

14-03-2015
HALK SONUÇ BEKLİYOR

14-03-2015
HALEP ORDAYSA ARŞIN BURDA

14-03-2015
26 OCAK SABAHI

14-03-2015
DEMOKLES’İN KILICI

14-03-2015
HALK SONUÇ BEKLİYOR
Yunanistan’da yaşananlar “sonuçları” itibarıyla değerlendirilmeden anlam kazanmayacak anlaşılan. Sonuçları “somut” verilerle değerlendirmek tabii ki erbabının işi. Bizimki, sıradan vatandaş olarak “sürüden” ayrılıp okuyabildiklerimiz üzerinden “okuma” şeklinde notlar olabilir ancak.
Sol ve sağ, kavram olarak “anlatma ve anlamada” kolaylık olsun diye üretilmiş kelimeler. Bu kelimelerin arkasına konjonktürel olarak para, silah, teknoloji, siyaset, medya, ideoloji gibi “güç” faktörlerini koyduğunuzda insanlar ve toplumlar arasında hareketlenme olmakta; dayanışmalar oluşup, çatışmalar ortaya çıkmakta. Yani çıkar birliktelikleri ile çıkar çatışmaları oluşmakta.
Kısaca iki “ana” düşüncenin “güçle” desteklenmesi ile çıkan sağ ve sol “tahterevallisini” soğuk savaş olarak dünya onlarca yıl yaşadı. Bu tahteravallinin kurulması ise dünyanın savaş ve kandan oluşan ateşini “soğutmak” için kurgulanmıştı “büyükler” tarafından.
İlginçtir, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında “İkinci Reich”, 20. yüzyılın ortasında ise “Üçüncü Reich” yükseltmişti dünyanın ateşini. Muhayyel “Dördüncü Reich” hakkında hem “lehte” hem de tedbiren “aleyhte” epey de ciddiye alınabilir literatür oluşmakta son yıllarda. İddialara göre “ehlileştirilerek” tahteravallinin bir tarafına siklet olarak konulan “Avrupa Ekonomik Topluluğu”nun belli bir süreç içerisinde Avrupa Birliği’ne dönüşerek siyasi (hatta bir ara askeri gücü olması da tartışılmıştı) bir güce dönüşmesi ve buna göre “etki alanı” oluşturmaya niyetlenmesi sıkıntının kaynağı.
Alman Şansölye Merkel’in “gerçek bir Avrupa gücü” olma iddialı müdahaleci tavrının bu muhayyel “Dördüncü Reich”ın ayak sesleri olarak görülmesi, hatta aynı Birliğin üyesi bir ülke tarafından Almanya’nın ilhak niyetlerinin varlığından bahsedilmesi bile söz konusu.
“İkinci Reich” tarafından yükseltilen dünyanın ateşi Birinci Dünya savaşı ile doruğa çıkmış; dört sene süren kanlı bir sürecin sonunda kontrol altına alınabilmiş; ancak tahteravalli dengeli kurulamadığı, daha doğrusu Lenin tarafından bozulan ahengin kurulabilmesi için Stalin beklendiği için dünyanın bir kez daha ateşi “Üçüncü Reich” ile yükselmiş ve beş sene her yer kana bulanmıştı. Şeklen muarız görünseler de Churchill (Roosevelt’le birlikte) ve Stalin aynı amaç uğruna savaşmışlardı.
Hatırlayalım, bu Yunanistan ölçeğine bile yansımış ELAS (Ελληνικός Λαϊκός Απελευθερωτικός Στρατός) ile EDES (Εθνικός Δημοκρατικός Ελληνικός Σύνδεσμος) de aynı amaç için savaşmışlardı.
Yalta paylaşımında varılan karar, ELAS ve yoldaşlarının “direniş” çabalarına rağmen, “Hür Yunanistan” tahteravallinin “batı” tarafında yerini almıştı. Dünyanın “soğutulduğu dönemde” de sol bırakın iktidar olmayı hayalini bile kuramamıştı. 1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasıyla donmuş tüm “faktörler” de erimeye, tahteravalli ahengini ve anlamını yitirmeye başlamıştı. Şimdilerde hep birlikte şahit oluyoruz; dünya, şartları itibarıyla neredeyse örtülü güç mücadelelerinin giderek yükseldiği bir evreden geçiyor.
Bunca lafı tarihsel benzerlikler üzerinden bir yere getirerek; “Sol” ve radikal bir koalisyonun başdöndüren yükselişle iktidara yürüyüşüne ve ardından başka bir koalisyon daha kurarak “Bağımsız Yunanlılar” adıyla gene hızla örgütlenmiş bir “Sağ” partiyle hükümet kurmasına işaret etmek istiyoruz. Ülke “bütünlüğü” açısından önerilen ve seçilen yeni Cumhurbaşkanının özellikleri de katıldığında Yunanistan’da “sol” ve “sağ” bir vücudun kolları görüntüsü veriyor sanki.
SİRİZA’nın iktidara gelmesiyle yaratılan havadan AB içinde “örnek” oluşturacağının yayılması, ve borçlu bir çok ülkenin mevcut AB duruşunun “karşısına” geçeceğinden bahsedilmesi aslında işin pek de ekonomik cendereden nefes alamaz hale gelmiş Yunanistan halkının derdine derman amacı güdülmediği izlenimi doğuruyor.
Dönemsel soğutmadan dolayı hep “üşümüş”, bir güç olmak yerine hep itilip kakılarak ezilmiş, kendini meşrulaştırma sorunu yaşamış “eski tüfekler” SİRİZA’nın bu havasından ütopyaları adına umutlansalar da kazın ayağı pek öyle çıkmayacak sanki.
Kravat takmamaları, İncil’e el basmadan yemin etmeleri, makam aracı kullanmamaları gibi magazin haberleri ile oluşturulan “sempati halesi” halkın kredisi olarak sokaklara da yansıyor. Ama bu kredinin karşılığını alabilmesi, ekonomik düzelme ile doğru orantılı. Halka somut yansımayan bir politikaya karşı Manolis Glezos gibi isimler seslerini yükselttikçe, magazin haberlerinin renkli havası bulutlanıp grileşebilir.
Öte yandan Yunanistan’ın Doğu Akdeniz jeopolitiğindeki yerini bir yere koymadan ülkenin huzur ve refahı konusunda pek söylenecek bir şey de yok aslında. Son gelişmelerin sonuçları bize krizin satın alınıp alınmadığı konusunun ip uçlarını da verecektir. Siyaset, bir açıdan da algı yönetmek olduğuna göre algılarımızın iyi yönetildiğini itiraf etmeli.
Son söz olarak Yunanistan’ın ne seküler ne laik olması “öngörülebilir bir gelecekte” mümkün olmadığı çok açık. Ama yeni oluşan hava ile belli kaygılar gütmeden üzerlerindeki “kutsal kitaba el basma” baskısını atarak vicdanen de ikiyüzlülükten kurtulan ve kendini “ifade imkanı” bulanlar adına sevinmek da lazım. Her şeye rağmen özgürlük iyidir.
Haber Arama  

© 2015 Site Sahibi Gündem Gazetesidir.
info@gundemgazetesi.com