11-01-2026
Azınlığın iradesi nerede, milletvekili nerede?
Batı Trakya Türk Azınlığının hafızası güçlüdür. Kim nerede durmuş, hangi tarafta saf tutmuş unutmaz. 9 Ocak Cuma günü, Atina’da Eğitim Bakanlığında düzenlenen ve Dimetoka’ya tayinli müftü atamasının resmileştirildiği törende yaşananlar da bu kolektif hafızaya bir not daha düşmüştür.

Batı Trakya Türk Azınlığının hafızası güçlüdür. Kim nerede durmuş, hangi tarafta saf tutmuş unutmaz. 9 Ocak Cuma günü, Atina’da Eğitim Bakanlığında düzenlenen ve Dimetoka’ya tayinli müftü atamasının resmileştirildiği törende yaşananlar da bu kolektif hafızaya bir not daha düşmüştür.
Söz konusu tören, başlı başına Batı Trakya Türk Azınlığının iradesini yok sayan bir zihniyetin vitriniydi. Devlet, azınlığın en hassas ve en hayati meselelerinden biri olan Müftülük konusunda, bugüne kadar olduğu gibi yine bildiğini okumayı tercih etti.
“Resmiyet”, “yasallık” ve “kanun” kavramları arkasına sığınılarak, toplum tarafından kabul görmeyen bir sistem bir kez daha dayatıldı.
Eğitim Bakanlığı bürokratlarının, tasarladıkları bu yemin töreninin Türk Azınlık tarafından kabul göreceğini düşünmeleri ya da böyle bir beklenti içinde olmaları, başlı başına vahim bir tercihtir.
Ancak vahim olan bir başka konu ise bu “vitrinin” önünde yer alan isimlerden biridir. Kendini “azınlık milletvekili” olarak tanımlayan ve Batı Trakya Türklerinin oylarıyla parlamentoya gönderilen İlhan Ahmet.
Bu törene katılmak, basit bir davete icabet etmek değildir.
Bu törene katılmak, Batı Trakya Türk Azınlığının yıllardır bedel ödeyerek sürdürdüğü müftülük mücadelesini yok saymak, bu mücadeleyi görmezden gelmek ve daha da ötesi itibarsızlaştırmaktır!
Müftülük meselesi, sıradan bir idari düzenleme değildir.
Bu mesele; seçilmiş müftülerin mahkeme salonlarında süründürüldüğü, para cezalarıyla ve hapis tehditleriyle sindirilmeye çalışıldığı, toplumun inancı üzerinden iradesinin kırılmak istendiği bir onur mücadelesidir.
Bu mücadelede herkes yerini aldı.
Kimi bedel ödedi, kimi sustu, kimisi de bugün görüldüğü üzere yanlış tarafta durmayı tercih etti.
İlhan Ahmet’in o salonda bulunması, aslında çok net bir mesajdır: “Ben bu mücadelede yokum.”
Daha açık söyleyelim. Bu, Batı Trakya Türk Azınlığının kazanımlarına sırt çevirmektir. Bu, müftülük meselesinde bugüne kadar verilen emeğe, direnişe ve fedakarlığa karşı açık bir saygısızlıktır. Bu, bu davaya ve bu mücadeleye sırtını dönmektir.
Bu davranış, bir eksen kaymasının açık göstergesidir. İlhan Ahmet, uzun zamandır toplumun değerleriyle arasına mesafe koyuyordu. Ancak bu kez mesele mesafe değil, yön meselesidir.
Tabiri caizse, eksen kaymasından sonra kıblesi de şaşmıştır!
Toplumun iradesiyle seçilip, o iradeye rağmen devletin dayattığı bir politikanın töreninde boy göstermek, ne “denge siyasetiyle” ne de “reel politika” masallarıyla açıklanabilir. Bunun adı temsil krizidir.
Batı Trakya Türk toplumu bugün haklı olarak öfkelidir. Çünkü mesele İlhan Ahmet’in nerede durduğundan çok, nerede durmadığıdır.
O törende olmaması gereken biriydi. Orada bulunması, sadece kendisini değil, temsil ettiğini iddia ettiği kitleyi de tartışmalı hale getirmiştir.
Artık şu gerçek açıkça görülmelidir: Azınlık adına konuşmak, azınlığın hassasiyetlerine rağmen hareket etmeyi meşru kılmaz. Oy almakla sorumluluk başlar. O sorumluluk ihmal edildiğinde ise meşruiyet sorgulanır.
Batı Trakya Türkleri kimsenin siyasi kariyerinin basamağı değildir. Müftülük davası, birkaç fotoğraf karesi uğruna feda edilecek bir konu hiç değildir.
Tarih, bu töreni ve o törende kimlerin nerede durduğunu yazacaktır. Ve Batı Trakya Türk Azınlığı, yazılan bu sayfayı uzun süre unutmayacaktır!..