12-10-2026
Dünyaya açılmak, kendimizden vazgeçmek değildir
Batı Trakya Türk Azınlığı olarak geleceğimizi konuşurken çoğu zaman haklarımızı, karşılaştığımız sorunları ve bu sorunlara karşı verdiğimiz mücadeleyi konuşuyoruz.

Batı Trakya Türk Azınlığı olarak geleceğimizi konuşurken çoğu zaman haklarımızı, karşılaştığımız sorunları ve bu sorunlara karşı verdiğimiz mücadeleyi konuşuyoruz.
Kimliğimizin tanınması, eğitim hakkımız, dini özgürlüklerimiz, kültürümüzü ve dilimizi yaşatma hakkımız, örgütlenme özgürlüğümüz. Bunlar bizim için vazgeçilemez meselelerdir.
Artık bunların yanında başka bir soruyu da daha yüksek sesle sormamız gerekiyor: Biz nasıl bir toplum olarak geleceğe yürümek istiyoruz? Çünkü bir toplumun geleceği sahip olduğu hakların yanı sıra, o hakları nasıl yaşattığı ve gelecek nesillere nasıl aktardığıyla da ilgilidir. Bugün özellikle gençlerimiz açısından önemli bir tartışmanın içindeyiz.
Dünyaya açılmak istiyoruz. Gençlerimiz iyi eğitim alsın, üniversitelerde başarılı olsun, yabancı diller öğrensin, Avrupa’yı ve dünyayı tanısın, teknolojiyi kullansın, farklı kültürlerle iletişim kursun, mesleklerinde başarılı olsun istiyoruz.
Bunların hepsi doğrudur. Fakat burada çok önemli bir ayrımı gözden kaçırmamalıyız: Dünyaya açılmak, kimliğimizden uzaklaşmak değildir. Tam tersine, insan kendi kimliğine güvenerek sağlıklı ve güçlü bir şekilde dünyaya açılabilir.
Bugün bazen öyle bir anlayışla karşılaşıyoruz ki, Türk kimliğine, Türk kültürüne, Türkçe’ye ve azınlık okullarına bağlılık sanki dünyaya kapalı olmakla eş anlamlıymış gibi sunuluyor. Bir çok kişi bu algı operasyonunun farkında. Ama farkında olmayanlar ve olmak istemeyenler de var.
Sanki çocuğumuzu azınlık okuluna gönderirsek veya azınlık kurumlarında faaliyet ve etkinliklere katılırsa oranın bir parçası olursa iyi bir eğitimden mahrum kalacakmış gibi bir algı yaratılıyor. Sanki Türk kültürünü yaşatmak gençlerimizin dünyayı tanımasına engelmiş. Sanki kendi dilimize ve değerlerimize sahip çıkmak çağın gerisinde kalmakmış. Bunun doğru olmadığını artık açıkça söylemek gerekiyor.
Bu sadece eğitimle ve okulla sınırlı bir mesele değil tabii ki. Azınlığın kurumlarına, azınlığın temsilcilerine, azınlığın kendisine sahip çıkmak ayıp değildir. Hata değildir, Veya ülkeye yönelik tehdir değildir. Bunu bu şekilde lanse edenler algı operasyonu yapmaktadır. Yani kısaca; Kendi kimliğine sahip çıkmak, dünyaya sırt çevirmek değildir. Bir insan aynı anda hem kendi kültürünü sevebilir hem evrensel değerlere bağlı olabilir. Hem Türkçe konuşabilir hem dünyaya Yunancayla, İngilizceyle veya başka dillerle açılabilir. Hem kendi tarihini ve kültürünü bilebilir hem farklı toplumların tarihine ve kültürüne saygı gösterebilir. Hem kendi değerlerini koruyabilir hem demokrasi, insan hakları, özgürlük, hukukun üstünlüğü ve eşitlik gibi evrensel değerleri savunabilir. Bunların hiçbiri birbirinin karşıtı veya alternatifi değildir. Tam tersine, kendini bilen ve tanıyan insan dünyayı daha sağlıklı ve daha doğru bir şekilde tanır.
Çünkü dünyaya açılmak başka, kendi köklerinden kopmak başkadır. Dünyaya açılmak başka insanları tanımaktır. Köklerinden kopmak ise kendini tanımamaya başlamaktır. Aradaki farkı iyi görmek zorundayız.
Özellikle eğitim konusunda bu ayrım çok önemlidir. Azınlık okullarının eksikleri varsa elbette konuşacağız. Daha iyi eğitim talep edeceğiz. Öğrencilerimizin çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri kazanması için mücadele edeceğiz. Fakat azınlık okullarını toptan “kötü okul”, azınlık eğitimini de “geleceğe engel” gibi göstermek başka bir meseledir. Çünkü eğitim kurumlarımızın eksiklerini düzeltmek ile onları değersizleştirmek aynı şey değildir.
Tam tersine, yapılması gereken azınlık eğitimini çağın gereklerine uygun şekilde güçlendirmek, öğrencilerimizi hem kendi kimlikleriyle sağlam bir bağ kurabilecekleri, hem kendi ülkeleriyle samimi ve sağlam bir ilişki oluşturabilecekleri, hem de dünyayla rekabet edebilecekleri bir eğitim ortamına kavuşturmaktır.
Geçtiğimiz hafta sonu İskeçe Azınlık Ortaokulu-Lisesi son sınıf öğrencilerinin düzenlediği kermes, bu açıdan hepimize güzel bir şey hatırlattı. Bir okulun öğrencileri yalnızca ders görmüyor. Bu öğrenciler bir araya geliyor, emek veriyor, üretmeye çalışıyor, toplumuyla buluşuyor ve ortaya toplumsal bir değer çıkarıyor. Belki küçük bir etkinlik gibi görülebilir. Ama aslında çok daha büyük bir anlam taşıyor.
Kimliğini korumak geçmişe mahkum olmak değildir. Kendi kültürünü yaşatmak, sadece eski gelenekleri tekrar etmekten ibaret değildir. Gençlerin bu kültürü kendi çağlarının diliyle yeniden üretmesidir. Bugünün genç Batı Trakyalısı hem kendi toplumunun bir parçası olmalı hem de dünyanın bir parçası olduğunu hissetmelidir. İkisi birden mümkündür. Hatta bana göre olması gereken de budur.
Nereden geldiğimizi unutmamak elbette ki şart. Çünkü köksüz bir şekilde dünyaya açılmak, aslında dünyaya açılmak değildir. Bu nedenle Batı Trakya Türk Azınlığı’nın önündeki mesele yalnızca mevcut haklarını korumak değildir.
Aynı zamanda kimliğini koruyarak geleceğe yürümektir. Bunun yolu dünyadan uzaklaşmak değildir. Tam tersine dünyayı daha iyi tanımak, daha iyi eğitim almak, daha fazla dil öğrenmek, ülkemizin dilini, kültürünü çok iyi öğrenmek ve bilmek, evrensel değerlere sahip çıkmak ve toplum olarak kendimizi geliştirmektir. Ama bunu yaparken kendi kültürümüzü, tarihimizi ve değerlerimizi ikinci sınıf görmemektir.
Kendi kimliğini korumak dünyaya kapanmak değil; dünyaya kim olduğunu bilerek çıkmaktır. Belki de Batı Trakya’nın geleceği için ihtiyacımız olan anlayış tam olarak budur: Köklerimizden güç alarak dünyaya açılmak. Ne dünyadan kopalım ne de kendimizden. Çünkü geleceğe yürümek, kim olduğumuzu unutmak değil, kim olduğumuzu bilerek daha ileriye gitmektir.