12-10-2026
Çocuğun eğitiminde uyum, öğrenme ve dil
GÜNDEM Gazetesi olarak Psikolog Ece Çolak Mustafa ile çocukların okula uyum sürecini, öğrenme güçlüklerinin psikolojik etkilerini ve iki dilliliğin çocukların eğitim ve psikolojik gelişimindeki yerini konuştuk.

İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olan ve ergen ve yetişkin psikolojisi alanında çalışan Çolak Mustafa; çocukların okula uyumunda dikkat edilmesi gereken belirtilerden öğrenme güçlüklerine, iki dilli çocukların dil gelişiminden ana dil, kültürel kimlik ve aidiyet arasındaki ilişkiye kadar değerlendirmelerde bulundu.
Ece Çolak Mustafa, iki dilliliğin başlı başına bir sorun olmadığını, çocukların iki dili sağlıklı biçimde geliştirebilmeleri için dil geçmişlerinin ve her iki dili kullanım biçimlerinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Çocukların kendi dilleri ve kültürleriyle bağlarını koruyabilmelerinin, kendilerini güvende ve kabul edilmiş hissetmeleri açısından önem taşıdığını ifade etti.
GÜNDEM: Çocukların okula ilk başladıkları dönemde en sık karşılaştıkları uyum sorunları nelerdir? Hangi durumlar normal bir uyum süreci olarak değerlendirilmeli, hangi durumlarda uzmandan destek alınmalıdır?
Ece Çolak Mustafa: Okula başlamak çocuk için büyük bir değişim. Aileden ayrılıyor, yeni kurallar, yeni yüzler ve yeni bir düzenle karşılaşıyor. Bu yüzden ilk haftalarda sabahları ağlamak, okula gitmek istememek, karın ağrısından şikayet etmek, eve döndüğünde yorgun ve huysuz olmak ya da bir süreliğine daha küçük yaştaki davranışlara dönmek, örneğin altını ıslatmak veya parmak emmek, oldukça yaygındır ve çoğu zaman normal uyum sürecinin parçasıdır.
Ebeveyninden ayrıldıktan kısa süre sonra sakinleşen, zamanla bir arkadaş edinen ve okuldan bir şeyler anlatmaya başlayan çocuk genellikle doğru yoldadır.
Ben ailelere üç şeye bakmalarını öneriyorum: süre, şiddet ve yaşamın geri kalanına etkisi. Zorlanmalar dört-altı haftadan sonra azalmıyor, aksine artıyorsa, çocuk okulda neredeyse hiç konuşmuyor ya da tamamen içine kapanıyorsa, uyku ve iştah belirgin şekilde bozulmuşsa, yoğun öfke patlamaları veya saldırganlık ortaya çıkmışsa ya da çocuk evden çıkmayı bile reddedecek düzeyde kaygı yaşıyorsa bir uzmana danışmak doğru olur. Erken destek, küçük bir zorluğun büyük bir soruna dönüşmesini çoğu zaman önleyebilir.
GÜNDEM: Öğrenme güçlükleri çocukların okul yaşamını ve psikolojik durumunu nasıl etkiliyor? Aileler ve öğretmenler hangi belirtilere dikkat etmeli?
Ece Çolak Mustafa: Disleksi gibi özgül öğrenme güçlükleri zekayla ilgili değildir. Bu çocuklar çoğu zaman yaşıtları kadar hatta onlardan daha zeki olabilir. Ancak harf ile ses arasında bağlantı kurmakta zorlandıkları için emek verdikleri halde geride kalırlar.
Sorun fark edilmediğinde çocuk kendisine “Bende bir sorun var” demeye başlar. Özgüveni düşer, ödevden ve okumaktan kaçar, bazen de bu zorluğu yaramazlık veya dikkat dağınıklığıyla örter. Yani öğrenme güçlüğü sadece akademik bir mesele değil, çocuğun duygusal dünyasını da derinden etkileyen bir durumdur.
Dikkat edilmesi gereken işaretler arasında harf ve sesleri öğrenmekte ısrarlı güçlük, yaşıtlarına göre çok yavaş ve zorlanarak okuma, aynı kelimeyi her seferinde farklı yazma veya haftanın günleri gibi sıralamaları öğrenmekte zorlanma sayılabilir. Ailede benzer güçlük yaşayan birinin olması da önemli bir ipucudur. İlk yıllarda harfleri ters yazmak normaldir. Asıl mesele bunun yaşla birlikte azalmamasıdır.
İki dilli çocuklarda özel bir dikkat gerekiyor. Çocuğun ikinci dilini henüz yeterince edinmemiş olması, tek başına bir öğrenme güçlüğü anlamına gelmez. Aynı şekilde yaşanan her güçlüğün “dil meselesi” olarak değerlendirilmesi de gerçek bir öğrenme güçlüğünün gözden kaçmasına yol açabilir.
Bu nedenle mümkün olduğunda çocuğun her iki dildeki gelişimi, dil geçmişi ve hangi dili ne kadar kullandığı birlikte değerlendirilmelidir. İki dilli çocukların değerlendirilmesinde yalnızca tek bir dil üzerinden hareket etmek yanıltıcı olabilir.
DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) da okul döneminde sıkça karşımıza çıkan, ama genellikle biraz daha geç fark edilen bir başka durumdur. Bu çocuklar sırada oturmakta, sırasını beklemekte veya dikkatini bir işe uzun süre vermekte belirgin şekilde zorlanır, sık sık yönergeyi yarıda bırakır, eşyalarını kaybeder ya da sürekli hareket halinde olur.
Ancak her hareketli veya dalgın çocuk DEHB değildir. Önemli olan belirtilerin sürekliliği, birden fazla ortamda görülmesi ve çocuğun günlük işlevselliğini belirgin biçimde etkilemesidir. İki dilli çocuklarda da dil öğrenme süreci ile dikkat sorunlarının birbirinden ayrılması için kapsamlı bir değerlendirme gerekir.
GÜNDEM: Batı Trakya Türk Azınlığı açısından önemli konulardan biri de iki dillilik. İki dilde (Türkçe – Yunanca) eğitim gören çocukların dil gelişimi ve okul yaşamında nelere dikkat edilmesi gerekir? Çocuğun kendi dili, kültürü ve aile çevresiyle eğitim ortamı arasında farklılıklar bulunması aidiyet duygusunu nasıl etkileyebilir?
Ece Çolak Mustafa: İki dillilik bir sorun değil, bir zenginliktir. Uzun vadede iki dilli çocukların düşünme esnekliği ve dikkat becerileri açısından avantajları olduğu biliniyor. Ayrıca ana dilinde güçlü olan çocuk ikinci dili de daha sağlam temeller üzerine kurar. Ailelerin sık yaptığı bir hata, “okulda zorlanmasın” diye evde ana dili bırakmaktır. Bu çoğu zaman işe yaramaz ve çocuğun hem ailesiyle duygusal bağını hem de dil temelini zayıflatır.
Bunun yanında, çocuğun evdeki dünyası ile eğitim ortamındaki dünya çok farklı olduğunda, özellikle evdeki dili ve kültürü eğitim ortamında hiç görünmüyorsa, çocuk iki dünya arasında bölünmüş hissedebilir. Bu durum zaman zaman aidiyet duygusunu zorlayabilir. Bazı çocuklar ana dilinden ya da adından utanmaya, kimliğini saklamaya başlayabilir. Bazıları ise içine kapanabilir. Bu anlamda azınlık okulu çocuk için çok önemlidir.
Böyle durumlarda çocuğun kendi dilini ve kültürünü yaşayabileceği bir alanın olması, bu kopukluğu azaltan önemli bir etken. Bu alan bazı aileler için azınlık okulları, bazıları için ise evde güçlü tutulan dil, aile içi kültürel aktarım veya topluluk faaliyetleri olabiliyor.