20-02-2026
Dil, Zihnin Sınırlarını Belirler
Bilimde çok temel bir kural vardır: L1 (Anadil) ne kadar sağlamsa, L2 (İkinci Dil) o kadar iyi inşa edilir. Jim Cummins’in meşhur "Eşik Hipotezi" tam olarak bunu söyler. Eğer bir çocuk anadilinde kavramsal derinlik kazanamadan başka bir dile maruz bırakılırsa, iki dilde de "yeterli olamama" riskiyle karşı karşıya kalır.

Bilimde çok temel bir kural vardır: L1 (Anadil) ne kadar sağlamsa, L2 (İkinci Dil) o kadar iyi inşa edilir. Jim Cummins’in meşhur "Eşik Hipotezi" tam olarak bunu söyler. Eğer bir çocuk anadilinde kavramsal derinlik kazanamadan başka bir dile maruz bırakılırsa, iki dilde de "yeterli olamama" riskiyle karşı karşıya kalır.
Batı Trakya’da anaokuluna giden bir Türk çocuğu düşünün. Evde Türkçe konuşuyor, dünyayı Türkçe anlamlandırıyor ama okulun kapısından girdiği an o dil yok sayılıyor. Bu durum, Ellen Bialystok gibi dil bilimcilerin üzerinde durduğu o müthiş bilişsel esnekliği sağlamak yerine, çocukta bir kaygı duvarı örüyor. Çift dilli anaokulu olsa, çocuk hem Türkçesini iyi bir düzeye taşımaya başlayacak hem de Yunancayı "yabancı ve korkutucu" bir unsur olarak değil, hayatın doğal bir parçası olarak kavrayacak.
Mesele sadece dil de değil. Azınlık psikolojisi üzerine çalışan Ilan Meyer’in bahsettiği o "azınlık stresi", bizim çocuklarımızda daha 4-5 yaşlarında başlıyor. Nasıl mı? İşte o hepimizin duyduğu, ailelerin dert yandığı örneklerle. Mesela, her yıl 30 Ocak’ta kutlanan Trion İerarchon (Üç Azizler) yortusu gibi dini içerikli günlerde, azınlık çocuklarının topluca kiliseye götürülmesi meselesi... Bir çocuk düşünün; evinde öğrendiği inanç dünyasıyla okulda karşılaştığı bu uygulama arasında kalıyor. Henüz soyut düşünme yetisi tam gelişmemiş bir çocuk için bu durum ciddi bir Bilişsel Çelişki (Cognitive Dissonance) yaratır.
Bunun sonucunda da çocuk kendini oraya ait hissetmeden gitmek zorunda kalır. Öğretmeninin otoritesi ile ailesinin değerleri arasında sıkıp kalır ve bu küçük yaşta yaşanan dışlanmışlık hissi, ileride devlete ve topluma karşı bir "yabancılaşma" tohumu eker. Eğer çift dilli ve azınlık statüsüne uygun bir anaokulu yapısı olsaydı, bu çocuklar kendi dini ve milli değerlerine saygı duyulan bir ortamda, Yunancayı da çok daha özgüvenli bir şekilde öğrenebilirlerdi. Bilimin söylediği şey çok net. Psikolojik güvenliğin olmadığı yerde öğrenme gerçekleşmez.
Çift dilli anaokulu bir hak mücadelesi olduğu kadar, pedogojik bir gereklilik. Uluslararası literatürde (örneğin Framework Convention for the Protection of National Minorities) azınlıkların kendi dillerinde eğitim görmesi en temel insan hakkı olarak tanımlanır. Çünkü bu durum akademik başarıyı artırır. Anadilinde temeli sağlam olan çocuk, Yunanca müfredatı çok daha hızlı kavrar. Bunun dışında çocuğun kimliği okulda reddedilmediği için, çocuk kendini "eksik" veya "hatalı" hissetmez. Yani özgüven konusunda da artıları olur. Tüm bunların yanında Yunancayı bir baskı aracı olarak değil, bir iletişim aracı olarak öğrenen bireyler, ülkesine çok daha sağlıklı eklemlenir.
Küçük bir not: Bazen "Yunancayı iyi öğrensinler diye sadece Yunanca anaokulu şart" diyenler çıkıyor. Ama bilim bunun tam tersini kanıtlıyor. Anadilini kaybeden çocuk, ikinci dili de yarım yamalak öğreniyor. Yani kaş yaparken göz çıkarıyoruz.
Ne yapalım konusuna gelecek olursak aslında tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok. Dünyanın pek çok yerinde azınlıklar, benzer sancıları çoktan aştılar ve bunu bilimsel bir zemine oturtarak toplumsal barışa dönüştürdüler. Bizim Batı Trakya’da "milli güvenlik" ya da "tehlike" olarak görülen çift dilli eğitim, Avrupa’nın göbeğinde bir zenginlik ve psikolojik sağlık kriteri olarak kabul ediliyor.
Şimdi biraz ufkumuzu genişletelim ve Avrupa’da bu işlerin nasıl yürüdüğüne, bizimle ne kadar tezat oluşturduğuna bakalım.
Almanya (Sorblar)
Almanya’nın doğusunda yaşayan Slav kökenli bir azınlık olan Sorblar, dillerini kaybetme tehlikesiyle karşılaştıklarında "Witaj" (Hoş Geldin) projesini başlattılar. Bu proje ne yapıyor biliyor musunuz? Tam da bizim Batı Trakya’da eksikliğini çektiğimiz şeyi: Çocukları kreşten ve anaokulundan itibaren tam bir çift dilli daldırma (immersion) yöntemine tabi tutuyor.
Sorbların çocukları anaokuluna gittiklerinde, bir öğretmen Sorbca diğeri Almanca konuşuyor. Çocuk, hiçbir zorlama hissetmeden, iki dili de doğal ortamında öğreniyor. Sorblarda çocuk, her iki kültürün de bayramlarını, masallarını ve şarkılarını bir arada görüyor. Bu durum çocukta bir kimlik krizine değil, tam tersine "Bilişsel Özgüven" dediğimiz o sağlam zemine yol açıyor.
İtalya (Güney Tirol)
İtalya’nın kuzeyindeki Güney Tirol bölgesine baktığımızda, orada bambaşka bir seviye görüyoruz. Oradaki Alman azınlık, İtalyanca ile Alman dili arasında müthiş bir denge kurmuş durumda. Orada kimse bir çocuğu zorla kendi inancına ait olmayan bir ritüele (bizdeki o Üç Azizler örneği gibi) götürmeyi aklından bile geçiremez. Çünkü sistem, "Kültürel Özerklik" üzerine kurulu.
Güney Tirol’de çocuklar kendi dillerinde eğitim veren anaokullarına giderken, ikinci dili de bir tehdit olarak değil, bir "komşu dili" olarak öğreniyorlar. Psikolojik açıdan bakıldığında, bu durum azınlık stresini neredeyse sıfıra indiriyor. Çocuk "Ben İtalya’da yaşayan bir Almanım ve bu iki kimlik birbiriyle kavga etmiyor" diyebiliyor. Bizim çocuklarımız ise o yaşta "Ben kimim, okulda neden farklıyım?" sorusunun ağırlığıyla omuzları düşerek eve dönüyor.
Bilimsel olarak baktığımızda, Meyer’in azınlık stresi teorisi Avrupa’daki bu modellerde "minimal" düzeydeyken, Batı Trakya’da "kronik" düzeyde seyrediyor. Neden mi? Örneklerde gördüğümüz bu modeller, çocuğu içten içe güçlendirip ona sarsılmaz bir özgüven aşılarken; bizim mevcut sistemimiz, çocuğu daha oyun çağında hayatta kalabilmek için savunma mekanizmaları geliştirmeye zorluyor. Çocuk, kendini korumak için duygusal duvarlar örmeyi öğreniyor. Sonuç, tam bir kimlik kargaşası. Çocuk, okulda takındığı o "resmi maske" ile evdeki "gerçek benliği" arasında her gün mekik dokuyor. Bu bölünme ise zamanla ya derin bir sessizliğe ve içe kapanmaya yol açıyor ya da bireyi toplumdan tamamen koparıp marjinalleşmeye itiyor. İşte bu yüzden çift dilli anaokulu toplumsal barışın ve ruh sağlığının vazgeçilmez parçalarından biridir.
Kaynakça
Baker, C., & Wright, W. E. (2017). Foundations of Bilingual Education and Bilingualism. Multilingual Matters.
Bialystok, E. (2001). Bilingualism in Development: Language, Literacy, and Cognition. Cambridge University Press.
Cummins, J. (2000). Language, Power, and Pedagogy: Bilingual Children in the Crossfire. Multilingual Matters.
Hogan-Brun, G., & Wolff, S. (2003). Minority Languages in Europe: Frameworks, Status, Prospects. Palgrave Macmillan.
Skutnabb-Kangas, T. (2000). Linguistic Genocide in Education—or Worldwide Diversity and Human Rights? Lawrence Erlbaum Associates.