07-08-2026
Kosmidu ve “kurumsal tarafsızlık”
Doğu Makedonya-Trakya Eyalet Eğitim Müdür Vekili Marigula Kosmidu imzasıyla yayımlanan basın bültenlerini uzun zamandır dikkatle takip ediyorum. Bu bültenlerde kullanılan dil, azınlık eğitimine bakış açısı ve azınlık insanının taleplerine yaklaşım biçimi hayli ilgi çekici.

Doğu Makedonya-Trakya Eyalet Eğitim Müdür Vekili Marigula Kosmidu imzasıyla yayımlanan basın bültenlerini uzun zamandır dikkatle takip ediyorum. Bu bültenlerde kullanılan dil, azınlık eğitimine bakış açısı ve azınlık insanının taleplerine yaklaşım biçimi hayli ilgi çekici.
Daha doğrusu, sadece eğitim konularıyla uğraşması gereken bir kurumun, konu Batı Trakya Türk Azınlığının eğitim meseleleri olunca nasıl kurumsallıktan uzaklaştığı, konuya nasıl siyasi açıdan yaklaştığını görmek açısından önemli bir örnek teşkil ediyor.
Son günlerde azınlık eğitiminin gündemini 2026-2027 eğitim – öğretim yılında kapatılan sekiz Türk azınlık ilkokulu meşgul ediyor. Doğal olarak bu kapatma kararlarına gerek azınlıktan, gerekse Lozan Antlaşması’nın garantör ülkelerinden biri olan Türkiye’den gelen tepkiler var.
İşte tam da bu noktada, Eyalet Eğitim Müdürlüğünden gelen açıklama yine dikkat çekici. Olması gerektiği gibi teknik bir açıklama değil, tam anlamıyla siyasi bir metin.
Yani Eğitim Müdürlüğü kurumsal sınırlarını aşarak, Dışişleri, Eğitim Bakanlığı ya da Hükümet Sözcülüğü görevine soyunmuş.
Açıklamada, okul kapatma kararlarına sayılar üzerinden meşruiyet kazandırılmaya çalışılıyor. “Şu kadar azınlık okuluna karşı şu kadar devlet okulu kapatıldı”, “devlet okullarında sınır 15 öğrenci, azınlık okullarında 9 öğrenci” gibi karşılaştırmalar yapılıyor. Bununla da yetinilmiyor; konu İstanbul Rumlarına getiriliyor, azınlığın etnik değil dini azınlık olduğu vurgulanıyor. Devletin öğretmen maaşlarını ödemesi, okulun elektrik, su ve diğer giderlerini karşılaması ise adeta bir lütuf gibi sunuluyor. Daha da önemlisi, Türkiye Dışişleri Bakanlığının açıklama yapma hakkı sorgulanıyor.
Peki bir azınlığın eğitim hakkı sadece rakamlarla mı ölçülür?
Devlet okullarıyla azınlık okullarını aynı matematik formülüne koyabilir misiniz?
Eğer koyuyorsanız, o zaman Lozan Antlaşması’nın tanıdığı özel statü nerede?
Asıl soru ise şu: Bir Eğitim Müdürlüğü gerçekten kiminle konuşuyor?
Türkiye ile mi?
Yoksa sorumluluğu altındaki Batı Trakya Türk Azınlığıyla mı?
Eğitim kurumu kimliğinden uzaklaşarak yapılan açıklamada asıl cevap verilmesi gereken sorulara ise yanıt bulamıyoruz:
- Azınlık temsilcileri neden karar mekanizmalarına dahil edilmiyor?
Okullar kapatılmadan önce azınlık kurumlarının neden görüşü alınmıyor?
Lozan Antlaşması’nın eğitim alanında öngördüğü özerklik nasıl uygulanıyor?
Bir Eğitim Müdürlüğünün ve müdürünün görevi eğitimle sınırlı olmalıdır. Okulların işleyişini yönetmek, eğitim hizmetinin niteliğini artırmak, öğrenci ve velilerin sorunlarına çözüm üretmek asli görev alanıdır.
Türkiye Dışişleri Bakanlığına cevap vermek, Lozan Antlaşması’nı siyasi açıdan yorumlamak, Türkiye - Yunanistan ilişkileri konusunda pozisyon almak değildir.
Bir eğitim bürokratının eğitim bürokratı olmaktan çıkıp siyasi bir aktör haline gelişi hiçbir şekilde olağan ve normal kabul edilemez.
Bir eğitim yöneticisinin dili, gerilimi artıran değil güven veren bir dil olmalıdır. Çözüm üretmeli, açıklamalı, dinlemeli ve uzlaştırmalıdır. Tarih üzerinden polemik kuran, karşı taraf oluşturan ve siyasi pozisyon alan bir üslup ise eğitim idaresinin değil, siyasetin dilidir.
Bugün tartışılan yalnızca sekiz okulun kapatılması değildir. Tartışılan, Batı Trakya Türk Azınlığının eğitimine hangi anlayışla yaklaşıldığıdır. Marigula Kosmidu’nun açıklaması da bu anlayışın yalnızca bir bürokratın kişisel değerlendirmesi değil, eğitim idaresinin kurumsal dili haline geldiğini göstermesi bakımından üzerinde durulması gereken önemli bir örnektir.