Anasayfa

05-03-2026
Kimliğe müdahale ve kültürel dayatma - iki olayın düşündürdükleri
Batı Trakya’da son dönemde yaşanan iki gelişme, Batı Trakya Türk azınlık toplumunun yıllardır dile getirdiği bir kaygıyı yeniden gündeme taşıdı. Kimliğe müdahale ve kültürel alanın daraltılması meselesi. İskeçe’nin Dolaphan köyündeki devlet ortaokulunda düzenlenen “Kalanda” etkinliği ile Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in Ankara ziyareti sırasında azınlığın tanımına ilişkin ortaya çıkan söylem farkı, aslında aynı sorunun ve aynı bakış açısının iki farklı yansımasıdır.
5 Mart 2026 Perşembe

Batı Trakya’da son dönemde yaşanan iki gelişme, Batı Trakya Türk azınlık toplumunun yıllardır dile getirdiği bir kaygıyı yeniden gündeme taşıdı. Kimliğe müdahale ve kültürel alanın daraltılması meselesi. İskeçe’nin Dolaphan köyündeki devlet ortaokulunda düzenlenen “Kalanda” etkinliği ile Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in Ankara ziyareti sırasında azınlığın tanımına ilişkin ortaya çıkan söylem farkı, aslında aynı sorunun ve aynı bakış açısının iki farklı yansımasıdır.

İlk olay, Dolaphan’daki devlet ortaokulunda Müslüman Türk öğrencilere gerçekleştirilen “Kalanda” etkinliğidir. Kalanda, Ortodoks Hristiyan geleneğine ait ilahi ve şarkılardan oluşan, Ortodoks kültür dünyasının parçası olan Noel, yılbaşı ve Fota yortusunda gerçekleştirilen dini-kültürel bir ritüeldir. Hristiyan Yunan öğrencilerin bulunduğu okullarda böyle bir etkinliğin yapılması elbette doğal karşılanabilir. Ancak öğrencilerinin tamamı Müslüman Türk çocuklardan oluşan bir okulda aynı etkinliğin düzenlenmesi, azınlık toplumu açısından haklı soruları beraberinde getirmiştir.

Çünkü mesele yalnızca bir müzik ya da folklor etkinliği değildir. Masum bir okul etkinliği de değildir. Kültürel ve dini aidiyetlerin hassas olduğu bir bölgede, azınlık çocuklarına çoğunluk toplumunun dini – kültürel içerikli bir geleneğinin uygulattırılması, ister istemez bir kültürel yönlendirme veya asimilasyon girişimi olarak algılanmaktadır. Bu nedenle Batı Trakya Türk toplumu ve temsilcileri olayı bu çerçevede değerlendirmiş, tepkilerini açıklamalarla dile getirmiştir.

Ancak bu tepkiler, bazı Yunan siyasetçi ve yorumcular ve basın tarafından ağır ithamlar ve hakaretlerle karşılanmıştır. Azınlığın kendi kimliğine ve kültürel sınırlarına yönelik hassasiyetini ifade etmesi dahi tahammülsüzlükle karşılanmış, azınlık temsilcileri hedef alınmıştır. Bu tablo, Batı Trakya’daki azınlık toplumunun yalnızca kültürel baskı algısıyla değil, aynı zamanda dile getirdiği kaygılar nedeniyle maruz kaldığı toplumsal baskıyla da karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Aslında bu olay, dolaylı da olsa Batı Trakya Türk azınlığına ait azınlık okullarının önemini de bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

Azınlık toplumu, yıllardır azınlık okullarının korunmasını, geliştirilmesini ve eğitim kalitesinin yükseltilmesini savunmaktadır. Türkçe ve Yunanca müfredat öğretmenlerinin tamamının devlet memuru olduğu bu azınlık okullarının varlığı dahi, bazı çevrelerde rahatsızlık yaratmaktadır. Bu durum, azınlık kültürünü barındıran kurumlara yönelik tahammül sınırının ne kadar dar olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

İkinci olay ise Miçotakis’in Ankara ziyareti sırasında azınlığın tanımına ilişkin ortaya çıkan görüş ayrılığıdır. Hatırlanacağı üzere iki liderin basın toplantısında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Batı Trakya Türk azınlığının dini ve eğitim alanındaki sorunlarını gündeme getirmiş, azınlığın özellikle dini ve eğitim alanında eşit haklardan yararlanması gereğini vurgulamıştı. Miçotakis ise Yunan devlet tezini tekrarlayarak Lozan Antlaşması’nın etnik değil dini azınlık öngördüğünü belirterek “Trakya’daki Müslüman Yunanlılar” ifadesini kullanmıştı.

Bu görüş ayrılığı yeni değildir. Biz Batı Trakya Türklerine ise hiç yabancı değildir. Yunan resmi söylemi uzun yıllardır azınlığı “Müslüman Yunanlılar” olarak tanımlamakta ve “Türk” kimlik tanımını reddetmektedir. Ancak burada gözden kaçırılan temel nokta şudur: Lozan Antlaşması azınlığın etnik kimliğini yasaklamaz. Kaldı ki, uluslararası hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, bireylerin ve toplulukların kendilerini nasıl tanımladıklarını esas alır. Dolayısıyla Batı Trakya’daki azınlığın kendisini Türk olarak tanımlaması, uluslararası hukuk bakımından meşru bir haktır. Nasıl ki İstanbul’daki azınlığın kendini Rum azınlık olarak tanımlaması Türkiye için sorun olmuyorsa, Batı Trakya Türklerinin de kendini Türk olarak tanımlaması Yunanistan için sorun olmamalı.

Buna rağmen Yunanistan’da devlet, siyaset, medya ve eğitim alanında süregelen söylem, azınlığın Türk kimliğini reddeden ve “Müslüman Yunanlı” kimliğini öne çıkaran bir çerçeve üretmektedir. Bu durum yalnızca terminolojik bir tercih değil, kimlik alanına yönelik bir yönlendirme çabasını kapsamaktadır. Kimliğimiz konusundaki ısrar, azınlık açısından bir kimlik dayatması hissi doğurmaktadır.

Dolaphan’daki “Kalanda” olayı ile azınlık tanımı tartışması bu nedenle birbirinden bağımsız değildir. Her iki gelişme de Batı Trakya Türk azınlığının kendisini tanımlama ve kültürel sınırlarını koruma hakkı ile Yunan devletinin kimlik yaklaşımı ve dayatması arasındaki gerilimi ortaya koymaktadır. Bir yanda “Müslüman Yunanlı” tanımının ısrarla kullanılması, diğer yanda azınlık çocuklarına çoğunluk toplumunun dini-kültürel pratiklerinin uygulanması, aynı zihniyet çizgisinin yansımaları olarak görülmektedir.

Azınlık toplumu açısından mesele nettir. Kimlik dışarıdan tanımlanamaz, kültür dışarıdan biçilemez, biçilmemelidir. Bir topluluğun kendisini nasıl gördüğü ve hangi kültürel aidiyetle var olduğu, o topluluğun en temel hakkıdır. Bu hakka saygı, ağızlardan düşürülmeyen demokrasinin ve eşit vatandaşlığın da gereğidir.

Batı Trakya’da kalıcı huzur ve güven ortamı, azınlığın kimliğinin tartışma konusu yapılmadığı, kültürel ve eğitim alanındaki tercihlerin baskı unsuru olmadığı bir anlayışla mümkündür. Aksi halde her kültürel uygulama ve her kimlik tartışması, azınlık açısından yeni bir müdahale algısı üretmeye devam edecektir. Dolaphan’da yaşananlar da, azınlığın kimliğinin inkarı ve yeni farklı kimlikler dayatması da bu gerçeği bir kez daha hatırlatmıştır.

Haberler


Bu ne perhiz, bu ne Lozan yorumu?

Kimliğe müdahale ve kültürel dayatma - iki olayın düşündürdükleri

Ramazan’da Kur’an’la yenilenmek

Celal Bayar Azınlık Ortaokulu-Lisesi son sınıf öğrencilerinden iftar programı

ABTTF Başkanı Habipoğlu: ‘Batı Trakya’daki toplu iftarlar bazı çevreleri rahatsız ediyor’

Atina’daki Türk ve Yunan iş insanları iftar programında buluştu

DMT Eyaleti Avrupa’nın su ve iklim ittifakına katıldı

Orta Doğu’dan Yunan vatandaşlarının ilk tahliye operasyonları tamamlandı

Yunanistan cezaevlerinde aşırı kalabalık ve kötü muamele riski

Şahin köyünde birlik ve dayanışma iftarı

Benzin ve motorin fiyatları fırladı

Gümülcine’de genç hukukçular için kariyer haftası