Anasayfa

05-03-2026
Bu ne perhiz, bu ne Lozan yorumu?
İki yıl aradan sonra Ankara’da yeniden toplanan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi, Türkiye–Yunanistan hattında “pozitif gündem” vurgusuyla gerçekleşti.
5 Mart 2026 Perşembe

İki yıl aradan sonra Ankara’da yeniden toplanan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi, Türkiye–Yunanistan hattında “pozitif gündem” vurgusuyla gerçekleşti.

Ulaştırmadan kültüre, bilimden afet yönetimine kadar birçok alanda anlaşmalar imzalandı. Temel bazı sorunlar şimdilik masaya yatırılmasa da toplantıdan çıkan sonuç açıktı: Diyalog sürecek, ticaret artacak, iş birliği güçlenecek.

İki ülke liderleri ve bakanları arasındaki görüşmelerde ve sonrasında imzalanan iş birliği anlaşmalarındaki iyimser tabloya rağmen azınlıklar meselesi yine çözümsüz başlık olarak yerini korudu.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da ağırladığı Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile düzenlediği ortak basın toplantısında Batı Trakya Türk Azınlığına da değindi; azınlığın dini özgürlükleri ve eğitim haklarına dikkat çekti.

Devamında söz alan Kiriakos Miçotakis ise Lozan Antlaşması’na atıf yaparak Trakya’daki azınlığı “Müslüman azınlık” olarak tanımladı. Ancak aynı antlaşma kapsamında Türkiye’deki azınlık için “Yunan azınlık” ifadesini kullanmakta sakınca görmedi. Oysa Lozan Antlaşması, İstanbul’daki toplumu da “gayrimüslim azınlık” olarak tanımlıyor. Yani dini kimliği esas alıyor.

Temel çelişki de buradan başlıyor. Lozan söz konusu olduğunda Batı Trakya’daki topluluğun etnik kimliği yok sayılıyor; mesele yalnızca din çerçevesine indirgeniyor. Ancak konu İstanbul’daki azınlığa gelince etnik vurgu rahatlıkla yapılabiliyor ve “Yunan azınlık” ifadesi kullanılabiliyor. Bu yaklaşım hukuki bir zorunluluktan çok siyasi bir tercihe işaret etmektedir.

Lozan’ın azınlıkların korunmasına ilişkin hükümlerine hakim olan herkes açısından bu tutarsızlık dikkat çekicidir.

Bir ülke başbakanı, Lozan’ın Batı Trakya’daki azınlıkla ilgili hükümlerine bu denli hakimken, sıra kendi ülkesinin uygulamalarına geldiğinde farklı bir dil kullanıyorsa, bu tutarsızlık ister istemez tepki doğurur.

Türkiye’nin garantörlük sorumluluğu çerçevesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batı Trakya Türk Azınlığının dini özgürlükleri ve eğitim haklarına vurgu yapması önemlidir. Erdoğan’ın, “Münasebetlerimizin beşeri unsurunu teşkil eden azınlıklar konusunda tarihi sorumluluk bilinciyle hareket etmemiz gerekiyor. Batı Trakya Türk Azınlığının dini özgürlükler ve eğitim imkânlarından tam olarak yararlandırılması konusundaki beklentilerimizi Sayın Başbakan’la paylaştım.” sözleri, diplomatik bir hatırlatma niteliğindedir.

Zira Batı Trakya Türk Azınlığının yıllardır kendi dini liderini belirleme hakkı fiilen gasp edilmiştir. Soruna çözüm üretmek yerine yeni gerilim alanları oluşturulmaktadır. Azınlığın tüm itirazlarına rağmen Dimetoka’ya devlet eliyle müftü ataması yapıldı. Sırada şimdi Gümülcine ve İskeçe müftülükleri var. Azınlığın iradesi yok sayılarak atılan bu adımlar, diyalog ve güven ortamını güçlendirmek yerine zedelemektedir.

Ankara’daki toplantı iş birliği açısından önemliydi. Fakat gerçek normalleşme, azınlıkların kimliğini tanıyan ve iradesine saygı gösteren bir yaklaşım olmadan mümkün görünmemektedir. Azınlık hakları, iki ülke arasında bir pazarlık başlığı değildir; evrensel hukuk ve karşılıklı güven meselesidir.

Batı Trakya’daki azınlığın etnik kimliğinin bu denli rahatsızlık yarattığı bir siyasi ortamda, iki ülke ilişkilerinin ne ölçüde samimi bir zeminde ilerleyebileceği de tartışmalıdır. Gerçek bir dostluk için öncelikle Yunanistan’daki “Türk” algısının ve güvenlik merkezli reflekslerin değişmesi gerekir. Yıllarca iç siyasette bir “tehdit unsuru” olarak kullanılan bu algıyla kalıcı bir diyalog zemini inşa edilemez. Bu psikolojinin aşılması gerekiyor.

Masaya ruhunu koyan, karşılığında “güç” devşirenlere de birkaç sözüm olacak…

Kendi toplumunun tarihi haklarını savunmakla yükümlü olanlar, bir gün o hakların sınırlarını tarif etmeye ve bu sınırları daraltmaya başlıyorsa, burada basit bir görüş değişikliğinden söz edilemez.

Bazı makamlar yetki değildir; emanettir. Toplumsal temsil makamları kişisel yorum alanı da değildir.

Haberler


Bu ne perhiz, bu ne Lozan yorumu?

Kimliğe müdahale ve kültürel dayatma - iki olayın düşündürdükleri

Ramazan’da Kur’an’la yenilenmek

Celal Bayar Azınlık Ortaokulu-Lisesi son sınıf öğrencilerinden iftar programı

ABTTF Başkanı Habipoğlu: ‘Batı Trakya’daki toplu iftarlar bazı çevreleri rahatsız ediyor’

Atina’daki Türk ve Yunan iş insanları iftar programında buluştu

DMT Eyaleti Avrupa’nın su ve iklim ittifakına katıldı

Orta Doğu’dan Yunan vatandaşlarının ilk tahliye operasyonları tamamlandı

Yunanistan cezaevlerinde aşırı kalabalık ve kötü muamele riski

Şahin köyünde birlik ve dayanışma iftarı

Benzin ve motorin fiyatları fırladı

Gümülcine’de genç hukukçular için kariyer haftası