Anasayfa

12-04-2026
İyiliği topluma hâkim kılmak
İyiliği topluma hâkim kılmak, İslam’ın bireye yüklediği en büyük sosyal sorumluluklardan biridir. Bu sorumluluk, yalnızca nasihat etmekle sınırlı değildir; aynı zamanda örnek olmak, sabretmek ve aktif bir şekilde iyiliği yaymakla mümkündür. Kur’ân ve Sünnet’in ortaya koyduğu bu ilke, sağlıklı, adil ve huzurlu bir toplumun inşasının vazgeçilmez temelidir.
12 Nisan 2026 Pazar

İyiliği topluma hâkim kılmak, İslam’ın bireye yüklediği en büyük sosyal sorumluluklardan biridir. Bu sorumluluk, yalnızca nasihat etmekle sınırlı değildir; aynı zamanda örnek olmak, sabretmek ve aktif bir şekilde iyiliği yaymakla mümkündür.

Kur’ân ve Sünnet’in ortaya koyduğu bu ilke, sağlıklı, adil ve huzurlu bir toplumun inşasının vazgeçilmez temelidir.

İslam düşüncesinde bireysel iyilik, toplumsal sorumlulukla tamamlanmadıkça kemale ermiş sayılmaz. Mümin, yalnızca kendi ahlâkını güzelleştirmekle yükümlü değil; aynı zamanda iyiliğin toplumda yaygınlaşması için aktif sorumluluk taşıyan bir şahsiyettir.

Toplumlar, görünürde hukukla, ekonomiyle ve kurumlarla ayakta durur; fakat hakikatte onları ayakta tutan şey, fertlerin kalbinde kök salmış olan iyilik duygusudur. İyiliğin zayıfladığı, kötülüğün sıradanlaştığı bir zeminde hiçbir sistem uzun süre varlığını sürdüremez. Bu sebeple İslam, sadece bireysel dindarlığı değil, iyiliğin toplumsal bir güç hâline gelmesini hedeflemiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’in açık çağrısı bu istikamettedir: “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.” (Âl-i İmrân, 3/104)

Bu ilahi hitap, iyiliği bireyin vicdanına terk eden bir anlayışı değil; onu toplumsal bir vazife olarak örgütleyen bir bilinç inşa eder. Nitekim aynı surede müminler, “iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran” bir ümmet olarak tanımlanır. Bu tanım, bir övgü olmanın ötesinde, ağır bir mesuliyet yükler.

İslam’ın bu temel ilkesi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından da hayatın merkezine yerleştirilmiştir. Onun şu hadisi, meselenin ihmal edilemez boyutunu ortaya koyar:

“Sizden kim bir kötülük (münker) görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin (kötülükten nefret edip onu reddetsin). Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, έmân 78) Bu beyan, müminin pasif bir seyirci olamayacağını açıkça ifade eder. İyilik, sadece yapılacak bir davranış değil; korunacak, yaygınlaştırılacak ve gerektiğinde müdafaa edilecek bir değerdir.

Ne var ki modern çağın karmaşık yapısı içinde iyilik çoğu zaman bireysel bir tercih alanına indirgenmiş, toplumsal boyutu ihmal edilmiştir. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı, sessizliğin ve kayıtsızlığın meşrulaştırıldığı bir iklim üretmiştir. Oysa kötülük, en çok iyilerin suskunluğundan beslenir.

İyiliği topluma hâkim kılmak, kaba bir müdahalecilik değil; hikmetle, nezaketle ve örneklikle yürütülen bir inşa sürecidir. Kur’ân’ın; “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış…” (Nahıl 16/125) emri, bu sürecin nasıl yürütüleceğini en güzel bir şekilde belirler. Zira gönüller, zorlamayla değil; samimiyet ve güzel ahlaka sahip olmakla fethedilir.

Bugün bu sorumluluk, her zamankinden daha geniş bir zemine yayılmıştır. Aileden eğitime, medyadan sosyal ilişkilere kadar her alan, iyiliğin ya güçleneceği ya da zayıflayacağı birer sahadır. Bu noktada asıl mesele, iyiliği konuşmak değil; onu görünür, yaşanır ve yayılır kılmaktır. Unutulmamalıdır ki iyilik, bulaşıcıdır; fakat kötülük de öyledir. Hangisinin yayılacağını belirleyen ise toplumun duyarlılığıdır. Eğer iyiler çoğalır, sorumluluk üstlenir ve sesini yükseltirse; iyilik hayatın merkezine yerleşir. Aksi hâlde boşluk, mutlaka kötülük tarafından doldurulur.

Sonuç olarak iyiliği topluma hâkim kılmak, bir ideal değil; bir zarurettir. Bu zaruret, her bir mümini kendi çevresinden başlayarak bir iyilik halkası oluşturmaya davet eder. Çünkü büyük dönüşümler, küçük ama samimi adımlarla başlar.
Bugün yeniden sormanın zamanıdır: İyilik, hayatımızda ne kadar vardır? Ve biz, onun yayılması için ne kadar sorumluluk alıyoruz?

Bu sorulara verilecek cevap, sadece bireysel ahlâkımızı değil; içinde yaşadığımız toplumun istikametini de belirleyecektir.
Hoşça kalın, iyilikle kalın…

Haberler


Müftülük tartışması, gerçekler ve kasıtlı çarpıtmalar

Müftülük meselesi: Bir kurumdan fazlası

Çözümsüzlük politikası

İyiliği topluma hâkim kılmak

Yarının Cesur Yürekleri

İskeçe Türk Birliği genel kurula hazırlanıyor

Ömer Çelik’ten Batı Trakya ve müftülük açıklaması

İskeçe Müftülüğünden Paşevikli öğrenciler için Selanik’e kültürel gezi

Şarkıcı Işın Karaca İzmir Marşı’nı seslendirdiği için Yunanistan’a alınmadı

İskeçe Müftülüğünden gençlere yönelik Kocaeli gezisi

Sırakaya’dan Türk Azınlığın seçtiği müftüleri tanımayan Yunanistan’a tepki

ABTTF Başkanı Habipoğlu: “Yunanistan uluslararası hukuku hiçe sayıyor”