Anasayfa

19-08-2026
Ölümün karşısında dahi öfkesini dizginleyemeyen zihniyet
Bazı haberler vardır; okuduğunuzda yalnızca bilgi edinmezsiniz. Bir insanın hayatına, bir ailenin acısına, bir mahallenin hatıralarına dokunursunuz. Bazı yazılar ise insana, bütün siyasi tartışmaların ve ayrışmaların ötesinde, hepimizin aynı duygulara sahip olduğunu hatırlatır.
19 Ağustos 2026 Çarşamba

Bazı haberler vardır; okuduğunuzda yalnızca bilgi edinmezsiniz. Bir insanın hayatına, bir ailenin acısına, bir mahallenin hatıralarına dokunursunuz. Bazı yazılar ise insana, bütün siyasi tartışmaların ve ayrışmaların ötesinde, hepimizin aynı duygulara sahip olduğunu hatırlatır.

Geçtiğimiz günlerde Gümülcine’de yaşanan bir cenaze ve ardından yayımlanan bir yazı tam da böyle bir etki yarattı.

Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif’in eşi Celile Şerif, kısa süren bir rahatsızlığın ardından hayatını kaybetti.
Ölümünün ardından 16 Ağustos Pazar günü düzenlenen cenaze törenine ailesi, yakınları, dostları, komşuları ve Batı Trakya Türk toplumundan çok sayıda insan katıldı.

Bu, her şeyden önce bir cenazeydi.

Bir eşin, bir annenin, bir büyükannenin son yolculuğuydu.

Ve tam da bu nedenle, Gümülcine’de yayımlanan Paratiritis tis Thrakis gazetesinde Celile Hanım’ın ardından yayımlanan yazı, alışılmış siyasi tartışmaların çok ötesinde, insani yönüyle dikkat çekti.

Yazının en etkileyici tarafı, Celile Şerif’i herhangi bir siyasi kimliğin arkasına saklamamasıydı.
Onu bir insan olarak anlattı.

Bir komşu olarak…

Bir eş olarak…

Bir anne olarak…

Ve özellikle bir büyükanne olarak…

Yazıda, Celile Hanım’ın torunuyla ve mahalledeki diğer çocuklarla kurduğu güzel ilişki anlatılıyordu. Torununun sokakta diğer çocuklarla oynadığı günlerden, Celile Hanım’ın kısa sürede bütün çocuklar için çörek (Batı Trakya tabiriyle lokma) hazırlamasından, çocukları gözetmesinden, onlara ikram etmesinden söz ediliyordu.

Ne kadar sıradan, ne kadar sade ve ne kadar insani ayrıntılar…

Belki de tam da bu yüzden çok değerliydi.

Çünkü bir insanın hayatını anlatmanın en gerçek yollarından biri, onun makamlarını, siyasi bağlantılarını veya toplumdaki konumunu değil, insanlara nasıl davrandığını anlatmaktır.

Celile Hanım’ın ardından yazılan yazının güzelliği de buradaydı.

Bir cenazenin ardından yazılmıştı.

Ve bir insanın çocuklara duyduğu sevgiyi, komşularıyla kurduğu ilişkiyi, ailesine bağlılığını anlatıyordu.

Daha ne kadar doğal ve insani olabilirdi?

Mesele gerçekten sadece “seçilmiş müftü” ifadesi miydi?

Üstelik yazının bir başka önemli tarafı daha vardı.

Yazı, Celile Hanım’ın eşi İbrahim Şerif’ten söz ederken “seçilmiş müftü” ifadesini kullanıyordu.

İşte mesele tam burada başladı.

Paratiritis gazetesindeki yazıya, Batı Trakya Türk Azınlığına karşı bakış açısı ile bilinen RodopiPress adlı internet sitesinde yanıt verildi. Aslında buna “yanıt” demek bile belki fazla iyimser kalıyor. Çünkü söz konusu yazıda, Celile Hanım’ın ardından kaleme alınan bu insani ve duygusal yazı üzerinden Paratiritis ağır biçimde suçlandı ve çeşitli ithamlara maruz bırakıldı.

RodopiPress’te yayımlanan yazıda, Paratiritis’in “seçilmiş müftü” ifadesini kullanmasının siyasi bir tercih olduğu, bunun İbrahim Şerif’in kurumsal ve siyasi açıdan “meşrulaştırılmasına” hizmet ettiği ileri sürüldü. Yazının, Batı Trakya Türk azınlığı ve İbrahim Şerif etrafındaki siyasi söylemi hiçbir mesafe koymadan yeniden ürettiği ve dolayısıyla Ankara’nın Trakya’ya ilişkin siyasi anlatısına hizmet ettiği iddia edildi. Daha da ileri gidilerek Paratiritis’in adeta “Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosluğunun basın bürosu” gibi hareket ettiği imasında bulunuldu.

Bununla da yetinilmedi. Yazının Yunancadan değil Türkçeden çevrilmiş olabileceği ileri sürülerek metnin kaynağı sorgulandı; kim tarafından yazıldığı, kimin gönderdiği ve gazetenin neden yayımladığı konusunda kuşkular ortaya atıldı.

Bütün bu ağır değerlendirmelerin çıkış noktası ise nihayetinde son derece basitti:

Bir yazıda İbrahim Şerif için “seçilmiş müftü” denilmişti.

Bir insanın ölümünün ardından yazılmış, onun çocuklarla ve torunuyla ilişkisini, komşuluğunu ve aile hayatını anlatan bir yazı, bu tek ifade üzerinden adeta siyasi bir dosyaya dönüştürülmüştü.

Bazı çevreler için bir insanın ölümünün ardından yazılan bu yazının insani tarafı yeterli değildi. Yazının içinde “seçilmiş müftü İbrahim Şerif” ifadesinin kullanılmış olması, bir anda bütün metnin önüne geçirildi.

Yazı artık Celile Hanım’ın hayatını anlatan bir yazı olmaktan çıkarıldı.

Bir siyasi meseleye dönüştürüldü.

“Seçilmiş müftü” ifadesi üzerinden gazetenin niyeti sorgulandı, yazının kaynağı tartışıldı, hatta yazının arkasında siyasi hesaplar ve başka merkezler arandı.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Gerçekten bütün mesele bu muydu?

Bir kadın hayatını kaybetmiş.

Mahallesindeki çocuklarla kurduğu güzel ilişki anlatılmış.

Torununa duyduğu sevgi anlatılmış.

Komşuları tarafından sevildiği anlatılmış.

Ailesinin yaşadığı acı anlatılmış.

Cenazeye katılanlardan söz edilmiş.

Ve bütün bunların arasında, eşinin toplumdaki bilinen kimliğini ifade etmek için “seçilmiş müftü” denilmiş.

Bundan gerçekten bir siyasi kriz mi çıkarmak gerekiyordu?

Bu konu yıllardır tartışılmaktadır.

Dileyen herkes bu konudaki görüşünü savunabilir.

Ancak başka bir şey daha vardır:

Bir siyasi ve kurumsal tartışmanın varlığı, bir insanın ölümünün ardından yazılan her cümleyi siyasi bir metne dönüştürme hakkı vermez.

İnsanların yas tutma hakkı vardır.

İnsanların bir ölen insanı güzel hatıralarla anma hakkı vardır.

Bir gazetecinin, bir komşunun, bir yazarın, bir kadının hayatındaki güzel ayrıntıları anlatma hakkı vardır.

Ve belki daha da önemlisi, farklı kimliklere sahip insanların ortak insani duygularda buluşma hakkı vardır.

Ölüm bunlardan biridir.

Bizi asıl düşündüren de tam olarak budur.

Batı Trakya’da Türk azınlığı ile ilgili olumlu veya insani bir cümle kurulduğunda bundan rahatsız olan bir anlayışın varlığı.

Bir Türk azınlık mensubu hakkında olumlu bir şey söylendiğinde hemen bunun arkasında siyasi bir amaç aramak…

Azınlık toplumunun bir cenazesine gösterilen ilgiyi bile siyasi bir olay olarak lanse etmeye çalışmak…

Bir cenaze yazısında kullanılan tek bir ifadeyi, o yazının bütün insani içeriğinin önüne geçirmek…

Bütün bunlar, aslında çok daha büyük bir sorunu ortaya koyuyor:

Bir insanın kimliği, onun insanlığının önüne geçiriliyor.

Oysa Celile Şerif’le ilgili yazılan yazıda önemli olan onun kimin eşi olduğu değil, nasıl bir insan olduğuydu.

Çocukları sevmiş olmasıydı.

Torununa sahip çıkmasıydı.

Komşularıyla iyi ilişkiler kurmasıydı.

Mahallesindeki çocukları kendi çocukları gibi görmesiydi.

Ailesinin acısıydı.

Ve geride bıraktığı güzel hatıralardı.

Bunları anlatmak neden siyasi bir tehdit olarak görülmeli?

Dahası, bu olay bize Batı Trakya Türk Azınlığı söz konusu olunca medya dilinin ne kadar hassas ve ne kadar zehirli bir noktaya gelebileceğini de gösteriyor.

Bir tarafta, farklı dinlere mensup insanların aynı mahallelerde yaşamasının, kadınların, çocukların ve komşuluk ilişkilerinin ortak hayatından söz eden son derece insani bir yazı var.

Diğer tarafta ise bu yazının içinden siyasi anlamlar çıkarmaya çalışan, kullanılan kelimeleri didikleyen, yazının kaynağını sorgulayan ve “seçilmiş müftü” ifadesini merkeze alarak bütün metni tartışmalı hale getiren bir yaklaşım…

İki metin arasındaki fark aslında çok şey anlatıyor.

Birincisi insanı görüyor.

İkincisi siyaseti.

Birincisi ölümün ortaklaştırdığı duygulara bakıyor.

İkincisi ayrışma noktası arıyor.

Bazen bir büyükanne sadece büyükanne olarak anlatılabilir.

Bazen bir komşu sadece komşudur.

Bazen bir cenaze sadece cenazedir.

Ve bazen bir ölümün ardından söylenen güzel sözler sadece güzel sözlerdir.

Asıl tehlikeli olan ise, her şeyi siyasallaştıran bakış açısıdır.

Çünkü her şeyin arkasında siyasi hesap ararsanız, sonunda insanlığın kendisine bile şüpheyle bakmaya başlarsınız.

Bir Rumun, Türk komşusunun ölümünün ardından duyduğu üzüntü siyasi değildir.

Bir Türk’ün Rum komşusunun acısını paylaşması siyasi değildir.

Bir çocuğun başka bir çocuğun evinde oyun oynaması siyasi değildir.

Bir büyükannenin mahalledeki çocukları sevmesi siyasi değildir.

Bir gazetenin bu güzel komşuluk hikayesini anlatması da zorunlu olarak siyasi değildir.

Bunların hepsi hayatın kendisidir.

Ölüm karşısında hepimiz eşitiz.

Hepimizin sevdiği insanlar var.

Hepimizin kaybetmekten korktuğu insanlar var.

Hepimizin çocukluk hatıraları, aileleri, komşuları, dostları var.

Ve hepimizin bir gün ardından güzel sözler söylenmesini isteyeceği insanlar var.

Böyle bir yazının karşısına bile siyasi öfkeyle çıkılması ise insanı gerçekten düşündürüyor.

Batı Trakya Türk azınlığı hakkında olumlu bir cümle kurmak neden bu kadar zor?

Bir Türk azınlık mensubu hakkında güzel bir şey söylendiğinde neden hemen bunun altında başka bir niyet aranıyor?

Ve daha da önemlisi:

Bir insan öldüğünde bile neden onun ardından söylenen güzel sözlerden siyasi bir tehdit çıkarılıyor?

Eğer bir cenaze töreni bile siyasi hesaplaşmanın malzemesine dönüştürülebiliyorsa, orada ciddi bir sorun var demektir.

Celile Hanım artık aramızda değil.

Onu tanıyanlar onunla ilgili hatıralarını taşıyacak.

Çocuklar belki yıllar sonra, mahallede kendilerine lokma hazırlayan o uzun boylu, güler yüzlü büyükanneyi hatırlayacak.

Ailesi onu özleyecek.

Komşuları onu hatırlayacak.

İşte insan hayatının gerçek tarafı budur.

Siyaset gelir geçer.

Kurumlar değişir.

Tartışmalar biter.

Gazete yazıları unutulur.

Ama insanların birbirine bıraktığı güzel hatıralar kalır.

Celile Hanım’ın ardından yayımlanan yazının kıymeti de buradaydı.

Yapılması gereken de tam olarak buydu.

Bir cenazenin ardından insanlığı hatırlamak.

Ne yazık ki bazıları için bu bile fazla…





Haberler


Ölümün karşısında dahi öfkesini dizginleyemeyen zihniyet

Yüksek enflasyon Yunanistan’daki mevduatların değerini eritti

Engelli bireylere yönelik “Kişisel Yardımcı” programı ülke genelinde kalıcı hale geliyor

Gümülcine Seçilmiş Müftülüğünden Mevlit Kandili programı

Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif’ten teşekkür mesajı

Patriot bataryasının Girit’teki Suda Üssüne konuşlandırılması gündemde

Emekli desteğinin artırılması gündemde

Yunanistan’da 300 bin dönümün üzerinde ormanlık alan yandı

Batı Nil virüsünün yayılım alanı genişliyor

İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa’dan Mevlit Kandili mesajı

Tarımsal destek ödemelerinde Transpay dönemi

Selanik’te sendikalardan 5 Eylül’de kitlesel miting çağrısı