21-06-2026
Makul reddedilebilirlik: Vekil güçlerin sinsi gözdağı taktikleri
Siyaset bilimcilerin sıkça kullandığı, soğuk ve bir o kadar da sinsi bir kavram vardır: Plausible deniability. Türkçe karşılığıyla "makul reddedilebilirlik." Otoritenin, en kirli ve en hukuka aykırı operasyonları planlayıp, iş icraata döküldüğünde "Bizim haberimiz yok, tamamen yerel unsurların kendi arasındaki bir husumet" diyebilme konforudur bu. Elleri temiz tutmanın, hukuki ve siyasi sorumluluktan sıyrılmanın en eski, en organize yolu.

Siyaset bilimcilerin sıkça kullandığı, soğuk ve bir o kadar da sinsi bir kavram vardır: Plausible deniability. Türkçe karşılığıyla "makul reddedilebilirlik." Otoritenin, en kirli ve en hukuka aykırı operasyonları planlayıp, iş icraata döküldüğünde "Bizim haberimiz yok, tamamen yerel unsurların kendi arasındaki bir husumet" diyebilme konforudur bu. Elleri temiz tutmanın, hukuki ve siyasi sorumluluktan sıyrılmanın en eski, en organize yolu.
Bu sinsi stratejinin yakın tarihteki en kanlı sahnelerinden biri, 2007 yılının son günlerinde Kenya’da kuruldu. Ülkede devlet başkanlığı seçimlerinin ardından toplumsal gerilim zirveye tırmanmıştı. Dönemin iktidar klikleri, muhalif kitleleri ve etnik azınlıkları sindirmek, onları sandıktan ve hak arama mücadelelerinden uzaklaştırmak istiyordu. Ancak bunu resmi üniformalarla yapmak, uluslararası kamuoyunda "diktatörlük" damgası yemek demekti.
İşte tam o noktada sahneye "Mungiki" adı verilen lümpen bir suç şebekesi sürüldü. Toplumun en alt kademelerinden, dışlanmış ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan kişilerden devşirilen bu kaba kuvvet ordusu, parayla fonlandı, arkalarına devletin görünmez koruma kalkanı verildi ve muhalif mahallelerin üzerine salındı. Sokaklarda palalarla dehşet saçan, gözdağı veren bu çeteler terör estirirken, resmi kolluk kuvvetleri sadece izledi. Otorite ise arkasına yaslanıp dünyaya şu yalanı söyledi: "Bizimle ilgisi yok, kabileler arası bir sokak çatışması." İşte makul reddedilebilirlik buydu çünkü suçun ortağı devletin kendisiydi ama faturayı sokaktaki piyonlara kesmişti.
Şimdi bu kavramsal ve tarihsel aynayı alalım ve coğrafyamıza, Batı Trakya’ya, İskeçe’nin hafızasında derin bir yara açan Çınar Camii davasına tutalım.
İskeçe’de yaşananlar, Kenya’daki Mungiki örneğiyle aynı habis ruhun, aynı siyasi refleksin ve aynı taşeron mantığının Balkanlar’daki izdüşümünden başka bir şey değildir. Çınar Camii davasında, azınlığın iradesini yok sayarak devlet eliyle tepeden atanan tayinli müftüler ve vakıf heyetleri sahnede tek başlarına değildiler. Tıpkı Kenya’daki iktidar sahipleri gibi, onlar da arkalarına yasal hiçbir sorumluluğu olmayan, toplumun marjinalleştirilmiş kesimlerinden devşirilen kaba kuvvet unsurlarını aldılar.
Buradaki psikolojik ve sosyolojik hesap son derece nettir. Hak arayan, kimliğine ve ibadethanesine sahip çıkan Batı Trakya Türkünün karşısına resmi kolluk kuvvetlerini dikseniz, bu durum bir "hak ihlali" olarak uluslararası hukukun radarına takılır, direniş bilincini daha da keskinleştirir. Ama azınlığın karşısına lümpen, kaba kuvvet yanlısı sokak unsurlarını diktiğinizde, yaratılmak istenen illüzyon bambaşka olur.
Otorite bu hamleyle iki sinsi amaca hizmet eder: Birincisi, hedef alınan toplulukta derin bir güvensizlik iklimi yaratmak. "Siz hukuki olarak haklı olabilirsiniz ama sokakta yürürken güvende değilsiniz" mesajını vermektir. Kişiyi, evinin önünde veya caminin avlusunda her an her yerden gelebilecek kontrolsüz bir saldırının psikolojik baskısıyla felç etmektir. İkincisi ve en önemlisi, yine o meşhur makul reddedilebilirlik zırhına sığınmaktır. Yarın bir gün bir arbede çıktığında, bir dava uluslararası mahkemelere taşındığında, devlet mekanizması "Biz baskı yapmadık, azınlığın kendi içindeki gruplar/farklı unsurlar arasında bir sokak kavgası yaşandı" diyerek işin içinden sıyrılacaktır. Tıpkı Kenya’da polisin palalı çeteleri izlemesi gibi, İskeçe’de de kaba kuvvet arkasına devlet gücünü alıp gözdağı verirken adaletin gözlerini bağlaması tesadüf değildir.
Tarihte, mekanlar ve figüranlar değişse de muktedirlerin ezme ve sindirme metodolojisi hiç değişmiyor. Dün Kenya’da Mungiki’yi palayla sokağa salan akıl neyse, Çınar Camii davasında azınlık insanının üzerine kaba kuvvet unsurlarını salıp arkadan kıs kıs gülen akıl da odur.
Ancak bu topraklarda unuttukları bir şey var: Taşeron çetelerin kaba kuvvetiyle örülen korku duvarları, haklı bir davanın ve köklü bir toplumsal iradenin karşısında her zaman yıkılmaya mahkumdur. Çünkü tarih, vekil güçlerin sinsi gözdağı taktiklerini de yazar, o gözdağına karşı dimdik ayakta duran Çınar’ların asil direnişini de...