01-09-2026
Trampa’dan azınlık gündemine bakış
Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa, azınlığın gündemindeki temel sorunları ve değişen şartları GÜNDEM’e değerlendirdi.

Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa, GÜNDEM’in sorularını yanıtladı. Azınlık eğitimi, müftülük meselesi, dini özgürlükler ve kimlik sorunlarının yanı sıra gençlerin geleceği, tarım ve göç konularını değerlendiren Trampa, sorunların diyalog ve istişare yoluyla çözülmesi gerektiğini vurguladı.
Geçmişten gelen sorunların büyük ölçüde devam ettiğine dikkat çeken Trampa, dijitalleşmenin hayatın her alanını değiştirdiği günümüzde azınlığın sorunlarla mücadele yöntemlerinin de yeni şartlara göre güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Trampa, geçmişten gelen hakların kararlılıkla savunulmasının yanı sıra gençlerin sürece daha fazla dahil edilmesi ve aidiyetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Yunanistan makamlarından azınlığın taleplerini dikkate alan demokratik bir yaklaşım beklediklerini ifade eden Trampa, azınlık toplumunun da özellikle eğitim ve gençlerin geleceği konusunda ortak bir çaba ortaya koyması gerektiğini vurguladı.
GÜNDEM: Batı Trakya Türk Azınlığının bugün karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlar sizce nelerdir? Özellikle son dönemde azınlık toplumunu yakından ilgilendiren gelişmeleri dikkate aldığınızda, öncelikli olarak hangi konuların çözülmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Mustafa TRAMPA: Bence bugün Batı Trakya Türk Azınlığının karşı karşıya bulunduğu sorunlara sadece tek tek başlıklar olarak değil, azınlığın geleceğini ilgilendiren bir bütün olarak bakmak gerekiyor.
Öncelikli meselelerin başında eğitim geliyor. Zira bir toplumun değerler sistemini, yani dilini, kültürünü ve kimliğini koruyabilmesinin en önemli güvencesi eğitimdir. Son dönemde azınlık okullarının kapatılması yönündeki gelişmeler, toplumumuzda ciddi bir endişe yaratıyor. Meseleye sadece okullardaki çocuk sayısı azaldı, dolayısıyla okulların kapatılması kaçınılmaz bir sonuç gibi bakmamak lazım. Asıl mesele; azınlık okullarının kalitesinin arttırılması, bu okulların cazip hale getirilmesi. Devlet bu talebimize olumlu bir şekilde bakıyor mu? Bu isteğimizi karşılıyor mu? Yoksa bu taleplerimizi görmezden mi geliyor? Çocuklarımızın hem Türkçeyi hem de Yunancayı çok iyi öğrenebileceği, kaliteli ve çağdaş bir eğitim sisteminin oluşturulmasını istiyoruz.
Bunun yanı sıra müftülükler, vakıflar ve azınlık dernekleri konusunda toplumun iradesinin daha fazla dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. İnsanların kendi inançlarını, kimliklerini ve kurumlarını özgürce ifade edebilmesi demokratik bir toplumun temel şartlarından biridir.
GÜNDEM: Azınlık eğitimi uzun yıllardır en önemli sorunlarımızdan biri. Azınlık okullarının öğrenci ve okul sayısındaki azalma, okulların kapatılması, Türkçe eğitimin durumu ve velilerin tercihlerindeki değişim dikkate alındığında, azınlık eğitiminin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Mevcut sorunların aşılması için Yunanistan devletinden ve azınlık toplumundan hangi adımların atılmasını bekliyorsunuz?
Mustafa TRAMPA: Azınlık eğitimi, Batı Trakya Türk Azınlığının en önemli meselelerden biridir. Azınlık okullarımızın birer birer kapanması elbette ciddi bir sıkıntı. Ancak burada sadece okulların kapanmasını konuşmak yeterli değil; velilerin neden farklı tercihlere yöneldiğini de doğru anlamamız gerekiyor.
İnancım odur ki, kendi çocuklarımızı azınlık okullarından uzaklaştırmak için okullarımızda verilen eğitimin kaliteli olmadığına yönelik ciddi algı operasyonu yapılmaktadır. Bunun yanı sıra devlet okullarına gidildiği zaman sanki iş garantisi veriliyormuş gibi algı oluşturulmaktadır. Oysa Yunan üniversitelerinde iyi bir bölüme yerleşmesi için öğrencinin okul dışında iyi bir dershane eğitimi alması gerekmektedir. Bu da iddia edildiği gibi devlet okullarında eğitimin kaliteli değil, yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır.
Günümüz sosyolojisinde bu tür sıkıntıların yaşanması doğaldır. Velilerimizle yüz yüze ve gönül gönüle irtibat kurarak, sorumluluk bilinciyle önemli sonuçların alınabileceğine inanıyorum.
Ben azınlık eğitiminin geleceğine karamsar bakmak istemiyorum ve bakmıyorum. Fakat mevcut tablo bize açık bir mesaj veriyor: Eğer azınlık okullarının yaşamasını istiyorsak, onları sadece korumak değil, yeniden cazip hale getirmek zorundayız.
Bunun yolu da devlet ile azınlığımızın temsilcileriyle eğitim politikalarının birlikte değerlendirilmesinden, çocuklarımızın hem kendi dilini ve kültürünü koruyabileceği kaliteli bir eğitim sisteminden geçiyor. Mesele, çocuklarımızın kimliğini ve dilini korurken aynı zamanda onlara güçlü bir gelecek sunabilmektir. Bence bugün odaklanılması gereken temel nokta bu olmalıdır. Bunun için de tabii ki devletin ve hükümetlerin buna olumlu bir bakış açısıyla yaklaşması şart. Yani devletin azınlık eğitimini bitirmek ve sonlardırmak değil, iyileştirmek ve kalitesini arttırmak gibi bir amacı olmalıdır. Bunun için toplum olarak çalışmamız ve çabalamamız gerekmektedir. Siyasi anlamda da, toplumsal anlamda da ortak bir gayret göstermek durumundayız. Hem azınlık okullarına sahip çıkacağız, hem de okullarımızın gelişmesi ve daha iyi hale gelmesi için uğraş vereceğiz. Ancak birinci koşul kendi okulumuza sahip çıkmaktır. Bu nokta hayati öneme sahiptir.
GÜNDEM: Müftülük meselesinde yeni bir döneme girilmiş durumda. Dimetoka’nın ardından İskeçe ve Gümülcine’de de devlet tarafından müftü belirleme süreci devam ediyor. Yunanistan bu süreci “müftü seçimi” olarak nitelendiriyor. Siz, hem İskeçe Müftüsü hem de Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı olarak bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Azınlığın beklentisi ve talebi nedir?
Mustafa TRAMPA: Müftülük meselesi, Batı Trakya Türk Azınlığının uzun yıllardır devam eden en temel sorunlarından biridir. Bugün Dimetoka’nın ardından İskeçe ve Gümülcine müftülükleri için de devlet tarafından yeni bir atama sürecinin başlatılması, azınlık toplumunda ciddi bir rahatsızlık ve endişe oluşturmuştur.
Bizim itirazımız, azınlığın kendi dini liderini belirleme iradesinin dışında bir yöntemin dayatılmasıdır. Yunanistan insan haklarını ihlal ederek bu süreci “müftü seçimi” olarak nitelendiriyor. Bu yöntemi 90’lı yıllarda da kullandı. Bugün de kullanıyor. Ne yazık ki değişen hiçbir şey yok. Azınlığın talebi son derece nettir: Kendi müftüsünü kendi iradesiyle belirlemek. Bu talep yeni ortaya çıkmış bir talep değildir.
Bugün İskeçe ve Gümülcine’de toplumun benimsediği ve halkın iradesiyle seçilmiş müftüler bulunurken, devletin uluslararası antlaşmaları çiğneyerek keyfi uygumalarla atama yapması doğal olarak azınlığımızın tepkisini çekmektedir.
Biz azınlık olarak devletle karşı karşıya gelmek istemiyoruz. Tam tersine, bu meselenin karşılıklı diyalog ve istişare yoluyla çözülebileceğine inanıyoruz. Devletin görevi, azınlığımızın iradesini yok saymak değil, bilakis kabul edilebilir, kalıcı bir çözüm üretmektir.
Beklentimiz, azınlık kurum ve kuruluşlarının, azınlık temsilcilerinin görüşlerinin dinlenmesi ve kararların azınlıkla istişare edilerek alınmasıdır. Bizim mücadelemiz bir makam mücadelesi değil, kendi dini hayatını ve kendi kurumlarını belirleme hakkıyla ilgili bir meseledir. Dolayısıyla beklentimiz, devletin müftülük sorununu yeni atamalarla derinleştirmek yerine, azınlığın iradesini var sayarak kalıcı bir çözüm için bizimle diyalog kurmasıdır.
GÜNDEM: Müftülük konusunda Lozan Antlaşması ve diğer uluslararası anlaşmaların yanı sıra dini özgürlükler ve azınlığın kendi dini liderlerini belirleme hakkı da tartışılıyor. Yunanistan’ın mevcut uygulamasının uluslararası yükümlülüklerle ve azınlığın iradesiyle bağdaştığını düşünüyor musunuz?
Mustafa TRAMPA: Yunanistan’ın mevcut uygulamaları ne uluslararası yükümlülüklerle, ne de azınlığın iradesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Burada din özgürlüğü, azınlığın kendi dini hayatını düzenleme hakkı ve kendi toplumsal dini lideri üzerindeki hür ve bağımsız iradesi söz konusudur.
Lozan Antlaşması’nın Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığın dini ve kültürel özelliklerini koruyan hükümleri vardır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Müftü İbrahim Şerif kararında müftülük meselesi bağlamında din özgürlüğünün demokratik toplum açısından temel önemine dikkat çekilmiş ve Yunanistan hakkında ihlal kararı verilmiştir. Bu nedenle bugün yapılması gereken, insan hakları ve dini özgürlüklere uygun, azınlığımızın güvenini kazanacak bir çözüm ortaya koymaktır.
Bizim açımızdan temel mesele, bir dini lider, görev yaptığı toplumun güvenine ve iradesine sahip olmalıdır. Devletin görevi ise bu iradeyi yok saymak değil, hukuk çerçevesinde güvence altına almaktır.
GÜNDEM: Önümüzdeki döneme baktığınızda, hem azınlık eğitimi hem de müftülük meselesinde nasıl bir yol haritası izlenmeli? Danışma Kurulu Başkanı olarak Yunanistan makamlarından öncelikli olarak hangi somut adımları bekliyorsunuz ve Batı Trakya Türk Azınlığının bu süreçte nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Mustafa TRAMPA: Önümüzdeki dönemde hem eğitim hem de müftülük meselesinde ihtiyacımız olan şey, sorunların günlük tartışmaların konusu olmaktan çıkarılıp kalıcı ve ortak çözümlere kavuşturulmasıdır. Bunun için de öncelikle istişare mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Eğitim konusunda Yunan makamlarından beklentimiz, azınlık okullarının sadece öğrenci sayıları üzerinden değerlendirilmemesi ve okulların yaşatılması için azınlık eğitiminin özerkliğini dikkate alarak adım atmasıdır.
Somut olarak velilerimizin, “Çocuğumun geleceği için hangi okul daha iyi?” sorusuna güvenle ve gönül rahatlığıyla “Azınlık okulu” diyebileceği bir eğitim ortamı oluşturmasını istiyoruz. Biz azınlık olarak bunu devletten istiyoruz, talep ediyoruz. Bu husus zaten Yunanistan devletinin de uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüğüdür. Tekrar ediyorum; biz toplum olarak azınlık okulunun yaşatılmasını, iyileştirilmesini ve insanımızın güveneceği bir eğitim kurumu olmasını talep ediyoruz. Devlet yöneticilerinden demokratik bir yaklaşım ve azınlığın taleplerini önceleyen, bu talepleri ciddi bir şekilde dikkate alan bir yaklaşım bekliyoruz.
Ancak burada bizim de üzerimize düşen sorumluluklar var. Batı Trakya Türk Azınlığı olarak kendi içimizde daha fazla istişare etmeli, eğitim konusunda çocuklarımızın geleceğini şekillendirecek, “azınlık okullarımızı merkeze alan” ve azınlık okullarımızı terk etmeden somut öneriler geliştirmeliyiz. Ben özellikle gençlerimizin ve velilerimizin bu sürecin merkezinde olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bugün okul tercihi noktasında vereceğimiz kararlar sadece bugünü değil, önümüzdeki nesillerin dini, dili, geleneği ve kültürü ekseninde nasıl bir Batı Trakya Türk Azınlığında yaşayacağını belirleyecek.
Danışma Kurulu Başkanı ve kurul üyeleri olarak bizim önceliğimiz ve amacımız devletle karşı karşıya gelmek değil; çocuklarımızın kendi kimlikleriyle, kendi dilleriyle ve kendi inançlarıyla özgür, huzurlu ve güçlü bir gelecek kurabilecekleri şartları oluşturmaktır. Bunun için mücadelemizi demokratik, kararlı ve yapıcı bir şekilde sürdüreceğiz.
GÜNDEM: Danışma Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmenizin üzerinden bir süre geçti. Bu süreçte Batı Trakya Türk Azınlığının gündemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün azınlığın karşı karşıya bulunduğu en önemli üç sorun sizce nedir?
Mustafa TRAMPA: Azınlığımızın temel gündemi ve talebi kaliteli eğitim, dini özgürlüklerin güvence altına alınması ve milli kimliğimize saygı.
Bugün Türk azınlığımızın karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birincisi gençlerimizin varlık sorunu, ikincisi tarımın değersizleşmesiyle birlikte gelen ekonomik endişe ve üçüncüsü buna bağlı olarak göç dalgası.
GÜNDEM: Türk Azınlık açısından son yıllarda sorunların niteliğinde bir değişiklik görüyor musunuz? Eskiden yaşanan sorunların devam ettiğini mi, yoksa yeni sorun alanlarının da ortaya çıktığını mı düşünüyorsunuz?
Mustafa TRAMPA: Evet, son yıllarda sorunların niteliğinde belirgin bir değişim olduğunu düşünüyorum. Mesela iki azınlık ortaokul ve lisemizde encümen heyetlerinin okula alınmaması veya kısıtlamalar getirilmesi, “Batı Trakya” ifadesinin mahkeme yoluyla yasaklanması gibi. Ancak bu durumu, geçmişte yaşadığımız sorunların ortadan kalktığı şeklinde değerlendirmemek gerekir. Tam tersine, birçok geleneksel sorunlarımız devam ederken, bunlara yeni sorun alanları ve yeni uygulamalar eklenmiş durumda.
Geçmişten bugüne baktığımızda kimlik, eğitim, dini özgürlükler, örgütlenme özgürlüğü ve azınlığın kendi kurumları üzerinde söz sahibi olması gibi temel meselelerin hala gündemimizde olduğunu görüyoruz. Özellikle kimlik ve örgütlenme alanında geçmişten gelen bazı sorunların ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması meselesinin hala çözülememiş olması bunun açık bir göstergesidir.
Önümüzdeki dönemde sadece “Eski haklarımızı nasıl koruyacağız?” sorusunu değil, “Değişen şartlar içerisinde azınlığımızın geleceğini nasıl daha güçlü hale getireceğiz?” sorusunu da sormamız gerekiyor.
Batı Trakya Türk Azınlığı olarak geçmişten gelen haklarımızı kararlılıkla savunurken, gençlerimizi sürece daha fazla dahil etmek ve aidiyetlerini güçlendirmek zorundayız.
Kısacası, sorunlarımızın bazıları eski, lakin yaşadığımız mevcut dijitalizm çağında şartların bazıları artık yeni. Bu nedenle mücadele yöntemlerimizin de yeni şartlara göre güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
GÜNDEM: Müftülük konusunda Lozan Antlaşması ve diğer uluslararası anlaşmaların yanı sıra dini özgürlükler ve azınlığın kendi dini liderlerini belirleme hakkı da tartışılıyor. Yunanistan’ın mevcut uygulamasının uluslararası yükümlülüklerle ve azınlığın iradesiyle bağdaştığını düşünüyor musunuz?
Mustafa TRAMPA: Yunanistan’ın mevcut uygulamaları ne uluslararası yükümlülüklerle, ne de azınlığın iradesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Burada din özgürlüğü, azınlığın kendi dini hayatını düzenleme hakkı ve kendi toplumsal dini lideri üzerindeki hür ve bağımsız iradesi söz konusudur.
Lozan Antlaşması’nın Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığın dini ve kültürel özelliklerini koruyan hükümleri vardır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Müftü İbrahim Şerif kararında müftülük meselesi bağlamında din özgürlüğünün demokratik toplum açısından temel önemine dikkat çekilmiş ve Yunanistan hakkında ihlal kararı verilmiştir. Bu nedenle bugün yapılması gereken, insan hakları ve dini özgürlüklere uygun, azınlığımızın güvenini kazanacak bir çözüm ortaya koymaktır.
Bizim açımızdan temel mesele, bir dini lider, görev yaptığı toplumun güvenine ve iradesine sahip olmalıdır. Devletin görevi ise bu iradeyi yok saymak değil, hukuk çerçevesinde güvence altına almaktır.
GÜNDEM: Önümüzdeki döneme baktığınızda, hem azınlık eğitimi hem de müftülük meselesinde nasıl bir yol haritası izlenmeli? Danışma Kurulu Başkanı olarak Yunanistan makamlarından öncelikli olarak hangi somut adımları bekliyorsunuz ve Batı Trakya Türk Azınlığının bu süreçte nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğini düşünüyorsunuz?
Mustafa TRAMPA: Önümüzdeki dönemde hem eğitim hem de müftülük meselesinde ihtiyacımız olan şey, sorunların günlük tartışmaların konusu olmaktan çıkarılıp kalıcı ve ortak çözümlere kavuşturulmasıdır. Bunun için de öncelikle istişare mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Eğitim konusunda Yunan makamlarından beklentimiz, azınlık okullarının sadece öğrenci sayıları üzerinden değerlendirilmemesi ve okulların yaşatılması için azınlık eğitiminin özerkliğini dikkate alarak adım atmasıdır.
Somut olarak velilerimizin, “Çocuğumun geleceği için hangi okul daha iyi?” sorusuna güvenle ve gönül rahatlığıyla “Azınlık okulu” diyebileceği bir eğitim ortamı oluşturmasını istiyoruz. Biz azınlık olarak bunu devletten istiyoruz, talep ediyoruz. Bu husus zaten Yunanistan devletinin de uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüğüdür. Tekrar ediyorum; biz toplum olarak azınlık okulunun yaşatılmasını, iyileştirilmesini ve insanımızın güveneceği bir eğitim kurumu olmasını talep ediyoruz. Devlet yöneticilerinden demokratik bir yaklaşım ve azınlığın taleplerini önceleyen, bu talepleri ciddi bir şekilde dikkate alan bir yaklaşım bekliyoruz.
Ancak burada bizim de üzerimize düşen sorumluluklar var. Batı Trakya Türk Azınlığı olarak kendi içimizde daha fazla istişare etmeli, eğitim konusunda çocuklarımızın geleceğini şekillendirecek, “azınlık okullarımızı merkeze alan” ve azınlık okullarımızı terk etmeden somut öneriler geliştirmeliyiz. Ben özellikle gençlerimizin ve velilerimizin bu sürecin merkezinde olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bugün okul tercihi noktasında vereceğimiz kararlar sadece bugünü değil, önümüzdeki nesillerin dini, dili, geleneği ve kültürü ekseninde nasıl bir Batı Trakya Türk Azınlığında yaşayacağını belirleyecek.
Danışma Kurulu Başkanı ve kurul üyeleri olarak bizim önceliğimiz ve amacımız devletle karşı karşıya gelmek değil; çocuklarımızın kendi kimlikleriyle, kendi dilleriyle ve kendi inançlarıyla özgür, huzurlu ve güçlü bir gelecek kurabilecekleri şartları oluşturmaktır. Bunun için mücadelemizi demokratik, kararlı ve yapıcı bir şekilde sürdüreceğiz.
GÜNDEM: Danışma Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmenizin üzerinden bir süre geçti. Bu süreçte Batı Trakya Türk Azınlığının gündemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün azınlığın karşı karşıya bulunduğu en önemli üç sorun sizce nedir?
Mustafa TRAMPA: Azınlığımızın temel gündemi ve talebi kaliteli eğitim, dini özgürlüklerin güvence altına alınması ve milli kimliğimize saygı.
Bugün Türk azınlığımızın karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birincisi gençlerimizin varlık sorunu, ikincisi tarımın değersizleşmesiyle birlikte gelen ekonomik endişe ve üçüncüsü buna bağlı olarak göç dalgası.
GÜNDEM: Türk Azınlık açısından son yıllarda sorunların niteliğinde bir değişiklik görüyor musunuz? Eskiden yaşanan sorunların devam ettiğini mi, yoksa yeni sorun alanlarının da ortaya çıktığını mı düşünüyorsunuz?
Mustafa TRAMPA: Evet, son yıllarda sorunların niteliğinde belirgin bir değişim olduğunu düşünüyorum. Mesela iki azınlık ortaokul ve lisemizde encümen heyetlerinin okula alınmaması veya kısıtlamalar getirilmesi, “Batı Trakya” ifadesinin mahkeme yoluyla yasaklanması gibi. Ancak bu durumu, geçmişte yaşadığımız sorunların ortadan kalktığı şeklinde değerlendirmemek gerekir. Tam tersine, birçok geleneksel sorunlarımız devam ederken, bunlara yeni sorun alanları ve yeni uygulamalar eklenmiş durumda.
Geçmişten bugüne baktığımızda kimlik, eğitim, dini özgürlükler, örgütlenme özgürlüğü ve azınlığın kendi kurumları üzerinde söz sahibi olması gibi temel meselelerin hala gündemimizde olduğunu görüyoruz. Özellikle kimlik ve örgütlenme alanında geçmişten gelen bazı sorunların ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması meselesinin hala çözülememiş olması bunun açık bir göstergesidir.
Önümüzdeki dönemde sadece “Eski haklarımızı nasıl koruyacağız?” sorusunu değil, “Değişen şartlar içerisinde azınlığımızın geleceğini nasıl daha güçlü hale getireceğiz?” sorusunu da sormamız gerekiyor.
Batı Trakya Türk Azınlığı olarak geçmişten gelen haklarımızı kararlılıkla savunurken, gençlerimizi sürece daha fazla dahil etmek ve aidiyetlerini güçlendirmek zorundayız.
Kısacası, sorunlarımızın bazıları eski, lakin yaşadığımız dijital çağda şartların bazıları artık yeni.. Bu nedenle mücadele yöntemlerimizin de yeni şartlara göre güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.