Anasayfa
07-08-2026
Hakkın aynasını kırmayalım
Biliyoruz ki, insan, Cenab-ı Hakk’ın aynasıdır. Allah, insanı kendinden bahşettiği bir nur ile yarattı ve büyük ayrıcalıklarla nasiplendirdi. Allah Rasulü (s.a.s.); ”Allah, Adem’i kendi suretinde yarattı” (Buhari, Müslim) derken işte bu hakikate işaret ediyor. Bunun için insanın kalbi; “Nazargâh-ı İlahi” (Allah’ın baktığı yer) olarak tanıtılıyor.

İnsanın vücudu, şu gördüğümüz maddi alemin unsurlarından yaratılmıştır. Fakat ruhi yönü, görünmeyen alemin hazineleri ile bezenmiştir. İnsanı yalnızca et ve kemik olmaktan kurtaran kalb, ruh, vicdan, ilim, fikir, sevgi gibi cevherler, işte o gayb alemine, yani melekût alemine aittir. Peki, insan diğer varlıklardan farklı olarak neden böyle özel yaratıldı? Bu özel yaratılış, çok özel bir vazife içindir: O Kudreti Sonsuz Yaratıcı’yı tanımak, sevmek ve bütün varlıklara bu sevgiyi yaymak.

O halde bir kalp, ilahi sevgiden nasiplendiği ölçüde insanları sevebilir, yaratılmışlara hizmet edebilir, onların yükünü ve zahmetini çekebilir. Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’ı tanıyan insan, bu tanıyışı miktarınca kendisinin ve diğer insanların kıymetini bilir, hakkını verir, adaleti gözetir. Ancak Allah sevgisiyle başkalarını karşılıksız sevebilir.
İnsanı kendine temsilci yapan ve onunla kainattaki mükemmelliği tamamlayan Yüce Rabbimiz, bu şerefli varlığın hak ve hukukunu koruma adına bizlere birçok emirler vermiş, yollar öğretmiştir. İşte din, bir anlamıyla, insanlığın şerefini korumaya yönelik bu emir ve yasaklar bütünüdür.

Önce şunu bilelim: Yüce Rabbine iman eden herkes, gerçek insanlığa adım atmıştır. Ve Allah’a giden dostluk yolculuğuna başlamıştır. “Allah müminlerinin dostudur” (Bakara/257) ayeti bu müjdeyi veriyor.
İnsanın canı, kanı, malı, ırzı ve şerefi Kâbe gibi kutsaldır, koruma altındadır. Hatta birisinin kalbini kırmak, Kâbe’yik yıkmaktan daha büyük günah kabul edilmiştir. Haksız yere cana kıymak, kan akıtmak, mal gasbetmek, ırzı karalamak, şerefi zedelemek en büyük zulümdür ve Allah’a karşı işlenmiş sayılır.

Görüldüğü gibi dinimize göre insanın varlığı kutsaldır. Değeri bu kadar yüksek olan varlığın elbette sorumluluğu da ona göre büyük olacaktır. Sorumluluk bilinciyle yaşadığımız ölçüde, öncelikle kendimizle, en yakınlarımızla, çevremizle ve tüm insanlıkla barışık oluruz. Günümüzde insanlık bu sorumluluk bilincine ne kadar muhtaçtır değil mi? Televizyon haberlerinde ilk sırayı alan savaş havası herkesi ürkütüyor. İşte bu noktada savaşı meşru görenler, sorumluluktan ne kadar uzak kaldıklarını gösterir. Cenâb-ı Hak’kın bir müddet için bu dünyada yaşama hakkını verdiği insanoğluna, birileri bunu gözardı ederek bu hakkı gasp ediyor olmaları Allah’a karşı açılmış bir savaş sayıldığını bilsinler.

Günahlar ve kötülükler, kalbimizi kirletir ve ruhumuzu hasta eder. Eğer bir an önce önlem alınmaz ve bu günah kirlerinden temizlenmezse sonucun büyük felaketlere yol açacaktır. Bu yüzden, hep birlikte çaba göstererek, Allah’a olan sevgimizi ve takvamızı artırmalıyız. Namus ve şerefimizi korumak adına her türlü mücadeleyi vermeliyiz. Bu konuda biz Türk milleti olarak bugüne kadar dimdik gelebildiysek; milli ve dini hasletlerimizi korumakla ve atalarımızın bize miras olarak bıraktığı mücadele ruhunu sürdürmemizle mümkün olmuştur. Yakın tarihte, 15 Temmuz 2016’da Anavatanımız Türkiye’de şanlı Milletimizin canları pahasına hain fetö’nün kanlı darbe girişimini önlemeleri bizim için ve gelecek kuşaklarımız için almamız gereken hayati öneme sahip dersler vardır. Geçtiğimiz günlerde düzenlenen etkinliklerle ihya ettiğimiz Demokrasi ve Milli Birlik günü vesilesiyle 15 Temmuz şehitlerimizi ve bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyoruz. Rabbim makamlarını âlî, mekânlarını cennet eylesin.

İnsan varlığı, en büyük emanettir. Bu emanete sahip çıkmak, hak ve adaleti gözetmek ise bizim en önemli görevimizdir. Sorumluluk bilinciyle hareket ettiğimizde, hem kendimiz barış içinde yaşarız, hem de dünyaya huzur getiririz. İnsanların yaşam hakkını savunmak ve savaşların sona ermesini Allah’tan istemek, en insani ve en dini görevimizdir. Sorumluluk sahibi davranırsak, hem kendimiz huzur buluruz, hem de dünyayı daha yaşanabilir kılabiliriz. Allah’tan, savaşların sona erdiği, barış ve kardeşliğin hakim olduğu sevgi dolu bir dünya diliyoruz.

7 Ağustos 2026 Cuma 11:47