Anasayfa
08-03-2026
Batı Trakya Türküne dil ve kimlik üzerinden kurulmak istenen baskı
Gümülcine Devlet Hastanesinde Türkçe konuşulmasının ve başörtüsünün yasaklanması yönünde ortaya atılan öneri, sadece bir idari düzenleme talebi değildir. Bu öneri, aslında çok daha derin bir zihniyetin dışa vurumudur; adeta onun bir yansımasıdır.

Gümülcine Belediyesinde faaliyet gösteren yerel siyasi oluşum Spartakos’un dile getirdiği bu talep, kabul edilemez olduğu kadar son derece antidemokratik ve insan haklarına aykırı bir yaklaşımı temsil etmektedir.

Söz konusu öneri ve talep Batı Trakya Türk Azınlığı çevrelerinden ciddi eleştiriler almıştır. Çünkü mesele yalnızca bir hastanede hangi dilin konuşulacağı meselesi değildir. Mesele, bir toplumun kimliğine, diline, kültürüne ve inancına karşı gösterilen tahammülsüzlüğün açık bir göstergesidir.

Batı Trakya Türk Azınlığı bu topraklarda yaşayan bir gerçektir. Diliyle, kültürüyle, kimliğiyle var olan bir topluluktur. Bu varlığı görmezden gelmek ya da görünmez kılmaya çalışmak ise demokratik bir toplum anlayışıyla bağdaşmaz. Tam tersine, bu tür girişimler çoğulculuğa ve demokrasiye hizmet etmez.

Hastaneler toplumun her kesimine hizmet veren kamusal alanlardır. Sağlık hizmetinin özü, insanların kendilerini güvende ve anlaşılmış hissetmesidir. Hastanın dilini anlamak ve onunla iletişim kurabilmek sağlık hizmetinin kalitesini artıran bir unsurdur. Bu nedenle Türkçe konuşulmasını yasaklamak gibi bir düşünce, yalnızca azınlık haklarına değil aynı zamanda sağlık hizmetinin doğasına da aykırıdır. Böyle bir yasak, insan haklarına karşı ağır bir ihlal anlamına gelir ve hiçbir şekilde kabul edilemez.

Benzer şekilde başörtüsünü yasaklamaya yönelik bir yaklaşım da bireysel özgürlüklerin ihlali anlamına gelir. Modern demokrasilerde devletin görevi insanların kimliklerini bastırmak değil, farklılıkların bir arada yaşayabileceği özgür bir ortam sağlamaktır.

BATI TRAKYA TÜRKLERİNİN KİMLİĞİNİ GÖRÜNMEZ KILMA ÇABASI
Bu noktada şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir: Bu tür talepler, Batı Trakya Türk Azınlığının dilinin, kültürünün, inancının ve kimliğinin kamusal alanda görünür olmasına tahammül edemeyen bir zihniyetin yansımasıdır. Başka bir ifadeyle, Türk azınlığın varlığını sınırlamak ve görünmez kılmak isteyen bir anlayışın tezahürüdür.

Daha da önemlisi, bu yaklaşım yalnızca dil ya da kıyafet meselesi değildir. Aynı zamanda Batı Trakya genelindeki hastanelerde, sağlık ocaklarında ve hatta özel sektörde çalışan Türk azınlık mensubu sağlık çalışanları üzerinde bir baskı ve tahakküm kurma girişimidir. Amaç, azınlık insanını dilinden, kültürlerinden ve kimliğinden vazgeçirmektir.

Bu yaklaşım, demokratik toplum değerleriyle kesinlikle bağdaşmaz.

1970’li, 80’li hatta 90’lı yıllarda hastanede, postanede, belediyede, valilikte, emniyette, hatta çarşı pazarda Türkçe konuşunca uyarılara maruz kalan azınlık insanı üzerinde kimlik merkezli yeni bir baskı rejimi mi kurulmak isteniyor?

Demokrasi yasaklarla güçlenmez. Tam tersine, özgürlüklerin genişlemesiyle ve farklı kimliklerin eşit ve onurlu bir şekilde var olabilmesiyle güçlenir. Batı Trakya’nın toplumsal barışı da ancak bu anlayış üzerine inşa edilebilir.

Bu nedenle dil yasaklarıyla, kıyafet yasaklarıyla ya da kimlikleri bastırma girişimleriyle bir gelecek kurulamaz. Kurulması gereken şey, farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü bir demokratik kültürdür.

Aksi yöndeki her adım yalnızca azınlıkları değil, demokrasinin kendisini de zayıflatır. Aynı zamanda azınlık insanının devlete olan güvenini daha da zedeler.

Spartakos listesin yapmak istediği şey bölgemizi ileriye değil, hızla geriye götürür. Gümülcine Devlet Hastanesinin personelinin yarıya yakınının kimliğini, kültürünü ve dilini görünmez kılmak, azınlık karşıtı bir anlayışın açık göstergesidir. Böyle bir şey asla kabul edilemez.

Merak edilen şu: Batı Trakya’yı “Avrupa’nın birlikte uyum ve barış içinde yaşama modeli” olarak lanse eden siyasiler, siyasi partiler, milletvekilleri, yerel yöneticiler ve ilgili kurumlar bu tahakküm, baskı ve sindirme girişimine karşı bir iki cümle edecekler mi? Yoksa sessiz kalıp bu antidemokratik taleplere çanak mı tutacaklar? Böylelikle azınlık insanı üzerinde baskı kurmak isteyen zihniyete sessiz kalarak bir anlamda onay mı verecekler?


8 Mart 2026 Pazar 13:56

Ozan Ahmetoğlu
Hayatın İçinden
Diğer yazılar >